Köşe Yazısı

Ekosistem Aklı, Polikültür ve Ekoloji Okuryazarlığı: Doğanın Bütüncül İşleyişi Üzerine Bir Değerlendirme

Bilindiği gibi, yeryüzünde yaşam formları ortaya çıktığından bu yana ekosistemler belirli bir işleyiş düzeni içinde varlığını sürdürüyor. Doğada hiçbir canlı tek başına yaşamıyor; tüm canlı sistemler, karşılıklı bağımlılık ve fonksiyonel işbirliği temelinde işlev görüyor. Bu bütüncül yapı sayesinde besin ağları işler halde kalıyor ve gıda güvenliği sağlanabiliyor. Ancak bu denge bozulduğunda sistem kilitleniyor, besin ağları daralıyor ve kırılganlık artıyor.

Toprak bilimi alanında yapılan çalışmalar da bu bütünlüğü açık biçimde gösteriyor. Toprak biyokimyası, toprak fiziği ve toprak kimyası birbirinden bağımsız değildir, tam tersine, birinin varlığı ve işleyişi diğerine bağlıdır. Artık daha net görüyoruz ki toprağın sağlığı ancak tüm unsurların birlikte ve uyum içinde işlemesiyle korunabiliyor. Toprak sağlığı bozulduğunda ise yalnızca bitkiler değil, o toprakla ilişkili tüm canlılar da etkileniyor. Diğer bir ifadeyle, doğada tekil parçalar değil, bütün anlamlıdır. Zaten doğada anlamsız hiçbir şey yoktur.

Ekosistem bütünlüğü kavrandıkça, doğanın çoklu işleyişe, karşılıklı bağımlılığa ve uzun süredir devam eden bir denge mantığına dayandığı daha açık görülüyor. Parça–bütün ilişkisi üzerinden bakıldığında, doğanın adeta kusursuz bir ekosistem mühendisliğiyle işlediği fark ediliyor. 

Monokültürün Kırılganlığı ve Polikültürün Gücü

Prof. Dr. Ahmet Çınar’ın “Ekosistem Aklı, Monokültürden Dijital Monokültüre” başlıklı paylaşımı, ekoloji bilgisinin neden yaşamsal önemde olduğunu bir kez daha görünür kıldı. Aslında uzun zamandır temel sorun, ekolojinin ve ekoloji biliminin yeterince geniş kesimler tarafından anlaşılmamasından kaynaklanıyor. Yıllardır, bitki ekoloğu Prof. Dr. Cengiz Darıcı’nın bu alanı herkesin anlayabileceği bir dille yeniden anlatmasının ne kadar gerekli olduğunu düşünüyorum.

Prof. Dr. Ahmet Çınar, yazısında Çukurova’dan çarpıcı bir örnek paylaşıyor. 1970’li yıllarda Çukurova Ovası neredeyse tamamen pamukla kaplıydı. 1974 yılında beyazsinek (Bemisia tabaci) salgını ortaya çıktı; sinekler bulut gibi gökyüzünü kapladı. Bir sezonda 18–19 kez ilaçlama yapıldı. Bu durum üç-dört yıl sürdü. Sorun ilaç eksikliği değildi; sorun sistemin kırılganlığıydı. Çözüm kimyada değil, yapıda bulundu ve polikültüre geçildi.

Bu deneyim, bir dönem bereketli Çukurova’da ciddi kaygılar yaratmış, ancak aynı zamanda ekosistem bilincinin gelişmesine de önemli katkılar sağlamıştı. İnsanlığın tarıma geçişiyle başlayan verim ve daha fazla üretim anlayışı, zamanla doğanın aleyhine işleyen bir yapıya dönüştü. Endüstriyel ve günümüzde dijital tarım teknikleri de büyük ölçüde bu verim artışı ekseni üzerine kuruldu. Teknolojinin sağladığı kontrol arttıkça, doğanın taşıma kapasitesi zorlandı ve bugün gelinen noktada bu bozunma artık taşınamaz hâle geldi.

Küresel tarım şirketleri, özellikle geniş tarım alanlarında yüksek verim ve kârlılık adına pestisit, insektisit ve kimyasal gübre kullanımını savunmayı sürdürüyor. Oysa bu yaklaşımda ekosistemin bütünlüğü, çevre sağlığı ve gıda güvenliği çoğu zaman göz ardı ediliyor. Yoğun reklamlar ve kamusal desteklerle kimyasal girdiler artırılırken, doğanın bu yükü artık kaldıramadığı açıkça görülüyor.

Biyolojinin Dengesi ve Ekolojik Akıl

Doğada bozulan şey aslında toprağın ve bitkinin biyolojisidir. Biyolojik sistemler; kaosu sevmez, denge ve süreklilik üzerine kuruludur. Milyonlarca yıllık genetik birikim, iç ve dış dinamiklerin bütüncül bir yapı içinde işlemesini sağlar. Ancak dışarıdan yapılan her uygunsuz müdahale bu dengeye karşı bir tepki doğurur. Denge bozulduğunda, yoğun müdahalede bulunan taraf kısa vadede baskın görünse de, uzun vadede sistem zarar görür.

Bugün hâlâ tam olarak tanımadığımız biyoçeşitlilik unsurlarına tek taraflı girdiler uygulamamız, ekosistemlerin dayanıklılığını ciddi biçimde zayıflattı. Doğa, kendi iç dinamikleriyle bu tahribatı onarmaya çalışıyor; ancak yoğun insan müdahalesi çoğu zaman bu çabayı bastırıyor. Bu durum yalnızca tarımda değil, sosyal, ekonomik ve siyasal alanlarda da tek yönlü yapılara ve tek sesliliğe yol açıyor. Yaşamın her alanında, başta düşüncede, polikültürün zayıflamasıyla oluşacak tek seslilik belirli önemlerde değişik toplumlarda ciddi yıkımlara yol açmıştır. Oysa ekosistem aklı, doğada nasıl sağlıklı işleyiş gerektiriyorsa, sosyal hayatta ortak akla önem verilmesi toplumların esenliği için önemlidir. 

Ekoloji Okuryazarlığı Bir Zorunluluktur

Prof. Dr. Cengiz Darıcı’nın sıkça vurguladığı gibi, doğadaki canlılar arasında sinerjetik ve antagonistik ilişkiler vardır. Aynı ekosistemde, benzer ekolojik toleranslara sahip türler bazen birbirini desteklerken, bazen de dengeyi korumak için birbirini sınırlar. Bu karşılıklı denetim sürdürülebilirliğin temelini oluşturur. Prof. Dr. Tuncay Tükel hocamız, ekosistem mühendisliği kitabı ile canlıların doğaya ortak tutumla ne denli katkılar sunduğunu belirtiyor.

Sonuç olarak, ekosistem aklı, doğanın ve yaşamın sürdürülebilirliği için vazgeçilmezdir. Tek akıl yerine çoklu akılların birlikte işlemesi, yalnızca doğada değil, düşünce dünyasında ve toplumsal yaşamda da gereklidir. Biyoçeşitlilik ve polikültür bilinci olmadan sürdürülebilirlik kavramı içi boş bir slogandan öteye geçemez.

Bu nedenle ekoloji okuryazarlığı artık ertelenemez bir ihtiyaçtır. Karıncaları, arıları, toprak canlılarını gözlemlemek bile ekosistemin nasıl bir dengeyle işlediğini anlamak için yeterli ipuçları sunar. Eğitim sistemine acilen ve ciddi biçimde biyoçeşitlilik ve ekoloji okuryazarlığı derslerinin kazandırılması gerekmektedir.

Toprak ekosisteminin öğrettikleri doğrultusunda yürütülen onarıcı ekosistem mühendisliği çalışmaları, bize bir kez daha şunu gösteriyor; bilgi birikimi, gözlem ve deneyim kümülatiftir. Liyakat sahibi bilim insanlarının varlığı ve üniversitelerde bilimsel yöntemin korunması, ekosistem aklının topluma yerleşmesi açısından hayati önemdedir.

Bilgiye, tecrübeye ve doğanın sesine kulak vermek zorundayız. Başka bir seçeneğimiz kalmadı.

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir