Köşe Yazısı

Başarının da Ötesinde, Öğrenmek, Üretmek ve Katkı Koymak

Başarı nedir? Nasıl kazanılır? Başarı mı, yoksa katkı koyacak düzeyde etkili olmak mı?

Başarmak, farklılaşmak, hayata katkı koymak, başkasının yaşamına değer katmak, insanlık için bilgi üretmek ve yeni yollar açmak olarak tanımlanabilir. Elbette başarıya ilişkin başka tanımlar da yapılabilir. İnsanın insan olmasıyla başlayan ve zaman içinde farklılaşan bu süreç, binlerce yıllık deneyimin birikimidir. Bazı insanlar hayatı anlamak için harekete geçmiş, merak etmiş, ulaşmak istedikleri hedefe/yere erişebilmek için zorluklara direnerek doğadan öğrenebileceklerinin peşine düşmüşlerdir.  Jared Diamond’ın Tüfek, Çelik ve Mikrop adlı eserinde sorduğu temel sorulardan biri de buna benzer bir sorgulamayla, “Neden bazı toplumların ‘bagajı’ büyükken, bazılarınınki ise küçüktür?” ifadesiyle nasıl farklılaştınız diyordu. Diamond‘ın toplumlar arasındaki farklılıkları açıklamak için sorduğu bu soru, bireyler açısından da benzer bir düşünceye götürülebilir; İnsan neden sahip olduklarıyla yetinmek yerine merak eder, sorgular ve yeni olanaklar arar? Yeryüzünde hâlâ doğanın sundukları dışında kültür yaratmamış olanların yanında, uzayın derinliklerine saatte on binlerce km hızla gidebilen, yeryüzünün yüzeyini değiştiren, kültürleri aşan işler de yapanlar var. Çoğu insan hayatın veya birilerinin kendisi için bir şeyler yapmasını beklemektedir. Elbette miras, fırsatlar, çevre ve koşullar da başarı üzerinde etkili olabilir. Ancak kişinin sahip olduğu koşullar ne olursa olsun, kendisi çalışarak, öğrenerek ve öğrendiklerini hayata geçirerek kendine bir amaç edinmesi, gerektiğinde risk alarak hedefine ulaşma kararlılığı göstermesi, her zaman diğerlerine göre daha başarılı olma ve olanaklara sahip olma farkı yaratacaktır.

Başarı harekete geçmektir

İnsanın hayata dair sorduğu en temel sorulardan birisi, şüphesiz, “Nasıl başarılır? Başarmak nedir?” sorusudur. Geleneksel bakış açısı başarıyı sadece bir hedefe ulaşmak, mal mülk sahibi olmak veya yarışta öne geçmek olarak görse de, insanlık tarihi bunun çok ötesinde bir anlam barındırdığını gösterir. Aslında çoğu insan yaşamı boyunca kendi çapında amaçlar edinir ve bunların bir bölümünü gerçekleştirir.

Çoğu insan kısa sürede büyük paralar kazanmayı bir başarı olarak görür ve bununla mutlu olabileceğini de sanır. Ancak felsefe yapan bilgi sahipleri bunu başarıdan ziyade fırsatları kullanmak olarak görmüşlerdir. Mutluluğun yalnızca para ve mülk edinmekle açıklanamayacağını göstermişlerdir. Başarıyı yalnızca bir hedefe ulaşmak olarak gördüğümüzde, insanın yaşamla kurduğu ilişkinin önemli bir bölümünü gözden kaçırırız.

Başarmak aynı zamanda öğrenmektir

Ancak insanlık tarihine baktığımızda, başarının yalnızca bir hedefe ulaşmaktan çok daha fazlasını ifade ettiği görülür. Burada belirleyici olan, insanın yerinden kalkması, riskleri göze alması ve doğadan öğrenmeye yönelik bir merak geliştirmesidir. Hayattan bir talebi olan ve bu talebi içselleştiren insan, kendiliğinden harekete geçer. Başarı denilen amaca ulaşmada irade tam da burada ortaya çıkar. Hayattan bir talebi olan insan, sahip olduklarıyla yetinmek yerine, “Doğadan öğreneceklerim var” diyebilme iradesini gösterir. Çoğu insan hayatın kendiliğinden ilerlemesini veya birilerinin kendisi için bir şeyler yapmasını beklerken, başarılı insanların ortak özelliği tembelliklerini ve korkularını aşarak işe koyulmuş olmalarıdır.

Öğrenciler, zaman zaman, “Hocam, çok çalışıyorum ama geçecek kadar not alamıyorum” derler. “Nasıl çalışıyorsun?” diye sorulduğunda ise çoğu zaman çalışmayı bilmedikleri, kendilerine somut bir hedef koymadıkları ve çalışmak için kendilerini harekete geçirmedikleri görülür. Çalışmak yalnızca masanın başında zaman geçirmek değildir; neyi, neden ve nasıl öğreneceğini bilmek, hedef koymak, yöntem geliştirmek ve bunu ısrarla sürdürmektir.

Başarı iz bırakabilmektir

Başarılı olma isteği, insanı kendi anlam dünyası üzerinden tanımlayan bir özellik olarak görülebilir mi?  Örneğin Yeni Çağ öncesi Akdeniz’e sıkışan Avrupalıların ticaret yolları arayışından Rönesans, Bilimsel Devrim ve Sanayi Devrimi’ne kadar uzanan sürecin temelinde cesaret ve merak yatar. Vasco da Gama’ya atfedilen, “Fırtınalar çıktığında gemiciler korksalardı; bugün Amerika, Avustralya ve Hindistan keşfedilemezdi” sözü, bu iradenin en net özetidir.

Bu cesur, gözü pek ve harekete geçme iradesine sahip insanlar yalnızca kendi amaçlarına ulaşmadılar. Onların merakı, risk alma cesareti ve arayışı Rönesans’ın, Bilimsel Devrim’in ve daha sonra Sanayi Devrimi’nin önünü açan gelişmelerin de bir parçası oldu. Bilim ve teknolojinin bugünkü noktaya ulaşmasında, insanın mevcut olanla yetinmeyip, “Daha ne öğrenebilirim, neyi değiştirebilirim?” diye sormasının büyük payı vardır.

Bunun en güzel örneklerinden biri, aynı sınıftaki yüksek ve düşük not alan öğrenciler karşılaştırıldığında görülebilir. Yüksek not alan öğrencilerin önemli bir bölümü yalnızca düzenli çalışmakla kalmaz; kendilerini harekete geçirir, erkenden çalışmaya başlar ve öğrenme konusunda ısrarcı olur. Kopya çekmekten veya başkasından hazır bir şey beklemekten ziyade, “Nasıl öğrenebilirim?” sorusunu sorarak kendilerini çalışma masasının başında tutarlar. Asıl mücadele, çoğu zaman dersle değil, insanın kendi tembelliği ve erteleme eğilimiyle verdiği bir mücadeledir.

Asıl başarı, başkalarının yaşamına katkı koymaktır

Çoğu filozof, insan olmanın gereğinin yalnızca dünyevi birikimler elde etmek olmadığını; doğayı anlamaya, onun işleyişini çözmeye ve bu süreçte bilinç geliştirmeye yönelik bir çaba olduğunu savunmuştur. Gerçek başarı, insanın kendini aşarak öğrendiklerini hayata aktarması, bir iz bırakması ve bizzat “benden sonra ne değişti?” sorusuna anlamlı bir cevap verebilmesidir.

Bilmediğiniz hâlde ihtiyaç duyan bir başka insanın yaşamına omuz vermek, bana göre daha anlamlı bir başarıdır. Çünkü insanın yaşam yolculuğundaki en önemli iç dinamizm, kendi bilincini geliştirmesi, özgürlüğünü yakalaması ve sahip olduğu iradeyi doğru yönde kullanabilmesidir. Motivasyonu olan bir insanın hayattan bir talebi vardır. Bu talep doğrultusunda seçimlerini yapar, doğru kişilerle ve doğru yolda ilerleyerek kendi anlam dünyasına uygun bir başarı inşa eder.

Asıl mesele, “Başardım mı?” sorusundan önce şu kritik soruları sorabilmektir:

“Ne öğrendim, ne değiştirdim ve kimin hayatına dokundum? Benden sonra ne değişti?” sorularına anlamlı bir cevap verebilmektir.

Belki de soruyu daha farklı sormak gerekir; Başarmak mı önemlidir, yoksa anlayarak öğrenmek ve öğrendiklerimizle yeni bir durum yaratmak mı? Hayata ve yaşama katkı koymak da başlı başına bir başarıdır. Örneğin yaptığınız bilimsel bir araştırma başka bir insanın işini kolaylaştırıyorsa veya yetiştirdiğiniz bir öğrenci aldığı eğitimle çevresine katkı sağlıyorsa, bunun yaratacağı haz ve anlam çok daha değerlidir. Bu bağlamda yararlı ve etkili işler yapmak, yalnızca kişisel başarı elde etmekten daha önemli olabilir.

Sonuç olarak, başarı; başkalarından daha önde olmak, yalnızca bir hedefe kilitlenmek ya da dışsal koşulların lütfunu beklemek değildir. Asıl başarı; insanın hayattan bir talebi olması, kendini aşarak ve korkularını yenerek harekete geçmesi, sürekli öğrenmesi, ürettikleriyle bir iz bırakması ve öğrendikleriyle başkalarının yolunu aydınlatıp değer üretebilmesidir.

Özerk ve özgür bir ortamda, çok sayıda genç insanın coşkuyla, bilgi ve bilinçle çalışarak kendine ve toplumunun yaşamına katkı koyarak başarılarını ülkesinin hanesine şerefle yazdıracağına içtenlikle inanmamaktayım.

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir