İklim Krizi ile Büyüyen Gıda Krizine Çözüm; Agroekoloji
Kapımıza dayanan gıda krizinin görünen yüzü gıda enflasyonu olmakla beraber,
sorun çok daha derin; İklim değişikliğine neden olan karbon salımının neredeyse üçte birinden gıda sistemi sorumlu. Yetiştirilen her 3 ton gıdadan 1 tonu
tarladan tezgâha giden yolda heba oluyor. Tarımda kullanılan zehirli kimyasallar
toprak ve suyla birlikte hem üreteni hem de tüketeni zehirliyor. Biyoçeşitliliğini yitiren toprak yavaş yavaş ölüyor. İklim değişikliği tarımsal üretimde kayıplara yol açıyor.
Emeğinin karşılığını alamayan çiftçi nüfusu yaşlanarak azalıyor.
Üretilen gıdaların besleyici değeri azalıyor. Doyuyor ama beslenemiyoruz!
Gıda sistemindeki sorunları çözmek için yapısal bir dönüşüme ihtiyaç var.
Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, uzun zamandır eşikte görünen gıda krizini yaratan nedenleri araştırıp analiz ediyor, kronik hale gelen sorunlara yönelik çözümler üretiyor, ekolojik, sağlıklı, adil ve sürdürülebilir bir gıda sistemi için uygulanabilir örnekler oluşturuyor.
Ancak gıda krizindeki sorunlar ne sadece çiftçilerin ne sivil toplumun ne de akademik çevrelerin çabalarıyla çözülebilir. Üretimden tedarik zincirine ekolojik, ekonomik, sosyal ve politik bir değişim gerektiren sorunların çözümü için üreticiler, uzmanlar, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları ve karar vericiler ortak bir anlayış etrafında iş birliği yapılması gerekiyor.
Bu gereklilikten yola çıkarak Buğday Derneği, İstanbul Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği “Çözüm Agroekoloji” başlıklı toplantıda konunun uzmanları ile iş dünyası temsilcilerini bir araya getirdi. Toplantıda mevcut gıda sisteminin iklim krizinin de etkisiyle neden ve nasıl bir çıkmazda olduğunu; gıda sisteminin sadece ekonomik değil ekolojik, sosyolojik ve politik olarak da değerlendirilmesi gerektiğini; agroekolojik bir yaklaşımın gıda sistemini nasıl iyileştirebileceğini derinlemesine ele alındı.
Küçük çiftçiler vurgusu
Toplantıda konuşan CERES Tarım Okulu Kurucusu Mine Pakkaner, sistemin en önemli halkası olan üreticinin zayıflamasıyla, sistemi oluşturan zincirin kırıldığını belirterek öncelikli olarak bu halkanın onarılması gerektiğini söyledi. Üretimden tedariğe ve tüketime uzanan yolda agroekolojik yaklaşımların benimsenmesi gerektiğini belirten Pakkaner, “Agroekolojik üretim yaklaşımını en kolay benimseyip dönüşümü en hızlı gerçekleştirecek olanlar da yine küçük çiftçiler” dedi.
Pakkaner konuşmasında toprak onarımının önemine dikkat çekerek, “Anadolu toprakları 1960’larda başlayan yeşil devrimle birlikte verimliliğini yavaş yavaş yitirdi. Topraktaki organik madde miktarı %1’in altına indi. Bu arada geleneksel tarım bilgisine sahip üreticilerimizi de kaybettik. Topraktan yeniden verim alabilmek için toprağın organik madde miktarını artırmalıyız. Bunu ancak agroekolojik üretim yöntemleriyle ve küçük çiftçinin sosyo-ekonomik koşullarını iyileştirip tarıma devam etmesini sağlayarak başarabiliriz” diye konuştu.
Üreticinin açmazları
Toplantıda konuşan Tarım Ekonomisi Derneği Başkanı İpek Topuzoğlu ise mevcut sistemde üreticinin ne üreteceği ürüne ne tarımsal girdilerin içeriğine ve miktarına ne de ürünün fiyatına karar verebildiğine dikkat çekerek, “Ürettiğimiz gıdanın üçte birini lojistik zincirlerde kaybediyor, tarım diye yaptığımız faaliyetin sonucunda ekolojiye geri dönüşsüz zararlar veriyoruz. Doğal kaynaklar dahil her şeyi metalaştıran ve insanın doğanın hâkimi olduğunu savunan anlayış yerini hepimizin doğanın bir parçası olduğu anlayışına bırakırsa, oluşturduğumuz ekonomik ve politik modeller de değişecektir” açıklamasını yaptı.
İpek Topuzoğlu, tüketiciler olarak doğal yaşamın ve gıda sisteminin bir parçası olduğunu hatırlamamız ve marketten ürün seçerken nelere etki ettiğimizin farkında olmamız gerektiğini vurguladı.
Sağlıklı bir dönüşüm için örnekler
Toplantıda Buğday Derneği adına söz alan Strateji Kurulu Üyesi Oya Ayman, derneğin felsefesini ve agroekolojik yöntemler de dahil olmak üzere gıda sistemlerini dönüştürmek için bugüne kadar derneğin geliştirdiği modelleri ve uygulamaları anlattı. Ayman, “Yaşam dönüşümdür, şiarını benimseyen Buğday Hareketi olarak 30 yıldır dönüşüyor ve dönüştürüyoruz. Bir restorandan dergiye, dergiden derneğe dönüşürken ekolojik yaşam alışkanlıklarını yaygınlaştırmak için binlerce tohum attık. Sağlıklı, adil, ekolojik ve ekonomik anlamda dayanıklı gıda sistemlerinin kurulması için çiftçiler, akademisyenler, araştırmacılar, uzmanlar, sivil inisiyatifler ve tüketiciler, topluluklar, konuya duyarlı şirketler ve yerel yönetimlerden oluşan işbirliği ve dayanışma ağları kuruyoruz” dedi.







