Köşe Yazısı

“Fındık Kabuğunu” Doldurmak!

Sencer Solakoğlu’nun fındıkta verimlilik vurgusuna tamamen katılıyorum. Çünkü verimlilik, tarımda hem rekabet gücünün hem de sürdürülebilir kârlılığın temelidir. Ancak “beş yıl sonra fındık satamayız” tezini eksik ve fazla karamsar buluyorum.

Dünya fındık üretiminin bazı yıllar %70–80’ini karşılayan bir ülkenin temel sorunu pazarsızlık olamaz. Sorun, bu stratejik gücü doğru yönetememektir. Küresel çikolata ve şekerleme sanayinde talep güçlü ve süreklidir. Türk fındığının kalite ve aroması ise hâlâ dünya çapında kabul görmüş bir üstünlüktür.

Talep var, kalite var; eksik olan stratejik yönetimdir.

Asıl Mesele: Verim ve Arz Yönetimi

Türkiye’de dekara verim yaklaşık 80–100 kg seviyesindedir ve bu rakam hem dünya ortalamasının hem de potansiyelimizin altındadır. Dünya üretiminin %70–80’ini yapan bir ülkenin, verimde dünya ortalamasının yarısında kalması kabul edilemez.

Gerçek çözüm, yüksek verimlilik ile güçlü arz yönetimini birlikte hayata geçirmektir.

Bunun için;

Yaşlı bahçelerin gençleştirilmesi,

Modern budama teknikleri ve damlama sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması,

Dekara verimin dünya standartlarına çıkarılması,

Üretici odaklı ve siyasi müdahaleden uzak profesyonel kooperatif yapılarının kurulması,

FİSKOBİRLİK’in yeniden yapılandırılması,

Fiyat istikrarı sağlayacak güçlü bir stok kurumu oluşturulması,

Üreticinin önünü görmesini sağlayacak bir vadeli işlemler borsasının devreye alınması

eşzamanlı olarak gerçekleştirilmelidir.

Fair Labor Association (FLA) ve Fairtrade International gibi kuruluşların çocuk işçiliği ve çalışma koşullarına ilişkin eleştirileri ciddiye alınmalıdır.

İnsan onuruna yakışır çalışma şartları tartışmasızdır.

Ancak “adil ticaret” yaklaşımı yalnızca sosyal standartlara odaklanıp üreticinin ekonomik sıkışmışlığını görmezden gelemez. Üretici maliyet baskısı altındayken sosyal standartları kalıcı biçimde yükseltmek mümkün değildir.

Ekonomik sürdürülebilirlik olmadan sosyal sürdürülebilirlik sağlanamaz.

Ferrero gibi küresel firmalar Türkiye’de yatırım yapmakta ve Türk fındığından yüksek katma değer üretmektedir. Mesele bu şirketlerin varlığı değil, Türkiye’nin kurumsal zayıflığıdır.

Biz yapısal adımları atmadıkça, bu firmaların Kanada, Şili ve Avustralya gibi ülkelerde alternatif üretim alanlarına yönelmesi kaçınılmazdır. Bu, tedarik riskini dağıtma stratejisidir. Ancak mevcut üretim dengeleri göstermektedir ki Türkiye olmadan küresel talebin kısa vadede karşılanması oldukça zordur.

Bugün yaklaşık 2,8 milyar dolarlık dünya fındık piyasasında ana belirleyici Türkiye’dir. Buna rağmen hammaddeden milyarlarca dolarlık marka değeri üretenler Ferrero, Nestlé ve Mondelez International gibi çokuluslu firmalardır.

Stratejik gücün farkındalar.

Fındıkta kurulacak doğru model;

Verimliliği artıracak yatırımlar (yeni tesisler, işçilik verimliliğini artıracak ekipmanlar vb.),

Arzı yöneten,

Fiyat istikrarı sağlayan,

Üreticiyi güçlendiren,

Hammaddeden marka çıkaran

bir ekosistem üretmesidir.

Bu model sadece fındık için değil; üzüm, incir, kayısı ve zeytin gibi rakipsiz olduğumuz diğer stratejik ürünler için de bir “milli tarım anayasası” niteliği taşımalıdır.

Eğer stratejik üstünlüğümüzü kendi ihmallerimizle aşındırmak istemiyorsak; verimliliği artırmak, üreticiyi güçlendirmek, arz yönetimini kurumsallaştırmak ve katma değerli markalar yaratmak zorundayız.

Aksi halde sahip olduğumuz bu devasa potansiyel, zamanla, kontrolümüzden çıkma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Paylaş:
Nazım Şafak

27 Aralık 1952 tarihinde Manisa’nın Horozköyü’nde çiftçi bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya gelmişim.
Horozköy İlkokulu’nu, Şehitler Ortaokulu’nu, Manisa Lisesi’ni bitirip 1972 öğrenim döneminde ziraat fakültesine kayıt oldum.
Tarla Bitkileri Bölümü’nden yüksek ziraat mühendisi olarak mezun oldum.
Aileme ait arazide tarımla uğraştım. Bağcılık ve sofralık üzüm üretimi, ana geçim kaynağım oldu.
1986 yılında tarım ilaçları ve gübre ticaretine başladım.
1989 yılında ilk üzüm serasını kurup sofralık üzüm yetiştirdim.
1997 yılında şirket kurarak organik kuru üzüm işleyip ihracatına başladım.
1999 yılında Manisa Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçildim.
2006 yılında Hollandalı ortağımla birlikte 650 dekar alanda, gen merkezinde üretim teşviki alarak kuşkonmaz üretimi işini kurdum.
2013 yılında emekliye ayrıldım.
2018 yılında oğlumun zirai drone üretimiyle birlikte tekrar iş hayatına döndüm.
Zirai ilaç satışı ve zirai danışmanlık yapıyorum.

    İlgili başlıklar

    Köşe Yazısı

    Sürdürülebilirlik

    Konumuz, süt sığırcılığı işletmelerinde sürdürülebilirlik. Her işletme için sürdürülebilirliğin üç temel noktası vardır: Finansman, Verimlilik, ...

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir