Köşe Yazısı

Kıtlık

Uzun zamandır kafamı meşgul eden bir konu var; kıtlık… Kıtlık ülkemizin gündeminde değil ama benim korkulu rüyam… Neredeyse bütün tarım uzmanlarının gıda arz güvenliği, gıda egemenliği, bulunabilirlik, erişebilirlik, sürdürülebilirlik, kırsal kalkınma gibi çeşitli kavramlarla anlatmaya çalıştığı, şey bu aslında… Kıtlık, kimsenin dile getirmediği ama yaşanmasın diye önerilerde bulunduğu korkulu bir rüya sanki! Tüm canlıların genlerine kodlanmış en güçlü dürtü “hayatta kalmak” olduğu için belki! Kıtlık, belirli bir bölgede insanların yeterli gıdaya erişememesi, yeterli gıdaya erişemediği için aç kalması ve hatta açlıktan ölmesi şeklinde tanımlanabilir.

Ekonomi, sınırsız insan ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla nasıl karşılanacağını inceleyen bir bilim dalıdır. Faydalı ve kıt olan şeyler ekonomik açıdan değerlidir. Bu kapsamda, su-elmas paradoksu olarak bilinen “su’’yun ve “elmas”ın karşılaştırılması klasik bir örnektir. Su hayati derecede faydalıdır, elmas değildir; su ucuzdur, elmas pahalıdır. Su yaşam için zorunludur, dünyada bol miktarda bulunduğu için ucuzdur. Elmasın hayati bir işlevi yoktur ama dünyada nadir bulunduğu için pahalıdır.

Kıt olan şeyler değerlidir ama değerli olan şeylerin kıtlığı felakettir. Hayatta kalmak ve varlığını sürdürmek için insanların yeme, içme, barınma, güvenlik gibi temel ihtiyaçları vardır ve bu temel ihtiyaçlar karşılanmadığı zaman insanların yaşamı tehlikeye girer. Dolayısıyla temel ihtiyaçlar önemlidir ve temel ihtiyaçların kıtlığı ölüm kalım meselesidir. Göktürk yazıtlarında Bilge Kağan, “aç milleti doyurdum, çıplak milleti giydirdim” der.  

Kıt olan şeylere talep arttığında, rekabet sertleşir ve o şeylerin fiyatı yükselir. Yeterli maddi gücünüz olduğu sürece kıt olsa bile istediğiniz herhangi bir şeye erişebilirsiniz. Erişemediğiniz bu şeyler temel ihtiyaçlarınız olmadığı sürece hayatınızda çok şey değişmez, belki birazcık üzülürsünüz. Maddi gücünüz olmadığı için ya da maddi gücünüz olsa bile erişemediğiniz şeyler temel ihtiyaçlarınız ise hayatınızda çok şey değişir, hatta hayatınız değişir, kesinlikle çok üzülür, çok acı çekersiniz.   

Kıtlık, insanların maddi gücü olmadığı için veya maddi gücü olsa bile yeterli gıdaya erişememesi, yeterli gıdaya erişemediği için aç kalması ve hatta açlıktan ölmesi şeklinde de tanımlanabilir. Diğer bir anlatımla kıtlık, elverişsiz coğrafi ve iklimsel koşullardan kaynaklandığı gibi maddi imkansızlıktan da maddi imkân olsa bile gıdaya erişememekten de kaynaklanabilir.

Birincisi belki kaderdir. Bu durumda maddi gücünüzü sonuna kadar zorlayarak gıdaya ulaşabilirsiniz ancak bunun bile bir çözümü vardır; kader gayrete aşıktır. Çin, halk arasında “Yeşil Çin Seddi” olarak bilinen “Üç Kuzey Koruma Orman Kuşağı” projesiyle devasa çöl alanlarını büyük bir başarıyla yeşillendirmiş, coğrafi ve iklimsel koşulları değiştirmeyi başarmıştır.  

İkincisi yanlış ekonomik ve tarımsal politikaların, yanlış uygulamaların sonucudur. Yalnızca bugünü değil yarını, gelecek nesilleri de etkiler. Maddi gücünüzle gıdaya yine ulaşabilirsiniz ama birincisinde olduğu gibi bu bir çözüm değil, bir çöküştür. Tarım, nesilden nesle aktarılan kadim bilgi ile yapılır, çocukluktan başlar, sonradan öğrenilmez. Günümüzde bilgiye ulaşmak kolaydır, kadim bilgiye ulaşmak zordur. Bir hevesle işe başlamak kolaydır, devam ettirmek zordur. Teknolojiyi kullanacak, modern tarım uygulamalarını hayata geçirecek olan da bu kadim bilgiye sahip kişiler ile bu kişilerin çocuklarıdır. Uygulanan yanlış ekonomik ve tarımsal politikalar, yanlış uygulamalar çok kısa sürede, nesil değişmeden, düzeltilmezse; önce başka ülkelere bağımlı oluruz, sonra her geçen gün daha fazla ödeme yapmak zorunda kalırız, daha sonra paramızın da hükmü kalmaz, kendimizi kıtlığın ortasında buluruz…   

“Hayatta kalmak” tüm canlıların genlerine kodlanmış en güçlü dürtü olduğu için belki, düşünmeden edemiyorum…

Paylaş:
Prof. Dr. Mustafa Bekmezci

1973 yılında Akşehir’de dünyaya gelen Dr. BEKMEZCİ, ilk ve ortaokul öğrenimini Akşehir’de, lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladı. 1995 yılında Kara Harp Okulu’ndan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu.
2003 yılında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programını tamamladı. 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalında doktora derecesi aldı. 2015 yılında doçent, 2020’de profesör olan Dr. BEKMEZCİ, halen Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir