Köşe Yazısı

Kuru Üzümde Sorunlar ve Sorumlular

Son günlerde kiminle konuşsam, tarım ürünlerinin para etmemesinden, hükümetin yeterli destek vermemesinden yakınıyor.

Manisa özelinde buğdayla başlayan süreç; kiraz, kayısı, şeftali, domates derken üzümle devam etti. Yaş ve kuru üzümde fiyatlar düşünce, bu kez devlet kurumlarından destekleme fiyatı beklentileri başladı.

Üreticiler, odalar ve kooperatifler, “Fiyat 150 lira olsun”, “160 lira olmalı” derken, TARİŞ, “Ben fiyat açıklaması yapamam, açıklarsam Türkiye pazar kaybeder” şeklinde açıklamalar yaptı. Bakanın gelip Toprak Mahsulleri Ofisi ile birlikte bir fiyat açıklayacağı söylentileri yayıldı. Ancak şu ana kadar belirsizlik devam ediyor.

İşçi sorunu yüzünden, eski alışkanlıkla “ekşi koruk, tatlı para” diyerek 16-18 şeker oranındaki üzümlerin hasadı hızla devam ediyor.

Üretici devletten yüksek bir destekleme fiyatı beklerken, devlet kurumlarından ve hükümetten hâlâ net bir ses yok.

Aslında her şeyde ve herkesin yaklaşımında bir yanlışlık var.

Çiftçi yanlış yapıyor; ne isteyeceğini tam olarak bilmiyor.

Üretici, sadece yüksek bir destekleme fiyatı istemek yerine farklı ve kalıcı talepleri gündeme getirse; örneğin kendi kooperatif örgütlenmesinin güçlendirilmesini, piyasa yapıcı kurumların kurulmasını, ürün deseninin planlanmasını, verimliliği artıracak AR-GE çalışmalarını yapacak kuruluşların oluşturulmasını, kalite standartlarının güçlendirilmesini talep etse…

Ürettiği ürünlerin katma değerini artıracak yatırımlar; stok kurumları, ürün borsaları, takas ve piyasa düzenleme mekanizmaları istese…

İşçilik maliyetlerini düşürecek mekanizasyon yatırımlarını ve desteklerini talep etse…

Belki devlet kurumları ve siyasiler de hiç olmazsa, “Benim üreticimin böyle sorunları da varmış. Bir araştırayım, bir bilene sorayım” deme ihtiyacı hisseder.

Ama siz sadece destekleme ve taban fiyatı isterseniz, devlet de sanki üreticiyi destekliyormuş gibi yapar. Geçen yıl olduğu gibi 14 bin ton kuru üzümü yüksek fiyattan alır, 6 ay sonra daha düşük fiyattan ihracatçıya satar. Sonra da siz kızarsınız.

Oysa sorun çözülmüş olmaz.

Bir Facebook paylaşımımda yaş üzümle ilgili olarak verimliliğimizi ve ihracat fiyatlarımızı rakip ülkelerle karşılaştırmıştım.

Rakiplerimizin dekar başına ortalama yaş üzüm verimi 3 ton civarındayken, bizde bu rakam yaklaşık 900 kilogram. Yaş üzümde verimlilik açısından felaket derecede kötü bir durumdayız.

Peki ya kuru üzümde durum nedir?

Ege Bölgesi başta olmak üzere, özellikle Manisa’da 1 milyon dönümün üzerinde bağ alanımız var. Bunun yaklaşık 900 bin dekarlık kısmını Sultaniye üzüm bağları oluşturuyor.

İktidar milletvekillerimizden birinin söylediği rakam 300 bin ton.

Arkasından da TMO’nun piyasayı desteklemek amacıyla bu kadar ürünü alabilecek gücü olmadığını söylemek için yine bu rakamlar gündeme geliyor.

Peki, bu verimlilikle ve bu kalite standartlarıyla ne olacak?

İhracatçı, tek başına; kalite standartları bizden daha düşük olmasına rağmen İran, Hindistan, Özbekistan ve benzeri ülkelerle rekabet ederek pazar bulmaya çalışacak.

Bu yıl, dünya kuru üzüm üretiminin 1 milyon 450 bin ton civarında olması bekleniyor. Dünya dış ticaret hacmi ise yaklaşık 1 milyon 300 bin ton civarında.

Yani yaklaşık 150 bin ton kuru üzümün bir sonraki yıla devretmesi söz konusu.

Bu ürün ya bizde kalacak ya da sözünü ettiğimiz diğer ülkelerde.

Bizim bir sözümüz vardır; “Ak köpeğin koyun pazarında olumsuz fiyat etkisi olur.”

Ortada ihtiyaç fazlası 150 bin ton civarında bir ürün kaldığında, bunun dünya fiyatları üzerinde olumsuz bir etki yaratmaması mümkün değildir.

Nasıl ki alıcı ülkelerin kurumları ve özel şirketleri piyasayı düzenlemek ve kendi çıkarlarını korumak için çaba gösteriyorsa, bizim devlet kurumlarımızın ve hükümetimizin de bu konuda aktif bir rol alması gerekir.

Türkiye’nin yanı sıra İran, Hindistan, Özbekistan ve diğer büyük kuru üzüm üreticisi ülkelerin devlet yetkilileri ve siyasileri bir araya gelmelidir.

Ürün fazlasını yönetecek uluslararası bir mekanizma oluşturulmalıdır.

Her ülke, kendi üretiminin belirli bir yüzdesini stratejik stok olarak; devlet kurumu, stok kurumu veya benzeri bir mekanizma aracılığıyla üreticinin elinden almalıdır.

Dünya dış ticaretinin ihtiyacı olan miktarda üzüm piyasaya bırakılırsa, uluslararası serbest piyasada ülkelerin çiftçilerini yakacak bir fiyat rekabeti yaşanmaz.

Aksi hâlde bu rekabet sadece Türkiye’deki üzüm üreticisini değil, sözünü ettiğimiz beş ülkenin üzüm üreticisini de yakacaktır.

150–160 bin ton civarındaki bir ürünün bir sonraki yıla devretmesi, yeni sezonun üzerine ağır bir yük olarak binecektir.

Bu süreci yönetmek, iktidarların ve siyasilerin görevidir.

İçeride planlama, verimlilik, kalite ve piyasa düzenlemesi; dışarıda ise organizasyon, koordinasyon ve liderlik gerekir.

Bu görevden kaçacak bir merci yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti hem içeride üreticisini koruyacak politikaları oluşturmak hem de dışarıda büyük üretici ülkelerle ortak çözümler geliştirmek zorundadır.

Tarımda sorun, her yıl ürün fiyatı düştüğünde açıklanacak bir destekleme fiyatından çok daha büyüktür. Sorun, üretimi ve piyasayı yönetebilecek bir sistem kuramamış olmamızdır.

Türkiye’nin kuru üzümde hedefi miktar liderliği değil, fiyat ve kalite liderliği olmalıdır.

Paylaş:
Nazım Şafak

27 Aralık 1952 tarihinde Manisa’nın Horozköyü’nde çiftçi bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya gelmişim.
Horozköy İlkokulu’nu, Şehitler Ortaokulu’nu, Manisa Lisesi’ni bitirip 1972 öğrenim döneminde ziraat fakültesine kayıt oldum.
Tarla Bitkileri Bölümü’nden yüksek ziraat mühendisi olarak mezun oldum.
Aileme ait arazide tarımla uğraştım. Bağcılık ve sofralık üzüm üretimi, ana geçim kaynağım oldu.
1986 yılında tarım ilaçları ve gübre ticaretine başladım.
1989 yılında ilk üzüm serasını kurup sofralık üzüm yetiştirdim.
1997 yılında şirket kurarak organik kuru üzüm işleyip ihracatına başladım.
1999 yılında Manisa Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçildim.
2006 yılında Hollandalı ortağımla birlikte 650 dekar alanda, gen merkezinde üretim teşviki alarak kuşkonmaz üretimi işini kurdum.
2013 yılında emekliye ayrıldım.
2018 yılında oğlumun zirai drone üretimiyle birlikte tekrar iş hayatına döndüm.
Zirai ilaç satışı ve zirai danışmanlık yapıyorum.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir