Hayvancılığı Bitirmek!
Sevgili Okurlar,
Hafta geçmiyor ki bir gazeteci ya da bir televizyon yapımcısı çiğ süt fiyatları ile ilgili aramasın. Ben de elimden geldiği ölçüde arayanlara yanıt vermeye çalışıyorum…
…süt hayvancılığı sektörünün işinin zor olduğunu bile bile. Gerçi Türkiye’de et hayvancılığı gelişmiş ülkeler kadar yaygın değil. Süt hayvanlarının erkekleri ülkenin et ihtiyacı için kullanılıyor. Bir de Türkiye’ye özgü bir durum var ki o da içler acısı. Dönem dönem inekler de ülkenin et ihtiyacı için heba ediliyor.
Yem-Et-Süt Üçgeni!
Bu tabii ki hayvancılık politikaları ile ilgili bir durum. Yem-süt-et fiyatları arasında “Bermuda Şeytan Üçgeni”ne benzeyen bir durum söz konusu. Bunlar arasındaki denge sadece serbest piyasacı kapitalist üretim ilişkilerine bırakılamaz. Bırakıldığında denge, özellikle Türkiye’de şimdi olduğu gibi, yüksek yem ve et fiyatları-düşük çiğ süt fiyatları şeklinde beliriverir. Ve düşük fiyattan süt satan üretici yüksek et fiyatları nedeniyle “bari etten para kazanayım” diye daha doğurganlığı sona ermemiş olan ineğini kasaba yollayıverir. Sonunda bir kriz patlayıverir ve olan üretici ile tüketiciye oluverir aracı her şekilde kendini kurtarıverir.
Geçenlerde Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneğini (ETO) temsilen Dernek Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy ile birlikte İzmir-Kiraz ilçesindeki bir etkinliğe katıldım. Toplantıda organik tarımın yanı sıra güncel tarım ürünleri fiyatları da gündeme geldi.
Külliyen Zarar!
Her bir kesim veryansın etmekle birlikte özellikle çiğ süt üreten köylüler çok dertliler. Nasıl olmasınlar ki? Ulusal Süt Konseyinin Aralık ayı sonunda açıkladığı fiyat olan 17 lira 15 kuruşa süt satan neredeyse yok! Ağırlıklı olarak kooperatiflerin ortakları bu rakama yanaşabiliyorlar. Diğer yetiştiricilerin büyük kısmı sütü 10-15 lira ortalama 12-13 liradan satıyorlar. Külliyen zarar. Bunu yazdığımda ya da söylediğimde “neden hala yetiştiricilik yapıyorlar” diye soruyorlar. Ne yapacaklar ya?
…bildikleri işi yapıyorlar. Hayvancılıkla uğraşanların yaş ortalaması altmışa dayandığına göre bu yaştan sonra yeni bir işte çıraklık mı yapacak? Kendinin ve ailesinin emeği sayesinde ayakta kalıyor. Emeği satın alan olsa birinci ay işi bırakır.
Birçoğunun Umurunda Değil!
Köylü bunları yaşarken bu durum, bakıyorum da köylünün dışında pek de kimsenin umurunda değil. Sadece ilgili odalar, kooperatifler ve birlikler bunları dile getiriyorlar. Bu da bir çelişki değil mi? Yetmişlerde Türkiye’nin yüzde yetmişi köylerde yaşıyordu. Şimdi onların çocukları-torunları şehirlerde yaşıyorlar. Çeşitli meslekler edindiler ve emekleriyle geçiniyorlar.
Hala bu kadar köyle ilişkisi olan insan varken neden bu konular daha çok tartışılmıyor? Bu bir ironi değil mi, sizce? “Ben tarladan kurtuldum ya gerisi ne yaparsa yapsın” mı deniyor yoksa?
Öyleyse çok yazık!
Burada tarım politikalarını teorikte ve pratikte uygulayan Tarım ve Orman Bakanlığı’na da seslenmek istiyorum:
Bitkisel ürün üreten üreticiden yana bitkisel, hayvancılık yapandan yana hayvansal tarım politikaları uygulanmadığı oranda Türkiye dışa bağımlı olacak.
Bizden söylemesi…








Görüşlere katılıyorum. Hayvancılık için “hayvancılık ve şu ürünleri bakanliği” kurulmalıdır.