HaberlerÖrgütlerRöportajToplum

Çok Yönlü Çalışmalar Yürüten Bir Kooperatif: Proje Evi Kooperatifi

Son zamanlarda yaptığı faaliyetleriyle öne çıkan ve kar amacı gütmeyen Proje Evi Kooperatifi ile çalışmaları ve hedefleri üzerine,  kooperatif ortağı ve Anatolivar Proje Koordinatörü Alen Mevlat ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Mevlat, kooperatifin ana hedefini, “Doğayı bir kaynak deposu olarak görmek yerine onun döngüsel işleyişine uyum sağlayan, teknolojiyi geleneksel bilgiye entegre eden ve gelecek nesillerin gıda hakkını bugünden güvence altına alan bir dönüşümü gerçekleştirmesine katkı sağlamak hedefimiz” diye ifade etti.Toplumsal fayda katsayısı yüksek faaliyetler

Proje Evi Kooperatifinin kısa tarihçesi ve faaliyetleri ve halen yürüttüğü projeler hakkında bilgi veren Mevlat,2005 yılında, Avrupa Birliği ile ilgili kurumlarda ve sivil toplum kuruluşlarında çeşitli çalışmalar yapmış uzmanların bir araya gelmesiyle Proje Evi Kooperatifini kurduk. Kâr amacı gütmeyen kooperatifimiz bünyesinde, öncelikli olarak çevre, doğa koruma, tarım-gıda ve sürdürülebilirlik konu başlıkları olmak üzere ‘Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ ve ‘Avrupa Yeşil Mutabakatı’ doğrultusunda topluma katkı sağlayacak projeler geliştirip yürütüyoruz. Hem ‘BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ hem de Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılım sürecinde ön plana çıkan sivil toplumun gelişmesi, katılımcılık, demokrasi, haklar, sürdürülebilir kalkınma ve kapasite artırımı gibi konularda başta sivil toplum örgütleri olmak üzere çok çeşitli aktörlere fikirlerini hayata geçirmeleri konusunda destek veriyoruz. Kooperatif olarak amacımız toplumsal fayda katsayısı yüksek, uluslararası kriterlere uygun projeler üretilmesini ve hayata geçirilmesini sağlamak, aynı zamanda bu alanda çalışan uzmanlar arasında işbirliğini geliştirmek” dedi.

Proje Evi Kooperatifi olarak iki yönlü bir çalışma anlayışlarını olduğunu aktaran Mevlat, “Bir yandan başta sivil toplum kuruluşları olmak üzere çeşitli kurumlara kaynak oluşturma, proje geliştirme ve sunma, proje yönetimi, izleme değerlendirme, çeşitli araştırma ve analizler, strateji ve politika belgesi geliştirme gibi konularında danışmanlık ve eğitim hizmetleri sunuyoruz. Diğer yandan son yıllarda belirlediğimiz öncelikli tematik alanlarda hem kendi projelerimizi hem de ulusal ve uluslararası başka kurumlarla işbirlikleri geliştirmeye başladık. Bu alanlar çevre- doğa koruma, ekosistem hizmetleri, tarım ve gıda, doğa koruma politikaları olarak sayılabilir. Şu anda yürüttüğümüz en büyük proje ise Anatolivar–Anadolu’da Zeytin Üreticisi Toplulukların Geliştirilmesi Projesi. Doğal alanların ve biyolojik çeşitliliğin koruması açısından da büyük önem taşıyan geleneksel zeytinciliğin ve zeytinlik alanların korunmasıyla ilgili çalışmaları tek bir proje olarak değil bir program olarak ele alıyoruz. O nedenle projemiz tamamlandıktan sonra da bu alanda çeşitli çalışmalar yapmaya devam edeceğiz” diye konuştu.Anatolivar Projesi

Anatolivar Projesi hakkında bilgiler veren Mevlat,Proje Evi Kooperatifi olarak Anatolivar – Anadolu’da Zeytin Üreticisi Toplulukların Güçlendirilmesi Projesi’ni  Avrupa Birliği’nin desteğiyle Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Konseyi (UZZK) ve Slow Food ile ortak olarak yürütüyoruz. Projemizin amacını, zeytin ve zeytinyağı sektöründe sürdürülebilir ve iklime uyumlu tarım uygulamalarının, sürdürülebilir zeytin ve zeytinyağı üretiminin yaygınlaşması, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın ‘sürdürülebilir tarım’, ‘sürdürülebilir üretim ve tüketim’, ‘iklim eylemi’ hedeflerine ilişkin politikaların teşvik edilmesi ve böylece zeytinliklerin korunması yolunda adımlar atılması olarak özetleyebiliriz.

2024 yılında başlayan 3 yıllık Projemizin çalışma alanını Türkiye’de zeytinciliğin yoğun olarak yapıldığı Marmara, Kuzey Ege, Orta Ege, Güney Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri oluşturuyor.  Projemiz kapsamında Anadolu’da binlerce kilometre kat ettik; üreticilerle, ilgili kurumlarla, bizimle zeytin konuşmak isteyen herkesle görüşmeler yaptık. Zeytinlikleri gezdik, yerel ve nadir zeytin çeşitlerimizin ülkemiz bazında potansiyel dağılım haritalarını çıkarmak için çalışmalarımıza devam ettik. Aynı zamanda saha ziyaretlerinden, üreticiler ve ilgili kurumlarla yapılan görüşmelerden ve eğitim etkinliklerimizden görüntüleri içerecek belgesel filmimiz için çekimlerimiz de hızla devam ediyor. Projenin ilk yılında 6 ana zeytin üretim bölgesinde, zeytincilik ekosisteminin iklim değişikliği ve Avrupa Yeşil Mutabakatı özelindeki farkındalıklarını, tutum ve davranışlarını, iklim değişikliğinin Anadolu’daki zeytin ve zeytinyağı üretim süreçlerine etkilerini ve ihtiyaçları anlamaya yönelik yürüttüğümüz araştırma ve analiz çalışması ile tamamladık. Araştırma sonucunda yayımladığımız ‘Türkiye Zeytinciliğinde İklim Değişikliğine Uyum ve Yeşil Dönüşüm Raporu’na şu linkten ulaşılabilir; (https://tinyurl.com/4a88v9ca )”.“İklime dirençli ve doğa dostu zeytincilik”

Proje kapsamında bugüne kadar Aydın, Muğla, Tarsus, İstanbul, Gömeç, Bandırma, Gemlik, Çanakkale, Hatay ve Akhisar’da “İklime Dirençli ve Doğa Dostu Zeytincilik” eğitimlerini gerçekleştirdiklerini söyleyen Mevlat,  “Birbirinden değerli uzmanlar ve hocalar eğitimlerimize gönüllü katılarak bilgilerini bizlerle paylaştılar. Yoğun olarak üreticiler, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin katıldığı eğitimlerde iklim krizi çağında doğa dostu zeytinciliğin nasıl gerçekleştirileceğini konuştuk, çeşitli atölye çalışmaları yaptık. Ayrıca projemiz kapsamında çeşitli webinarlar gerçekleştiriyoruz.

Farklı sivil oluşumlarla birlikte çeşitli etkinlikler de yaptık. Slow Food Muğla ile birlikte Yeryüzü Pazarı kapsamında ‘Muğla Zeytiniyle Yaşasın!’ temasıyla paneller gerçekleştirdik. Tarsus’ta ise Tarsus Belediyesi tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Sarı Ulak Festivali’nde, Slow Food Tarsus Yeryüzü Pazarı’nda 3 gün boyunca doğa dostu üreticilerle tüketicileri bir araya geldik. Marmara, Avşa ve Ekinlik Adaları’nda gerçekleşen ‘3 Ada Kültür Sanat Günleri’ kapsamında yerel üreticilerle Marmara Adası’nda ada zeytinciliğinin geçmişini ve sürdürülebilir geleceğini konuştuk. Aydın’da Çine Memecik Fest’te ‘Zeytin Ormanlarından Vazgeçmiyoruz’ panelini gerçekleştirdik. Ayvalık’ta Ayna Cunda’da Slow Food Ölmez Ağaç gönüllüleriyle birlikte Dünya Toprak Ana Günü’nü (Terra Madre Day) kutladık. Zeytinin birleştirici gücünü, bereketini ve şifasını konuştuğumuz bu özel günde Türkiye’nin zeytin çeşitliliğini, zeytinin neden hepimiz için vazgeçilmez olduğunu ve bu mirası geleceğe nasıl taşıyabileceğimizi hep birlikte hatırladık” şeklinde konuştu.

Mevlat, Proje Evi Kooperatifi’nin Ticaret Bakanlığı’nın davetlisi olarak katıldığı, 28-31 Ağustos tarihlerinde Erzurum’da düzenlenen 6. Türkiye Kooperatifler Fuarı’nda Anatolivar Projesiyle, Ticaret Bakanlığı’nın “En İyi Proje Alanında Yılın Kooperatifi Ödülü”ne layık görüldüğünü söyledi.“Zeytin Atlası” oluşturuldu

Kooperatifin çalışmaları arasında yer alan Zeytin Atlası ve bu çalışmanın tamamlandığında elde edilecek çıktılar hakkında bilgi veren Mevlat,Türkiye’nin geleneksel zeytin bahçeleri ve barındırdığı yerel ve nadir zeytin çeşitleri hem biyoçeşitlilik hem de insan toplulukları için önemli ekosistem hizmetleri sağlıyor ve aynı zamanda eşsiz bir sosyo-ekolojik peyzaj oluşturuyor. Ancak iklim değişikliğinin aşırı hava olayları, ani sıcaklık değişimleri, su stresi ve hastalıkların şiddetli gelişimi gibi giderek artan etkileriyle birlikte, zeytin peyzajları ve zeytin üretici topluluklar her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. İklim krizinin yarattığı sorunların yanı sıra insan kaynaklı tehditler de geleneksel zeytinlik alanlarımızı ve onlara gönülden bağlı üreticilerimizi olumsuz etkiliyor. Bununla birlikte son yapılan çalışmalar, kendi orijin habitatlarında bulunan ve yerinde korunan yerel zeytin çeşitlerinin iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dirençli olduğunu gösteriyor. Yüzlerce yıldır varlığını sürdürdüğü topraklarda yağmura dayalı üretim sayesinde iklime uyum sağlamış; su stresine, kuraklığa, hastalıklara dayanıklı yerel zeytin çeşitlerinin korunması ve doğayla barışık geleneksel zeytincilik yöntemleri ile yerinde üretilmeye devam edilmesi iklim krizi ile mücadelede önemli bir adım teşkil ediyor.

İşte bu gerçeklikten hareketle iklime dirençli, yerel ve nadir zeytin çeşitlerini ve bu çeşitleri yaşatan, iyi uygulama sahibi doğa dostu üreticileri bir araya getiren 2 katmanlı, coğrafi olarak etkinleştirilmiş dijital bir veri tabanı olan ‘Zeytin Atlası’nı oluşturduk. Zeytin Atlası bu konuda bilimsel ve objektif bilgiye dayalı, şeffaf ve güvenilir bir kaynak olmayı ve Anadolu’nun zeytin genetik mirasını koruma altına almayı hedefliyor. 2 ana modülden oluşan Atlas’ın birinci modülü yerel ve nadir zeytin çeşitleri ile bu çeşitlerin havza bazında yayılım haritalarını kapsıyor. Ülkemizde ilk kez yapılan bir ekolojik niş modellemesi ile gerçekleştirilen bu haritalama çalışması sonucunda toplanan tüm veriler Zeytin Atlası kanalı ile dijital olarak kullanıma sunuluyor. İkinci bölümde ise Proje Evi Kooperatifi, UZZK, Slow Food ve çeşitli disiplinlerden uzmanlardan oluşan bir ‘Panel’ tarafından geliştirilen kriter setine göre belirlenmiş üreticilerin bilgileri yer alıyor. Bu bölüm, kimyasal girdiler kullanmayan, toprağı ve suyu koruyan, biyoçeşitliliği ve ekosistem sağlığın gözeten, agro-ekolojik tarım yöntemlerini uygulayan, yerel ve nadir zeytin çeşitlerine sahip çıkan, sosyal sorumluluk sahibi ve yüksek kaliteli zeytinyağı üreten üreticileri öne çıkarıyor. Sürdürülebilir gıda sistemlerine somut bir katkı sunacak yaşayan bir kaynak olması planlanan Zeytin Atlası’na kooperatifin web sitesinden ulaşılabilir. Zeytin Atlasının doğa dostu üreticileri kapsayan katmanı ayrıca bir rehber kitap olarak da basılacaktır” açıklamasını yaptı.“Adil bir dünya arayışı”

Yürüttükleri veya paydaş olduğunuz projelerin tarım, gıda ve çevre alanlarıyla bağlantılı yönlerine de değinen Mevlat, “Monokültür (tek tip) üretim, yoğun toprak işlemesi, yüksek miktarda kimyasal gübreleme, yoğun tarımsal sulama, doğal habitatların (sulak alanlar, meralar, ormanlar) tarım alanlarına dönüştürülmesi gibi sebeplerle konvansiyonel tarım karasal biyoçeşitlilik kaybından %70’in üzerinde bir oranda sorumlu sektördür. Bu durum iklim değişikliğinin etkilerinde artış, zararlılarla mücadelenin zorlaşması ve ekosistem hizmetlerinde azalma gibi olumsuz sonuçlar doğurmakla birlikte günümüzde gıda güvenliği sorunu haline dönüşmüştür.

Bu gibi sebeplerle yürüttüğümüz ve paydaşı olduğumuz tüm projelerde biyoçeşitlilik kaybını en aza indiren, onarıcı, doğa dostu tarımsal yöntemleri benimseyen üreticiler ve paydaşlarla birlikte tüm canlılar için eşit derecede adil bir dünyayı sağlamaya yönelik çalışmalar yapmaktayız” dedi.Tarımda sürdürülebilirlik çalışmaları

Tarım, gıda ve çevre alanlarında öne çıkan sorun alanları ile bu sorunlara yönelik kooperatifin çalışma planları ve yanıtlarını aktaran Mevlat,İnsan kaynaklı tehditlerin yanı sıra, küresel iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olayları, ani sıcaklık değişimleri, su stresi ve hastalıkların şiddetli gelişimi gibi etkenler nedeniyle geniş tarım alanları ve üretici toplulukları her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. Bununla birlikte özellikle zeytin özelinde bakarsak son yapılan çalışmalar, kendi orijin habitatlarında bulunan ve yerinde korunan yerel çeşitlerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha dirençli olduğunu gösteriyor. Yüzlerce yıldır varlığını sürdürdüğü topraklarda iklime adapte olmuş, su stresine, kuraklığa, hastalıklara dayanıklı yerel çeşitlerin korunması ve doğayla barışık geleneksel tarım yöntemleri ile yerinde üretilmeye devam edilmesi iklim krizi ile mücadelede önemli bir adım teşkil ediyor.

Çalışma planlarımızın merkezine, toprağı sadece bir üretim aracı değil, karbon tutma kapasitesi olan yaşayan bir organizma olarak yeniden konumlandıran onarıcı tarım uygulamalarını yerleştiriyoruz. Bu kapsamda kimyasal girdi kullanımını minimize eden, toprağın su tutma kapasitesini artıran ve tarımsal biyoçeşitliliği koruyan üretim modellerini paydaşlarımızla birlikte yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Tedarik zincirinde ise küçük üreticiyi destekleyen ve ekosistemi koruyan bir model inşa ederek, gıda güvenliğini yerel ölçekte güçlendirmeyi amaçlıyoruz. Doğayı bir kaynak deposu olarak görmek yerine onun döngüsel işleyişine uyum sağlayan, teknolojiyi geleneksel bilgiye entegre eden ve gelecek nesillerin gıda hakkını bugünden güvence altına alan bir dönüşümü gerçekleştirmesine katkı sağlamak hedefimiz.Bu bağlamda Avrupa Birliği için sürdürülebilir, karbon nötr ve kaynak verimli bir ekonomiye ulaşmayı amaçlayan, toplumun neredeyse tüm unsurlarını kapsayan birbiriyle bağlantılı bir dizi hedeften oluşan Avrupa Yeşil Mutabakatı önemli bir adım öne çıkıyor. Kilit odak alanlarından biri ‘sürdürülebilir tarım’ olan Yeşil Mutabakat tarım sektöründe yaşanan iklim kaynaklı sıkıntıların aşılması yolunda da önemli bir fırsat sunuyor.  Mutabakatın kilit odak alanlarından biri çevre ve toplumların desteklenmesinde çok önemli bir rol oynayan ‘sürdürülebilir tarım’. Tarım alanındaki köklü geçmişi ile Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum yolunda adımlar atarak sektörde yaşanan iklim kaynaklı sıkıntıları aşmak yolunda eşsiz bir fırsata sahip olabilir. Ancak bunu başarmak için Türkiye’deki üretici ve tüketici dernekleri, kooperatifleri, gıda aktivistleri, bireysel tüketiciler ve üreten tüketiciler de dahil olmak üzere sivil toplum kuruluşlarının (STK) Yeşil Mutabakat ile uyumlu sürdürülebilir tarım üretim uygulamaları geliştirme ve destekleme kapasitelerinin güçlendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Paylaş:

İlgili başlıklar

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir