Köşe Yazısı

Paylaşabilir miyim?

Düşüncelerimi, duygularımı, halimi, umutlarımı paylaşabilir miyim seninle? Dinler misin beni? Ellerimden tutar mısın?

Hangi düşüncemi paylaşayım, nereden başlayayım, nasıl söyleyeyim onu da bilmiyorum ama!

400 milyon yıldır buradayım.

300 bin yıldır seninle birlikte yaşıyoruz.

400 milyon yıldır, kimler geldi, kimler geçti… Hatıraları hala canlı…

300 bin yıldır seni koruyorum, seni besliyorum, “ana” diyorsun bana.

Sadece senin anan olmadım ki! Sadece seni korumadım, sadece seni beslemedim… Herkesi ve her şeyi korudum, kolladım, herkesin ve her şeyin anası oldum.

400 milyon yıldır, zarar vermedi kimse bana.

300 bin yıldır, … [anayım ben, nasıl derim, nasıl söylerim, dilim varmaz ki!]

Hangi duygumu paylaşayım, nereden başlayayım, nasıl söyleyeyim onu da bilmiyorum ama!

Varlığından büyük bir mutluluk duyuyorum, İyi ki varsın! Yaptıkların üzüyor beni. Şaşırıyorum bazen, anlam veremiyorum yaptıklarına. Bir termal santral için 400 milyon yıllık bir emeği görmezden gelmeni, madenleri zeytinlerden daha değerli bulmanı, maviyi siyaha tercih etmeni anlamıyorum, anlayamıyorum. Zaman zaman öfkeleniyorum, kızıyorum ama çoğu zaman korkuyorum senden. Kendi sınırlarımı biliyorum, senin sınırlarını bilmiyorum. Nerede duracağını tahmin bile edemiyorum, “nereye kadar?” sorusuna bir cevap bulamıyorum.

Hangi halimi paylaşayım, nereden başlayayım, nasıl söyleyeyim onu da bilmiyorum ama!

Hastayım, ölüyorum. Farkında değilsin! 300 bin yıllık bir faninin hastalığına benzemez benim hastalığım, 300 bin yıllık bir faninin ölümüne benzemez benim ölümüm. 400 milyon yıllık bir faninin ölümü nesiller alır, sen görmezsin ama evlatların, torunların, hani her şeyi onlar için yaptığını söylediğin o en sevdiklerin, onlar görür işte. Anayım ben, ben ölürsem sahipsiz kalır, duasız kalır, öksüz kalır evlatlarım. Ben ölürsem sahipsiz kalır, duasız kalır, öksüz kalır evlatların, torunların. Ben ölürsem her şey yitirir anlamını…

Her şeye rağmen umutluyum, nereden başlayacağımı, nasıl söyleyeceğimi de çok iyi biliyorum, amasız!

Sesi sesim olan kadınlar, analar var. Bu dünyada İkizköylüler var; Zehra nineler, Hatice teyzeler, Aytaç yengeler, Melahat ablalar, Nejla muhtarlar var…

Yıldız gibi parlayan, Işık gibi doğan Esra var…

Onun düşüncelerini, duygularını, halini, umutlarını paylaşır mısın? Dinler misin onu? Elinden tutar mısın?

Benim için …

Paylaş:
Prof. Dr. Mustafa Bekmezci

1973 yılında Akşehir’de dünyaya gelen Dr. BEKMEZCİ, ilk ve ortaokul öğrenimini Akşehir’de, lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladı. 1995 yılında Kara Harp Okulu’ndan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu.
2003 yılında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programını tamamladı. 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalında doktora derecesi aldı. 2015 yılında doçent, 2020’de profesör olan Dr. BEKMEZCİ, halen Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

    İlgili başlıklar

    Köşe Yazısı

    İşkembe Suyu

    İşkembede(rumen) sindirim bakteriler, protozoalar (infusoria), mantarlar ve arkeler (archaea) tarafından gerçekleştirilir. Bu mikroorganizmaların tümüne “rumen ...

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir