Köşe Yazısı

İran Savaşının Tarımımıza Olası Etkileri

 “İlkbaharda yemeğe başladığımız İran karpuzunun artık gelip gelmeyeceği” sorusu aklınıza gelmiş olmalı. Kışın dahi karpuzun yetiştiği İran’da, korkarım üreticinin ürünü nasıl satarım endişesinden çok daha önemli olaylar yaşanmaktadır.

İran savaşı, Türkiye için sadece komşu bir ülkedeki çatışma değil; enerji, lojistik ve tarımsal girdiler üzerinden doğrudan bir gıda güvenliği krizidir. Türkiye’nin coğrafi konumu ve ekonomik yapısı, bu krizin etkilerini “dalga dalga” hissetmesine neden olabilecektir.

İran’ın Basra Körfezi’ndeki ABD müttefiklerine misilleme yapması, Körfez’in açık okyanusa tek deniz geçişi olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini bozarak enerji piyasalarını sarstı[1]. Dünyadaki petrol ihracatının yaklaşık %27’si, küresel sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatının %20’si ve üre, amonyak, fosfat ve kükürt dahil küresel gübre ihracatının %20-%30’u bu boğazdan geçmektedir. Tankerlere yönelik dron ve roket saldırıları süregelen bir tehlike arz etmekte ve bölgedeki deniz sigorta maliyetlerini aşırı derecede yükseltmektedir; bu durum, çatışmalar başladığından bu yana Boğaz’dan geçen sevkiyatlarda %70’ten fazla bir düşüşe neden olmuştur.

Çatışmanın uzaması, Basra Körfezi bölgesiyle yapılan küresel deniz ticaretini muhtemelen boğacak; dünya genelinde enerji ve gübre fiyatlarını artıracak, Hürmüz Boğazı üzerinden tahıl, yağlı tohum ve bitkisel yağ ithalatına bağımlı olan Körfez ülkelerindeki gıda güvenliğini doğrudan tehdit edecek ve potansiyel olarak diğer bölgelerdeki gıda üretimini ve fiyatlarını da etkileyecektir.

Temel gübre ürünlerinin fiyatları artış gösteriyor. Orta Doğu üre fiyatları 5 Mart’ta ton başına 590 doların üzerinde kapandı (bir haftada %19 artış); ABD Körfez DAP fiyatları ise ton başına 655 dolara ulaştı. Gübre fiyatları 2021 sonu ve 2022 başındaki rekor seviyelerin çok altında olsa da bu artışlar, dünya genelindeki çiftçilerin zaten düşük tahıl ve yağlı tohum fiyatlarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gelmektedir. Yüksek gübre maliyetleri, üreticiler için kâr marjlarının daralması ve bazılarının daha az gübre isteyen ürünlere yönelmesi veya daha az gübre kullanması anlamına gelebilir. Kuzey Yarımküre’deki çiftçiler bahar ekimi için girdilerini zaten satın almış olabileceğinden acil etki sınırlı olabilir; ancak uzayan bir çatışma Güney Yarımküre’deki ekim kararlarını ve verimi, ayrıca Güney ve Güneydoğu Asya’daki pirinç üretimini etkileyebilir.

Bu krizin sadece bölgesel kalmayacağı, küresel gıda enflasyonunu yeniden tetikleyeceği meydanda. Kısa vadede Kuzey Yarımküre’deki ekimler çok etkilenmese de, çatışmanın uzaması durumunda Güney Yarımküre’deki tarımsal verimin düşeceği ve dünya genelinde gıda fiyatlarının tarihsel rekor seviyelere yaklaşabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil.

Türkiye, azotlu gübrelerde hem hammadde (doğal gaz) hem de nihai ürün bazında dışa bağımlı bir ülke olduğu için, İran merkezli bir krizin etkilerini çok hızlı hisseder.

İşte bu durumun Türkiye üzerindeki olası senaryoları ve tarımdaki yansımaları:

Türkiye, ihtiyacı olan gübrenin önemli bir kısmını ithal ederken, yerli üretimi için de ithal doğal gaza muhtaçtır.

Küresel piyasada üre fiyatları %19 arttığında, bu Türkiye’ye hem döviz kurundaki hareketlilik hem de nakliye maliyetlerindeki artışla “katlanarak” yansır.

Doğal gaz fiyatlarının %50 artması, Türkiye’deki gübre fabrikalarının üretim maliyetlerini sürdürülemez hale getirerek tesislerin geçici olarak durmasına neden olabilir.

Gübre fiyatları yükseldiğinde çiftçiler genelde iki yoldan birini seçer:

  • Çiftçi “bu fiyata gübre atamam” diyerek eksik gübreleme yapar. Bu da buğday, mısır ve arpa gibi temel ürünlerde %20-%30 verim kaybı
  • Gübreye çok ihtiyaç duyan (azot canavarı) mısır veya pamuk gibi ürünler yerine, daha az gübre isteyen baklagillere veya yağlı tohumlara yönelebilirler. O zaman da mısır, pamuk ithalatımız artacaktır.

Kriz anında öncelik, mevcut stokları korumak ve çiftçinin tarladan kaçmasını engellemektir;

Gübre İhracatının Durdurulması: İç piyasadaki arzı garanti altına almak için tüm gübre çeşitlerinin ihracatı derhal askıya alınmalıdır.

Stratejik Gübre Desteği: Gübre fiyatlarındaki artışın (örneğin %19-50 arası) doğrudan çiftçiye yansımaması için devletin bu farkı sübvanse etmesi gerekir. “Mazot ve Gübre Desteği” nakdi olarak değil, doğrudan girdi maliyetini düşürecek şekilde uygulanmalıdır.

İthalat Kanallarının Çeşitlendirilmesi: Basra Körfezi kapandığına göre, Kuzey Afrika (Fas – Fosfat), Orta Asya ve Rusya (Karadeniz hattı üzerinden) koridorları için acil ticaret anlaşmaları yapılmalıdır.

Türkiye, enerji fiyatlarındaki artışı gıda fiyatlarına yansıtmamak için enerji-tarım-ekonomi sacayağını bir bütün olarak yönetmelidir. Eğer gübre fiyatları kontrol altına alınamazsa, bu durum sadece çiftçiyi değil, şehirdeki tüketicinin ekmeğinin fiyatını da doğrudan etkileyecektir.

Bu çerçevede, Ticaret Bakanlığımız, Tarım ve Orman Bakanlığı ile koordineli ve istişare içinde bölgemizdeki gelişmeler ve tedarik süreçlerine yansımaları dikkate alınarak, tarım sektöründe üreticilerimizin maliyetlerinin artmasını önlemek ve bu suretle gıda ürünlerinde herhangi bir fiyat artışının önüne geçmek amacıyla, gübre sektöründe arz güvenliğini teminen üre cinsi eşya için gümrük vergileri sıfırlanmıştır.

Acaba Türkiye uzun vadeli stratejik bir adım atıp, Karadeniz’de bulunan yerli doğal gazın bir kısmı sadece elektrik veya ısınma için değil, stratejik gübre üretimi için ayırarak bir “Milli Gübre Tesisi” mi planlasa?  

Kaynakça:

[1] https://www.ifpri.org/blog/the-iran-war-potential-food-security-impacts/

Prof. Dr. Nazimi Açıkgöz

Prof. Dr. (Emekli) Nazimi Açıkgöz

Sinop Lisesini 1960 yılında bitiren hocamız Lisans eğitimini 1964 yılında Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinde, doktorasını 1972 yılında Münih Teknik Üniversitesinde tamamlamıştır. 1972-1973 yılları arasında TÜBITAK ta, 1973-2009 yılında Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde görev almıştır. Kendisi "TOAG92" çeltik çeşidinin ıslahçısıdır. Aynı zamanda halen kullanımda olan ve Türkiye'de bazı Üniversitelerde ders olarak da okutulmuş ilk ve tek Türkçe biyoistatistik bilgisayar paketi “TARİST”in geliştiricisidir.

1998-2004 yılları arasında kurucuları arasında olduğu Ege Üniversitesi Tohum Teknolojisi Uygulama ve Araştırma Merkezi müdürlüğünü yürütmüştür.

TEMA ve TASAM Vakıfları Bilim Kurulu üyelikleri de yapan Açıkgöz tarafından veya inisiyatifi ile organize edilen onlarca bilimsel toplantıları arasında "Tarımda Bilgisayar Uygulamaları Sempozyumu" (1994-İZMİR), ve "Enerji Bitkileri ve Yeşil Yakıtlar" sempozyumu, (14-15.12.2006 İZMİR), 1. Tohumculuk Kongresi de bulunmaktadır.

1996 yılında Tarımsal Biyoteknoloji konusunda Türkiye’de ilk internet habercilik dergisi AGBİYOTEK-L LİSTSERV ile kuran Açıkgöz uzun yıllar derginin editörlüğünü de yürütmüştür.

Kendisi aynı zamanda Dünya Bankasının IAASTD raporu (International Assessment of Agricultural Knowledge, Science and Technology for Development Synthesis Report 2008) yazarlarından biridir.

Dördü kitap olmak üzere 200'e yakın yayını bulunan Açıkgöz, serbest bilim yazarı olarak https://nazimiacikgoz.wordpress.com portalında periyodik Türkçe yayınlarını “Gıdalarımızın Yarınları (Açlık Kapıda mı)” sayfasında yayınlanmaktadır. Türkçe yazıları Milliyet, Ticaretgazetesi, Hasattürk, Çiftlik Dergisi gibi gazete ve dergilerde köşe yazısı olarak yayınlanırken, ayrıca onlarca tarımsal portallarda yeniden yayınlanmaktadır. İngilizce yazıları ise https://www.geneticliteracyproject.org/ da yayınlandıktan sonra dünyanın değişik ülkelerinde yeniden yayınlanmaktadır.
“Yaşam Bilimlerinde Söyleşiler” Youtube kanalında da beslenme ve sağlık konularını ele almaktadır.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir