Köşe Yazısı

Kalıntısız Üzüm Üretimi

Bağlarımız sürgün vermeye başladı. Eğer ilkbahar zirai donlarından kurtulabilirsek; Ölü Kol, Maymuncuk, Mildiyö, Külleme ve Salkım Güvesi gibi risklere karşı yoğun bir mücadele dönemi  başlayacak.

Mevsim koşullarına göre sezon boyunca 8 ile 12 arasında, hatta bazı yıllar daha fazla ilaçlama yapılması bölgemiz için alışılmış bir durum.

Bu ilaçlamalar hektar başına 8-10 kg pestisit kullanımı demektir.

Ancak Gediz Ovası, kurak yaz iklimi sayesinde mantar hastalıkları baskısının en düşük olduğu bölgelerden biridir. 

İyi bir erken uyarı sistemiyle, izlenebilirlik ve çiftçi eğitimiyle çok daha az ilaç ve ilaçlama sayısıyla, kabul edilen  kalıntı limitlerinin çok altında temiz kuru ve yaş üzüm üretmemiz mümkün görülüyor.

Avrupa’daki rakip üretim bölgeleriyle kıyaslandığında, sadece iklim avantajımız sayesinde bile çok daha az pestisit kullanma şansına sahibiz.

Uluslararası rakamlar bunu açıkça gösteriyor:

Gediz Ovası: 8 – 12 ilaçlama,

Bordeaux (Fransa): 15 – 20 ilaçlama,

Champagne (Fransa): yaklaşık 20 ilaçlama,

Kuzey İtalya (Veneto): 20 – 30 ilaçlama,

Galicia (İspanya): 25 – 35 ilaçlama.

Avrupa’da hektar başına kullanılan kimyasal miktarı çoğu zaman bizim neredeyse iki katımız olmasına rağmen, ne yazık ki Türk üzümlerinde daha sık kalıntı (rezidü) sorunuyla karşılaşıyoruz. Bu çelişkinin nedeni fazla ilaç kullanmamız değil, süreci doğru yönetemememizdir.

Bu durumun başlıca nedenleri ise oldukça açıktır;

  • İlacın parçalanması için gereken yasal bekleme süresine uymadan erken hasat yapılması,
  • Doz aşımı ve kalibrasyonu bozuk eski ekipmanlarla homojen olmayan uygulamalar,
  • Bizde ruhsatlı olan bir maddenin, ihracat yapılan ülkede (özellikle AB’de) yasaklı veya limitinin çok daha düşük olduğunun gözden kaçırılması,
  • Kayıt tutma alışkanlığının zayıf olması nedeniyle denetim ve hata payının artması.

Kuru ve sofralık üzüm kalitemizi tehdit eden tek unsur kimyasal kalıntı da değildir. Ochratoxin-A gibi mikotoksin yükleri çoğu zaman bağda başlayan hataların, sergi dönemindeki uygunsuz kurutma koşulları ve depolama hatalarıyla büyümesinden kaynaklanır. Yani bağda kazandığımızı sergide ve depoda kaybedebiliyoruz.

Kurutma sergilerimiz konusunda yeni standartlar geliştirmek zorundayız.

Manisa bağları Türkiye’nin en yoğun ilaçlanan bölgelerinden biri gibi görünse de dünya ölçeğinde aslında oldukça düşük seviyede ilaç kullanmaktadır.

Yaşadığımız kalıntı sorunları miktar fazlalığından değil; zamanlama hatalarından, teknik yetersizliklerden ve hasat sonrası yönetim eksikliklerinden kaynaklanmaktadır.

Kalıntısız üzüm için çözüm daha az ilaç kullanarak  bilinçli, planlı, disiplinli ve izlenebilir bir üretim yönetimidir. 

Bu mümkündür.

Nazım Şafak

27 Aralık 1952 tarihinde Manisa’nın Horozköyü’nde çiftçi bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya gelmişim.
Horozköy İlkokulu’nu, Şehitler Ortaokulu’nu, Manisa Lisesi’ni bitirip 1972 öğrenim döneminde ziraat fakültesine kayıt oldum.
Tarla Bitkileri Bölümü’nden yüksek ziraat mühendisi olarak mezun oldum.
Aileme ait arazide tarımla uğraştım. Bağcılık ve sofralık üzüm üretimi, ana geçim kaynağım oldu.
1986 yılında tarım ilaçları ve gübre ticaretine başladım.
1989 yılında ilk üzüm serasını kurup sofralık üzüm yetiştirdim.
1997 yılında şirket kurarak organik kuru üzüm işleyip ihracatına başladım.
1999 yılında Manisa Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçildim.
2006 yılında Hollandalı ortağımla birlikte 650 dekar alanda, gen merkezinde üretim teşviki alarak kuşkonmaz üretimi işini kurdum.
2013 yılında emekliye ayrıldım.
2018 yılında oğlumun zirai drone üretimiyle birlikte tekrar iş hayatına döndüm.
Zirai ilaç satışı ve zirai danışmanlık yapıyorum.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir