Köşe Yazısı

Sizce Hangisi Doğru?

Sokaktaki 10 yaşındaki çocuk bile biliyor ki fakiriz. Hatta o çocuk, oyuncak, kıyafet, eğitimden öte dilediği gıdaya ulaşamayacak kadar fakir olduğunu biliyor.

Ulusal egemenliğimizin teminatı çocuklarımız adına yüzyılı aşkın süredir bayramlar kutluyoruz. Ne yazık ki her geçen yıl geleceğimizin teminatı çocuklarımızın eksikleri daha da artıyor. Bazı ekonomistler, 1970’li yıllarda yaşadığımız ambargolu buhran dönemlerindeki yaşam standartlarına döndüğümüzü iddia ediyor. Küçük bir azınlık hariç, ülkede bıçak hepimizin kemiğine dayandı. Dar gelirliler için durum, artık yoksulluktan öte bir açlık meselesi.

Hesap ortada; emekli, asgari ücretli, küçük esnaf, çiftçi ve vasıflı işsiz gençlerin oluşturdukları ailelerinin toplamı nüfusun %85’ini oluşturuyor. Bu ailelerin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için gereken minimum harcama miktarı yani açlık sınırı yıllardır asgari ücretin çok üstünde. Yani açlıkla imtihan oluyor. Özellikle dar gelirli aileler, çocuklarını avutabilmek çaresizce bilerek taklit, tağşiş, bayat hatta sahte gıdaları mecburen almak zorunda kalıyor. Aslında sağlıklı olabilmek için yeterli ve dengeli gıdaya zamanında ulaşabilmek en öncelikli insanlık hakkımız. Hakka inananlar için belki de en önemli kul hakkı. Ama kimin umurunda ?

Sorun sadece sağlık sorunu olmaktan memleketin gıda bağımsızlığına dayalı beka sorunu haline dönüyor.

Peki, bu duruma nasıl geldik?

Bunun 2 farklı cevabı var:

Birincisi, bütün sorunların dış faktörler yüzünden olduğu iddiası: Ülkemiz son 10 yıldır Asrın pandemisi, yüzyılın doğal felaketleri, küresel iklim değişikliği, Rusya-Ukrayna Savaşı, Amerika-İran Savaşı ve ardı arkası kesilmeyen küresel buhranlarla boğuşuyor. Bu nedenle gıda ve tarım ürünleri üretiminde lider bir ülke olmamıza rağmen dünya gıda enflasyonu şampiyonu olarak dünyanın en pahalı gıdasını tüketmek zorunda kalıyoruz.

İkincisi, bütün sorunların ülke idarecileri yüzünden olduğu iddiası: Ülkemiz son çeyrek yüzyıldır devleti idare edenlerin “sebep – sonuç ilişkisine dayanan hatalı politikaları” yüzünden bu durumda. Dış ticarette, maliyede, döviz ve kur rejimlerinde, üretim ve tüketim planlamalarında yandaş kayıran uygulamalar ve hatalı kaynak kullanımları yaşanıyor. Özellikle belli camia ve grupları memnun etmek adına, milli imkânları kısıtlı bir kesime akıtmak üzere atanan liyakatsiz kadrolar tarafından idare ediliyoruz. Hatta buralara kaynak aktarabilmek adına göz göre göre gelen yüzyılın felaketlerine karşı tedbirler almıyoruz. Dünyada bütün ülkeler aynı küresel sorunlara karşı bilimsel ve teknik tedbirler alırken, bizde asrın, yüzyılın gibi sıfatlarla durum çarpıtılıyor, kayıpların suçu Yüce Yaradan’a atılıyor.

Sizce, bu 2 iddiadan hangisi doğru?

Herkes bu sorunun cevabını çok iyi biliyor. Hem de Allah’ın bir olduğu kadar açık ve net bir şekilde bir şekilde biliniyor. Ama işin içinde kişisel menfaat varsa Allah’ı inkar edebilecek kadar görmezden geliniyor. Bu yüzden doğru cevap için aklın yanı sıra vicdanın da olması gerekiyor.

Bu topraklar üzerinde manevi değerler belki de ilk kez bu kadar ciddi tehditlerle karşılaşıyor.

Hangi iddiayı kabul edersek edelim, şurası gerçek ki çok uzun süredir peş peşe cidden kötü ekonomik buhranlar yaşanıyor. Süreç her gün daha da ciddileşiyor. Kesin olan bir şey varsa o da önümüzde bizi daha kötü günler bekliyor.

Tarım, gıda, çevre konularında bilim insanları, meslek kuruluşları, sivil toplum örgütleri uyarıyor.

Aslında dinimiz de bize, Yüce Yaradan’ın bize verdiği aklı ve zekayı insanlığın hayrına kullanmayı emrediyor.

Ama dinleyen kim?

Elbette siyaset üstü milli bir mesele anlayışıyla, bilimin, teknolojinin, aklın ve vicdanın gösterdiği çizgide tarafsız çözümler var. Kaynaklar sömürülmeden, iklim değişikliğine ve dijital dönüşüme uyumlu, sürdürülebilir tarımsal faaliyetler, güvenli gıda sistemleri ve doğal kaynak yönetimi mümkün. Hepimiz biliyoruz ki on binlerce yıldır yaşanan birçok olağan doğa olaylarının olumsuz etkileri, büyük felaketlere dönmeden önceden alınacak tedbir ve önlemlerle kesinlikle azaltılabilir. Yani bunlar başarısızlığa bahane değil.

Bütün maddi ve manevi sıkıntılara rağmen hiçbir zaman umudumuzu yitirmeyeceğiz.

Bu ülkenin inançlı, fedakâr, cefakâr insanları ve özellikle de Türk çiftçisi zamanında Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde az zamanda çok ve büyük işler başardılar. Büyük zorluklara rağmen imkânsızlıkların içinden çıktılar.

Bugün çağımızın ileri teknolojisi sayesinde sahip olduğumuz imkan ve şartlar ile yine başaracağız. Bu zorlukların da üstesinden geleceğiz. Aynen Kurtuluş Savaşındaki gibi Büyük Önder Atatürk’ün izinden ayrılmayıp, birlik ve beraberlik içinde örgütlü mücadele verdiğimiz sürece evvel Allah üstesinden gelemeyeceğimiz sorun yoktur.
Yeter ki biz doğruyu seçelim! 

Paylaş:
Dr. Erhan Ekmen

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nde Su Ürünleri Bölümü’nde lisans ve Tarım Ekonomisi Bölümü’nde yüksek lisans ve doktora eğitimlerini tamamladı. Ayrıca Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Ekonomi lisans eğitimi aldı.

Bunlara ilaveten mesleki alanda çok sayıda sertifikalı eğitime katıldı. Meslek hayatında 34 yılını tamamladı. TBMM’de 5 yıl Milletvekili Danışmanlığı ve THK’da Genel Başkan Danışmanlığı görevlerinde bulundu. Halen 28 yıldır görev yaptığı Tarım Bakanlığı’nda mühendis olarak çalışmaktadır.

Bakanlıkta daha çok dış ilişkiler, Avrupa Birliği ve projeler ile ilgili işlerde ve tarımsal istatistik alanında çalıştı. AB’ye uyum çalışmaları kapsamında iki ayrı Fasılda (Malların Serbest Dolaşımı ve Balıkçılık Fasıllarında)Türkiye Müzakere Heyetinde yer aldı ve Brüksel’deki çalışmalara katıldı. AB ile ilgili birçok Alt Çalışma Grubu’nda başkan ya da üye olarak görev aldı.

AB projelerinin hazırlanması, yürütülmesi ve değerlendirmesi ile ilgili çalışmalar yaptı. Bu kapsamda 1 yıl boyunca MFİB’de değerlendirme uzman olarak çalıştı. Ülkemizde tarım alanında bugüne kadar yapılan toplam 175 TAIEX eğitim faaliyetinin 15 tanesini gerçekleştirdi. Yine ülkemizde tarım alanında yapılan toplam 21 AB Projesinin 2 tanesini hazırlayarak ülkemize 2,6 milyon avroluk hibe destek kazandırdı.

Bu faaliyetler ilaveten yine mili bütçeli projeleri hazırladı. Doktora konusu olan “Üretici Örgütlenmesi” konusunda sahada rekabet gücü, değer zinciri alanlarında çalışmalarda bulundu. Çeşitli seminerlerde ve uluslararası konferanslarda mesleki konularda eğitimler vermekte ve sunumlar yapmaktadır. Tarım medyasında hem köşe yazarı hem de programcı olarak görev yapmaktadır.

Halen tarım ile ilgili 1 gazete, 6 dergi ve 4 web sitesinde de köşe yazarlığı yapmaktadır. Bugüne kadar yayımlanmış 1 kitabı ve ağırlıkla kooperatifçilik konularda 1.000’den fazla makalesi bulunmaktadır. Ayrıca 3 ayrı TV kanalında periyodik televizyon programları hazırlamakta ve sunmaktadır.

Tarım Gazetecileri ve Yazarları Derneği’nde ve Türkiye Ziraatçılar Derneği’nde Başkan Yardımcılığı görevini sürdürmektedir. Türk Ziraat Yüksek Mühendisleri Birliği Yönetim Kurulu Yedek Üyesidir. Tarım ve Gıda Etiği Derneği ve Afrika Yatırımcılar Konseyi üyesidir. Birkaç kooperatifin kurucusu ya da ortağıdır.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir