Köşe Yazısı

Bilimde Emeklilik Olur mu? Yetişmiş İnsan Gücü, Akademi ve 67 Yaş Emeklilik Sınırının Yeniden Güncellenmesi -3

Dünyada Değişik Ülkelerdeki Emeklilik Yaş Durumu

Ülke

Zorunlu Emeklilik Yaşı

Açıklama

ABD Zorunlu yaş sınırı çok yoktur 1986 yılında yapılan yasal düzenleme (Age Discrimination in Employment Act) ile üniversitelerde yaşa bağlı zorunlu emeklilik kaldırılmıştır. Profesörler sağlıkları elverdiği sürece kürsülerinde kalabilirler.
Almanya 65 – 67 Eyaletlere göre ufak değişiklikler gösterir; ancak genel sınır 65’ten kademeli olarak 67’ye yükseltilmektedir. Bazı özel durumlarda sözleşmelerle uzatılabilir.
İtalya 70 Profesörler için zorunlu emeklilik yaşı 70’tir. Bu yaştan sonra resmi kadrolu görevleri sona erer, ancak “Emeritus” unvanı alarak araştırmalarına devam edebilirler.
Fransa 67 Genel olarak profesörlerin kadroyla ilişkisi 67 yaşında sona erer, ancak kurumsal ihtiyaçlara göre özel uzatmalar yapılabilir.
İngiltere 67 Önde bulunan Oxford Üniversitesi’nde akademisyenlerin görev süresi 68 veya 69 yaşına gelindiğinde akademik yılın sonunda emekli olunur.
Çin 60 (Kadın) / 65 (Erkek) Genel kural budur, ancak uluslararası saygınlığa sahip kıdemli profesörler için özel sözleşmelerle bu yaş sınırı esnetilmektedir.
İsveç 67 Öğretim üyeleri 65 yaşında emekliliğe hak kazanır, ancak kendi istekleri doğrultusunda 67 yaşına kadar görevlerinde kalma hakları yasayla güvence altındadır.
Brezilya 75 Kamu üniversitelerinde 75, özel üniversitelerde ise 75 yaş sınırı yok.

Emeklilik yaşının uzatılması herkese mi? Yoksa niteliği ve ihtiyaç duyulan alanlar için mi olmalıdır?

Kamuoyunda akademik kadroların üretkenliği konusunda üniversite içinde ve dışında bir hayli tartışma bulunmaktadır. Maalesef ülkemizin yükseköğretimi konusunda kendi çalışma disiplini ve izleme mekanizması olmadığı için, amacı yalnızca profesör olmak olan ve sonrasında “ununu eleyip, eleğini asan” çok sayıda kadro güvencesindeki akademik kadronun yarardan çok yanlış örnek olduğu sıkça tartışıldı. Bugün üniversiteye araştırma görevlisi olarak giren bir akademisyenin amacının yayın yaparak profesörlük kadrosunu almak olduğu, yaşanan örnekler ve akademik verilerin zaman içindeki değişimleriyle belirlenmektedir. Diğer bir ifadeyle, salt akademik kadroları aşmak için yayın yapmak bir yayın fetişizmdir ve bu anlayıştan bilime bir yarar gelmediği gibi ciddi zararlar da doğmuştur. Ne yazık ki YÖK’le birlikte akademik kültür ve değerlerin yerine, daha çok ABD tarzı: şirketleşme, özel hizmet, ek ders, ölçülebilir nitelikte olmayan performans gibi daha çok paraya yönelik uygulamalar akademik yaşama ciddi zarar vermiştir.

Ancak akademisyenliğin temelde bir iş kapısından öteye, bir yaşam biçimi ve bilime adanmışlık olduğu; buna bağlı olarak amacının bilim yaparak bilgi üreterek bilgiyi topluma yaymak olduğu genel bir kabuldür. Ne yazık ki dünyada ve özellikle az gelişmiş ülkelerde, gelişmekte olan ülkemizde de bugün birçok akademik atamada yaşanan nepotizm, kayırmacılık ve liyakatsizlikler sonucu birimlerde başlayan tartışmalar, kavgalar ve mahkemelere düşen çok sayıda hoş olmayan olaya neden olmuştur. Bu bağlamda, birikimi olan ve üniversiteyi bilen insanların örnek tutumu, çalışkanlığı ve çıkardan öteye toplumun ve doğanın yararına çalışan insanların varlığı daha da önem kazanmaktadır. Aslında akademisyenlik, doğası gereği mesai kavramı barındırmayan ve kendi disiplinini kendisi yaratan bir meslektir. Ancak ne yazık ki yetersiz altyapı ve sosyoekonomik koşullar günümüzde birçok bilim insanının isteksiz ve moralsiz çalışmasına neden olmaktadır. Keşke arzu edilen, mesai kavramı olmayan, aklı fikri bilim ve araştırmada olan emeklilik değil, daha fazla hizmet etme imkânı sağlanmış olsaydı.

Nitelikli bilim insanları emeklilik ve sonrasındaki süreçte uzun süre sistemde nasıl tutulur?

Bu bağlamda, kamuoyunda bu konuda aldığım dönütler seçiciliğin sağlanmasından yana. Düzenleme ile üniversitelerin insan kaynağı planlaması daha esnek, sürdürülebilir ve güncel hale getirilerek, gerekirse son beş-on yıllık performanslarına göre belirli bir ölçekte olanlara ABD ve Avrupa’daki gibi özel kadrolar veya yeniden ordinaryüs profesörlük verilebilir. Çok zor olmakla birlikte, dünyada benzeri olan “Emeritus Profesörlük” sistemindeki gibi yönetim işlerine girmeyen ancak akademik ve bilimsel çalışmalarının sürdürülmesine evrensel ölçekte ölçülebilir ve yoruma açık olmayan çıktılar üzerinden son 3-5 yıllık (SCI yayını, H-indeksi, atıflar, projeler, uluslararası ilişkiler, danışmanlıklar, diğer sosyal bilimler, kitap yayımlanması, editörlükler, sanat alanlarında sergiler ve diğer nitelikli eser sunumları) gibi çıktılara bakılarak sağlanabilir. Bu boyutuyla düzenleme, yalnızca yaş sınırının teknik olarak değiştirilmesinden ibaret kalmayıp, ülkenin nitelikli insan kaynağını ülkenin yararına kullanmayı da kapsamalıdır. Dünya genelinde bir profesörün emeklilikten sonra çalışmaya devam etmesi kişisel bir “hak” değil; tamamen bilimsel ve eğitim amaçlı kurumsal ihtiyaca bağlı olarak, akademisyenin güncel araştırma, üretim ve eğitim yetkinlik kapasitesine bağlı objektif komisyonlarca her yıl talepleri, akademik seçiciliğe bağlı olarak, değerlendirilir.

Konu bir bütün olarak ele alındığında, birçok insanın erken emeklilik talebinden çok, isteğiyle bilgi birikimini ve deneyimlerini gönüllü olarak ülke hizmetinde kullanmayı benimseyen donanımlı insanların dünyadaki örnekleri de dikkate alınarak yetişmiş insan gücünden ne şekilde yararlanılır? Bu bağlamda, kimsenin yönlendirmesine ihtiyaç duymayan, iç disiplini olan, özveriyle çalışacak ve üretime katkıda bulunacak kişilere engel değil; tam tersine, onları onurlandırarak hizmetleri ve paylaşımları için müteşekkir olunmalıdır. Bilimsel olarak epey kan kaybetmiş durumun yeniden restore edilmesi için Türkiye’nin bilimsel kapasitesini doğrudan ilgilendiren stratejik bir yükseköğretim politikasının siyaseten bağımsız ve partiler üstü bir yaklaşımla ele alınması kaçınılmaz. Ortalama ömrün 80 yıl olduğu günümüzde, çoğu akademisyen için 67 yaş emeklilik için çok erken bir yaş sınırı olup, objektif ölçülebilir veriler üzerinden yeniden yetişmiş insan gücünden yararlanılması düzenlemesi yarar sağlayacaktır.

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir