Kapitalizmin Ruhu Üzerinden Dünyanın Düzenini Anlamaya Çalışmak
Dilerseniz, konuya Britanyalı Max Weber’le başlayalım. Weber; sosyal eylemleri yorumlama, anlama ve eylemin gidişatıyla sonuçlarını toplumu bireysel eylemler üzerinden çözümleyen bir düşünür olarak biliniyor.
Weber, “Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu” eserinde, dini inançların (özellikle Kalvinizm) ekonomik davranışları şekillendirerek modern kapitalizmin doğuşunda nasıl bir “ruh” ya da motivasyon sağladığını çözümlemiş ve “modern kapitalizmin özünde rasyonellik ve öngörü vardır” demiş.
İşte bu noktada kapitalizm, “sahiplenici bireycilik: possessive individualizm” ve “kibirli hoyratlık ya da hubris: hybris” olarak adlandırılabilen iki yaklaşımı ortaya çıkarmış bulunmaktadır.
Sahiplenici bireycilik nedir?
Sahiplenici bireycilikte; birey mal ve hizmetlere sahip olduğu kadar vardır, bunlara ne kadar sahipse kendi potansiyelini gerçekleştirmiş olduğunu sanacaktır.
Bir başka deyişle, topluma hiçbir şey borçlu olmayan, onu sadece araç olarak gören, mal ve hizmetlerin sadece kendine ait olması anlayışı “sahiplenici bireycilik” olarak tanımlanabilir.
Kibirli hoyratlık ya da hubris ne anlama geliyor?
Hubris ise, evrende insan eylemine getirilmiş sınırların hiçe saymasını yol açan kibirli hoyratlık olarak ya da bir kişinin yeteneklerini aşırı derecede abartması ya da hata yapabileceğine inanmayı reddetmesi gibi çeşitli şekillerde aşırı düzeyde gurur, güven ve kendini beğenmişlik göstermesi durumunda ortaya çıkıyor.
İşte bu iki yaklaşım, bireyi doğanın kendisine ait olduğu noktasına, bir başka deyişle kendisi için “öteki”ne ait ne varsa, örneğin, hayvanları, bitkileri, ormanları, tarım alanlarını, denizleri, su kaynaklarını ve emeği ile geçinen büyük çoğunluğu sömürme, kısaca dünyayı yok etme noktasına getirmiş bulunmakta.
Kısaca, dünyada yaşamakta olan düzenin kökeninde, Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhunun yarattığı “sahiplenici bireycilik” ve “kibirli hoyratlık ya da hubris” egemenliğinde şekillenen kapitalizm üretim biçimi ve ilişkileri ve de oryantalizm vardır.
Ve Oryantalizm
Çok tanımı var, bana göre en önemlisi Oryantalizm, “Doğu üzerinde egemenlik kurmak, onu kendisinin çıkarı doğrultusunda yeniden yapılandırmak ve otorite sahibi olmak, daha ilerisi Doğu’nun insanları ve topraklarının Batı tarafından ele geçirilmesi amacıyla bir başka deyişle emperyalizm için geliştirilen Batılı bir söylemdir”.
Burada kapitalizmin çıktısı olan emperyalizmin gizli ve açık (aleni) ya da bilimsel ırkçılık ile bağlantısı olduğunu söylemek gereği de var.
Gizli ırkçılık, uygarlık (medeniyet) anlamında geri kalmışlığın emperyalist “modernleşme misyonu” yardımıyla iyileştirilebileceğini ve iyileştirilmesi gerektiğini varsayar. Açık (aleni) ya da bilimsel ırkçılık, fizyolojik/genetik özellikleri üzerinde odaklanmıştır; çünkü bu ikinci sınıf özellikleri değişmez olarak görme eğilimdedir.
Oryantalist yaklaşımda insan toplulukları; uygar (medeni, Batı Avrupalılar ve beyazlar), barbar (Osmanlı İmparatorluğu, Çin, Siyam ve Japonya gibi ve sarılar) ve vahşi (Afrika, Avustralya ve Yeni Zelandalılar ve siyahlar) olarak sınıflandırılmış.
Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu üzerinden oryantalizme Türkiye’den bir örnek
Türkiye’de 13 Şubat 2024 tarihinde Erzincan’ın İliç İlçesi’ndeki Kanada ve Amerika Birleşik Devletleri kaynaklı Anagold Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından işletilen altın madenindeki faciayla meydana gelen toprak kaymasında 9 işçi toprak altında kaldı.
Bunun yanında siyanür ve sülfirik asit içeriğine sahip, toksik ağır metal barındıran ve insan sağlığı için son derece tehlikeli olan atık yığının Fırat Nehri’ne uzanan vadi boyunca yaptığı tahribat, oryantalizmin ötekiler için “bırakınız yok olsunlar, bırakınız ölsünler” olarak gözlemlediğimiz sonuçları değil midir?
Batı, kendi ülkelerinde doğayı tahrip edecek girişimleri engellemeye çalışırken Türkiye gibi ülkelerde doğanın tahribatına yol açan yatırımları neden yapar?
Bu, özünde “Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu” değil midir?
Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu üzerinden Donald Trump’ı nasıl yorumlayalım?
Amerika Birleşik Devletleri, kimi zamanlar diploması diliyle Batı’nın sakladığı oryantalist uygulamaları uyguluyordu.
Ancak Donald Trump, buna da gereksinme duymadan, en çıplak haliyle artık Protestan ahlakı ve kapitalizmin ruhu temelinde bir ekonomi-politik izliyor. Burada ABD’nin çıkarlarını diğer kapitalist ülkelerden de üstün görüyor.
Örnekleyelim.
Kanada ve Grönland’ı diğer kapitalist ülkelerden istemiyor mu?
“BM sistemini çöpe attım!” demiyor mu?
Gazze’de kimilerine göre altmış bin insanın ölümüne ses çıkardı mı? Daha doğrusu İsrail’in imha politikasına destek vermedi mi?
İran’a Ortadoğu’ya egemen olmak ve de Çin’in gelişimini engellemek için saldırı yapmadı mı?
İran’da 190 genç kızın öldürülmesine neden olmadı mı?
Dünya ekonomisini çıkmaza süreklerken acaba O’nu buna sevk eden neydi?
Yenileyelim, Donald Trump’ı bütün davranış ve uygulamaları, yukarıda değindiğimiz üzere kibirli hoyratlık göstergesi değil mi?
Özetleyelim.
Kapitalizmin “sahiplenici bireycilik: possessive individualizm” ve “kibirli hoyratlık ya da hubris: hybris” olarak adlandırılabilen iki yaklaşımına karşı çıkmaksızın, daha doğrusu kapitalist üretim biçimi ve ilişkilerini anlamaksızın gerek yurdumuzda ve gerekse dünyada gelir dağılımı eşitsizliğine, emperyalizme karşı çıkmak olası değildir.
Kapitalist düzene karşı yeniden eşitlikçi bir düzen arayışına girmeden “biz daha iyi yönetiriz” sözleri “timsahın gözyaşları dökmesine benzer ve aldatıcıdır” derim.
***
Sömürüsüz bir dünyayı gerçekleştirmek dileğiyle 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günümüzü kutluyorum. 1 Mayıs 2026




