Liyakat
Soğuk bir kış günü, ekmeğinin peşinde bir anne. Yavrusunu tek başına bırakmış yuvasında, şehrin sokaklarında karnını doyurma derdinde. Bir yavrusunu almışlar. Belki hüzünlü, belki bir nebze mutlu. “En azından o kurtuldu” diye düşünmüştür belki, bilmiyoruz. Sonuçta bir anne, böyle bir durum onu ne kadar mutlu edebilir ki! Bir kendisi, bir yavrusu, başka kimsesi yok bu koca dünyada… Kolay değil ama yine de tüm gücüyle tutunuyor hayata. Bir müddet sonra yuvasına dönüyor, içinde yavrusunu görmenin mutluluğu ama o da ne? Aman Allah’ım minicik yavrusu hareketsiz! Bir şey yapması lazım…
Kendisine kimin yardım edeceğini, kimin kapısını çalacağını biliyor, tereddüt etmiyor. Kaptığı gibi yavrusunu kendisine yardım edecek kişinin kapısını çalıyor. Yavrusunu kapının önüne bırakıyor; o kişi yavrusunu kurtaracak, hayata döndürecek, ölmesine izin vermeyecek… Biliyor, bundan emin. Öyle olmasa getirir miydi yavrusunu, çalar mıydı kapısını? Kaybedecek vakti yok ki, yanlış yere gitmeyi göze alamaz ki… Evet doğru yerde, doğru yer burası… Yavrusunu kendisine bağışlaması için yol boyunca Yüce Yaratana dua etmişti muhtemelen, şimdi kapının önünde dua ediyor. Yardımına başvurduğu kişi, kapıyı açıyor, anneyi de yavruyu da içeri alıyor. Zayıf da olsa kalbi atıyor yavrunun, bir umut var, şükürler olsun! İlk müdahale yapılırken, anne sessizce bekliyor, yapabileceği bir şey yok, sadece doğru yerde olduğunu, kendisine yardımcı olabilecek doğru kişinin o kişi olduğunu biliyor; bakışları her şeyi anlatıyor. Yavrusu soğuktan donmak üzereymiş, öyle anlaşılıyor. Anne tam zamanında gelmiş, ya birazcık gecikseymiş Allah korusun…
İyi ki iyi insanlar var güvenebileceğimiz, işini bilen, işini seven ve işini iyi yapan. İşte o insanlardan birine emanet etti yavrusunu. Biliyordu anne onun yavrusunu kurtaracağını, yavrusunu hayata döndüreceğini. Yavrusu canlanıyor, kendisine geliyor. Nasıl teşekkür edeceğini bilemiyor anne… Gerçi böyle bir sevinç nasıl tarif edilebilir ki, sözcükler yeter mi böyle bir mutluluğu anlatmaya? Böyle bir sevinci gördüğünüzde anlarsınız, hissedersiniz veya bizzat yaşarsınız… İyi ki iyi insanlar var güvenebileceğimiz, işini seven, işini bilen, işini iyi yapan…
Yavrusunu hayata döndüren kişi annenin diğer yavrusunu alan kişiyi arıyor, durumu anlatıyor ve aldığı yavru ile yanına gelmesini rica ediyor. Güzellikler güzellikleri doğuruyor, iyilikler iyilikleri çoğaltıyor. Diğer yavruyla birlikte o kişi de geliyor. Annenin sevinci bir kat daha artıyor. Bir yavrusu ölümden döndü, kendisinden alınan diğer yavrusu yanında. Ne yapacağını bilemiyor anne… Gerçi böyle bir sevinç nasıl tarif edilebilir ki, sözcükler yeter mi böyle bir mutluluğu anlatmaya? Böyle bir sevinci gördüğünüzde anlarsınız, hissedersiniz veya bizzat yaşarsınız… İyi ki iyi insanlar var güvenebileceğimiz, işini seven, işini bilen, işini iyi yapan…
Bu ve benzeri olaylar sanırım çok ender yaşanıyor. Çünkü olayın kahramanı bir sokak köpeği. Konuşamaz, derdini anlatamaz… Yavrusunu götürdüğü, kapısının önüne koyduğu yer bir hayvan hastanesi. Güvendiği, yavrusunu hayata döndürmesini beklediği kişi bir veteriner, bakkal değil, manav değil, kasap değil… Bir sokak köpeği ölmek üzere olan yavrusunu kurtarabilecek kişinin, hatta tek kişinin bir veteriner olduğunu biliyor. Yavrusunu kime emanet edeceğini biliyor…
Bu, emanetin ehline verilmesi gerektiğini, emanetin ehline verilmesi durumunda birçok sorunun çözülebileceğini gösteren, insanın içini ısıtan yaşanmış güzel bir olay. Kamera görüntüleri ile görsel basında da yer alan bu olayı, bu bakış açısıyla paylaşmak istedim…






