Zirai Don ve İklim Değişikliği Yeni Çeşitler Gerektiriyor Ama!
Günümüzde öncelikle kuraklık, sel, aşırı yağış-soğukla kendini gösteren iklim krizi, tüm dünyanın başını ağrıtadururken, bu kez ülkemizde zirai don kendisini çok acı bir şekilde göstermiştir. Aslında don olayı Türkiye için hiç de yeni değildir.
Ancak 2025 yılı Nisan’ın ikinci haftasındaki zirai donun, başta tek yıllık olmak üzere tüm tarımsal ürünlerde ve de çok sayıda ilde, %100’e varan zararının ekonomik boyutu çok büyük olmuştur. Bu zarar, yalnız üreticiyi mahrum etmeyecektir. Pazar kaybı yanında birçok üründe yokluk yaşanacak, fiyat artışları ve tarımsal ürün enflasyonunda yükselmelere neden olacaktır.
Nisan donları diğerlerinden ile ayıran ise Malatya’dan Bursa’ya, Çorum’dan Burdur’a çok geniş alanda kendisini göstermesidir. Buğday, yonca gibi tarla bitkileri ve sebzelerin yanında cevizden şeftaliye, kayısıya ve elmaya uzanan zararların üreticiyi ne denli mağdur ettiğini tasavvur etmek güç.
Geçmişte zirai don genelde Şubat veya Mart’ta kendisini gösterirdi. Donun vurduğu meyve ağaçlarının yeniden çiçek açtığı, buğday, arpa gibi kardeşli bitkilerin yeni kardeşler verdiği muhakkak. Yani o geçmiş dönemlerde 2025 Nisan’ında yaşanan tahribat yaşanmamıştı.
Aslında bilinen birçok yeni–eski yöntemler zirai dondan kaçınmak için kullanıladurmakta. Don pervaneleri, makinalarla dumanlama, yağmurlama, ateş yakma gibi uygulayanları ile zirai dondan kaçınılabilmektedir.
Diğer taraftan kültür bitkilerimizin hastalıklara ve zararlılara dayanıklılıkları gibi biyotik hedeflerin yanında kurağa, sıcağa dayanıklılık gibi abiyotik zararlara karşı dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi bitki ıslahçılarının hedefi. O zaman şu “zirai dona” dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi için bir güdümlü projesi hazırlayamaz mıyız? Her ne kadar ürün sayımız fazla ise de, yeteri kadar araştırma birimimiz var. Moleküler ıslah için fen fakültelerini de dahil edersek onlarca ziraat fakültesi ve 50 civarında Tarım ve Orman Bakanlığı Araştırma Enstitüsü ve uluslararası ortamlarda boy göstermeye başlayan özel tohumculuk firmaları ile zirai dondan en çok zarar gören en önemli dört-beş bitki ile yola çıkabiliriz.
Böyle güdümlü bir projenin şansı büyük olacaktır. Çünkü dört yılda çeşit geliştirmeyi sağlayan gen düzenleme yöntemi[1] artık devrede. 2013’lerde keşfedilen Gen Düzenleme Yöntemi (yani yeni ıslah tekniği-YİT) kaşiflerine Nobel Ödülü kazandırırken, ıslah süresini de oldukça kısaltmıştır. Bu yöntemle son yıllarda ABD’de yağ kalitesi iyileştirilmiş soya, Hindistan’da dört yıl gibi kısa zamanda nohut, Japonya’da tatlı domates gibi yüzlerce yeni çeşit geliştirildi.
YİT aslında klasik mutasyon ıslahının laboratuvar versiyonudur. Bilindiği gibi mutasyon, canlı genlerinden birinde, kendiliğinden oluşan veya amaçlı oluşturulan bir değişimdir. Dünyada genelde radyasyon tekniği ile yaratılan suni mutasyonla 4.000’e yakın çeşit tescil edilmiştir. Gen düzenlemeleri, CRISPR ve bir seri yeni gen mühendisliği yöntemlerini kapsamaktadır. Bu yöntemlerde, GDO’lardaki gibi dışarıdan herhangi bir gen transferi yapılmamaktadır. Tersine hedeflenen genin, uygulanan geçici DNA kesici enzimleri ile susturulması, etkisinin artırılıp azaltılması, yani mikro-mutasyona tabi tutulması söz konusudur.
AB’nin transgenik (GDO) bitkilerin üretimine karşı olan yaklaşımı nedeniyle günümüze kadar onaylamak istemediği YİT, yabancı bir gen içermediği için, şu sırada onaylanmak üzere ilgili komisyonların gündeminde yer almaktadır. Değişik grupların baskısı altındaki AB, 2024 başında YİT kapsamında geliştirilen çeşitlerin tescili konusunda yasal yönergeleri hazırlamakta. Birleşik Krallık söz konusu süreci henüz yeni tamamladı[2]. Gönül istiyor ki Türkiye’de durumun farkına varsa da YİT’le ilgili yasal mevzuat çalışmalarına başlasa.
YİT ağırlıklı olarak laboratuvarlarda yürütülen gen mühendisliği, biyoteknoloji gibi ağırlıklı olarak fen fakültelerinde gerçekleşmektedir. O nedenle yukarıda değinilen güdümlü proje kadrosu çok geniş olmak zorunda. Kamu araştırma kuruluşları, özel sektör ve üniversitenin birlikte çalışması kaçınılmazdır. Bu da kamu araştırma kuruluşları, üniversite ve özel sektörün bir çatı altında toplandığı, Brezilya’nın EMPREPA benzeri bir “Türkiye Tarımsal Araştırma Kurumu” konusunun muhakkak ele alınması kaçınılmazlık arz ediyor.
Aslında 3. Tarım Orman Şurasında ele alınan bu konu, 300’den fazla hedef ve stratejinin belirlendiği Şura’nın Sonuç Bildirgesinde yer alan 60 kararın 28. Maddesini oluşturmakta idi. “Ar-Ge ve inovasyonda kaynakların daha etkin kullanılması için kamu, özel sektör ve üniversiteleri de kapsayacak yeni bir kurumsal altyapının oluşturulması” şeklindeki bu kararın uygulanması beklenmekte idi. Verilen sürede uygulanamayan kararın 4. Tarım Şurasında yeniden ele alınması yerinde olacaktır.
Kaynakça
[1] https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2025/03/30/4-tarim-orman-surasi-toplanirken/
[2]https://www.scienceforsustainableagriculture.com/mariocaccamo7






