Orman Yanar, Biz Üzülürüz!
Yangının hangi koşullarda çıkacağı fizik ve kimya temelinde bilimsel olarak bellidir. Bu koşulların oluşumunun geniş alanlarda nasıl engellenebileceği, hangi önlemlerle risklerin krize dönüşmeden önce önlenebileceği de bellidir. Buradaki temel kural, yangınla mücadelenin, yangından önce yapılmasıdır. Mücadele iki aşamalıdır. İlk aşaması olan önlem; yangın oluşmadan önce alınması gereken bilimsel temellere dayalı fiziki, ekonomik ve sosyal tedbirler bütünüdür. İkinci aşama müdahale ise; alınan önlemlere rağmen yine de yangın başlatabilecek ilk ateşi en kısa sürede tespit ve en fazla birkaç saat içinde söndürmek için havadan ve karadan yapılan eylemlerdir. Müdahale ancak bölgeyi ve ormanı çok iyi tanıyan, her an harekete hazır liyakatli profesyonel ekipler ve modern ekipmanlar ile yapılabilir.
Eğer bunlar zamanında yapılmadıysa çıkan orman yangınıyla mücadele edildiğinden bahsedilemez. Coğrafyanın rüzgâr, sarp yamaç, nem gibi etkileriyle coşup yüzeyini genişleterek artık felakete dönüşmüş bir yangın, suyla ve kimyasalla söndürülemez. O yangını sadece Allah söndürür. Başka hiç kimse, hiç bir şey yapamaz. Devleşmiş alevleri dökme su ile söndürmeye çalışmak sadece boşa çaba ve para kaybıdır.
Orman yanarken verilen çabalar mücadele değil, ancak palyatif işlerdir. Bunlar felaketin zararlarını azaltmak için acil tahliye ve kurtarma faaliyetleri ya da yangın sonrası soğutma çalışmaları ile sınırlıdır. Bu arada yangının önünü kesebilmek için ilerleme yönünün çok ötesinde teknik müdahalelerle bariyerler oluşturulabilir. Maalesef çoğu zaman bu da işe yaramaz ve birçok kez örneğini gördüğümüz günlerce hatta aylarca süren yangınlar yaşanır.
Bu iki aşamalı mücadelenin oluşturulması için sarf edilmesi gereken bütçe, yangın çıktıktan sonraki çırpınışlar için harcanan paradan ve yangın ile oluşan maddi kayıplardan çok daha azdır. Hele işin içine insan da dahil olmak üzere can kaybı da eklenirse kayıpların boyutu ölçülemez.
Sonuç olarak yangınla mücadele denilen kavram; yangın öncesi önlemler ve müdahalelerden oluşur. Yangın sonrası yapılanlar, mücadeleden çok kaybedilmiş bir savaşın kayıplarını azalmak için yapılan çırpınışlardır.
Bu gerçekler, maalesef medya tarafından kamuoyuna tam tersi şekilde yansıtılmaktadır. Ormanlarımızda yangınlar, ancak felakete dönüştükten sonra medyaya yansımakta ve maalesef yapılan haberler ile kamuoyu yanıltılmaktadır. Yapılan palyatif müdahaleleri, yanlış bir jargonla “mücadele” diye anlatmak noksan bir haberciliktir. Gerçeklerin topluma yanlış anlatılmasının tek sebebi, haber kanallarının cahilliğinden değildir.
Uzun yıllardır bu konuda medyaya ve haber kanallarına ciddi bilgilendirilmeler defalarca yapılmıştır. Yıllardır orman bölgelerinde yangının çıkmasının hangi tedbirler ile nasıl yapılabileceğini defalarca anlatılmıştır. Tarım alanları ile ormanların ilişkisi detayları ile açıklanmıştır. Ormanın sahibi ve gerçek efendisinin orman köylüsü olduğu ve özellikle orman kooperatifleri altında olmuş örgütlü yapıların aslında profesyonel bir ordu olduğunu ısrarla vurgulanmıştır. Yangının oluşmasına sebep olabilecek ilk ateşe, zamanında ve doğru müdahaleyi tabiri caizse ilk tokadı, yerden kooperatif ordusunun, havadan ise uçakların nasıl yapabileceğini teknikleriyle izah edilmiştir. Zamanında 1990’lı yılların sonunda Türk Hava Kurumu’nun bu konuda dünyanın en iyisi olduğunu ve kendi yangın söndürme uçağını bile yapmaya başladığı resimleriyle hatırlatılmıştır. Bütün dünyada bu işi orman kooperatiflerine bağlı orman emekçilerinin yaptığı ise onlarca ülkeden birebir örneklerle gösterilmiştir.
Bu anlatılan kıssalardan hisseler çıkartılmalıyız. Orman yanarken üzülmek yerine ateş bacamızı sarmadan yeşil gerçekleri fark etmeli, vatana gerçekten sahip çıkmalıyız.








