Türkiye’de 166 Bini Aşkın Çölyak Hastası Var
9 Mayıs Dünya Çölyak Günü kapsamında bilgiler paylaşan DoktorTakvimi Beslenme Uzmanlarından Diyetisyen Fadime Gül Alkaya, Türkiye’de tanı konmuş çölyak hastası sayısının 166 bini aştığını ancak hâlâ birçok kişinin tanı almadığını belirtiyor. Alkaya, hastalığın belirtilerinin başka rahatsızlıklarla karışabildiğine dikkat çekerek, glütensiz beslenmenin tedavideki en etkili yöntem olduğunu vurguluyor. Glütensiz ürünlerin yaygınlaşmasına rağmen hâlâ erişimde zorluklar yaşandığını söyleyen Alkaya, çölyak hastalarının sosyal ve ekonomik anlamda daha fazla desteklenmesi gerektiğini ifade etti.
Çölyak hastalığının, buğday, arpa, çavdar gibi glüten içeren gıdalara karşı vücutta alerjik yanıt oluşturan kronik bir bağırsak hastalığı olduğunu söyleyen Alkaya, “Çölyak hastaları glüten tükettiklerinde, glüteni sindiremedikleri için bağırsak yapısında bozulmalar meydana gelir. Bu durum kişide emilim bozuklukları ortaya çıkarır, besinler yeterince emilemez. Bu nedenle demir eksikliği, kemik erimesi, büyüme gelişme geriliği gibi durumlar çölyak hastalarında sıklıkla görülür” dedi.
Çölyak hastalığı olan bireylerde en sık karşılaşılan belirtilerin karın ağrısı, şişkinlik, ishal, kabızlık, kusma, kansızlık, kilo kaybı, deride döküntüler, tekrarlayan ağız içi aftlar, yorgunluk ve beyin sisi gibi semptomlar olduğunu belirten Alkaya, özellikle çocuklarda büyüme geriliği, boy uzamasında yavaşlama, iştahsızlık ve kansızlık gibi belirtilerin öne çıktığını söyledi.
Tanısı konulmamış birçok hasta var
Çölyak hastalığına dair güncel verileri paylaşan Fadime Gül Alkaya, hastalığın dünya genelinde görülme sıklığının 1/100 – 1/2.000 arasında değiştiğini, Türkiye’de ise bu oranın 1/100 – 3/1.000 aralığında değiştiğini ve ülkede 250 bin – 750 bin arası çölyak hastası olduğunun tahmin edildiğini belirtti. Alkaya, “2023 Kasım ayında tanısı konulmuş çölyak hastası sayısı 166 bin 614 olarak bulunmuştur. Ancak hâlâ tanısı konulmamış birçok hasta olduğu düşünülmektedir. Toplumda farkındalık artmakla birlikte, belirtiler başka hastalıklarla karışabildiği için çölyak genellikle en son akla gelebilmektedir” diye konuştu.
Tanı sürecinin önemine değinen Alkaya, “Çölyak hastalığında tanı süreci bazen gecikebilir; çünkü belirtiler spesifik değildir ve başka hastalıklarla karışabilir. Bu nedenle hastayı iyi dinlemek, belirtileri analiz etmek ve gerekli tetkikleri zamanında yapmak, bağırsak yapısının bozulmasını ve emilim yetersizliklerini önlemek açısından oldukça önemlidir” diyerek özellikle çocuklarda erken tanının büyüme ve gelişme açısından kritik olduğunu vurguladı.
Glütensiz diyetin önemi
Tedavi sürecinde glütensiz diyetin rolüne dikkat çeken Fadime Gül Alkaya, “Glütensiz beslenmeye başlandığında bağırsaklar tekrar normal yapısına döner, şişkinlik, ishal gibi sindirim şikayetleri azalır ve emilim problemleri büyük oranda düzelir” ifadesini kullandı.
Glütensiz beslenmeye geçen bireylerin karşılaştığı hatalara da değinen Alkaya, “Glütensiz beslenen bireylerde, tahıllar büyük oranda kısıtlandığı için yetersiz lif alımı olabilir, bu durum bağırsak florasının bozulmasına sebep olabilir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanılmalı, farklı lif kaynakları tüketmeye özen gösterilmelidir. Ayrıca, çölyaklı bireylerde glütensiz beslenmeye bağlı olarak tiamin, niasin, riboflavin, magnezyum, kalsiyum ve demir gibi bazı vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir. Gerektiğinde doktor kontrolünde takviye alınabilir. Bununla birlikte bazı paketli ürünler eser miktarda bile olsa glüten içerebilir. Bu yüzden etiket okuma alışkanlığı kazanılmalı, ‘glütensiz (glüten free)’ ibaresi yer almayan ürünler tüketilmemelidir” şeklinde konuştu.
Doğru beslenmenin uzun vadeli sağlık sorunlarını önlemede etkili olduğunun altını çizen Alkaya, “Glüten tüketimine bağlı olarak bağırsak villuslarında kısalma meydana gelebilir ve bu da kansızlık, kemik erimesi gibi sorunlara neden olabilir. Ancak glütensiz diyete geçişle birlikte bağırsak yapısı normale döner. Bu süreçte gerekirse doktor kontrolünde demir, kalsiyum, D vitamini takviyeleriyle desteklenebilir” dedi.
Glütensiz paketli ürünlere dikkat
Hazır glütensiz ürünlerin sağlıklı olup olmadığı konusuna da değinen Fadime Gül Alkaya, “Glütensiz beslenmede özellikle paketli ürünler konusunda çok dikkatli olunmalıdır. Glütensiz paketli ürünlerin kalori ve nişasta içeriği daha yüksek olabilir. Bu yiyeceklerin kilo aldırma, kan şekerini yükseltme etkileri de dikkate alınmalıdır” diye konuştu.
Alkaya, çölyak hastası olmayan bireylerin glütensiz beslenmesi hakkında ise, “Glütensiz beslenmenin popüler olmasıyla birlikte sağlıklı bireylerin de glütensiz beslenmeye yöneldiğini görüyoruz. Çölyak olmayan glüten intoleransı olarak tanımlanan bir rahatsızlık günümüzde sıkça görülebiliyor. Bazı bireylerde glütenli ürün tüketildiğinde benzer şekilde şişkinlik, ishal, deride döküntüler, kabızlık gibi belirtiler ortaya çıkabiliyor. Bu kişiler glüten konusunda daha dikkatli olabilir fakat ömür boyu glütensiz beslenmeleri gerektiği anlamına gelmez. Diğer yandan işlenmiş karbonhidratları fazla tüketmek de yine doğal olarak, şişkinlik, hazımsızlık gibi sindirim sorunlarına sebep olabilir. Böyle bir durumda kişi hemen glüten hassasiyeti olduğunu düşünebiliyor. Ancak sağlıklı karbonhidratları, aşırı olmayan ölçülerde tükettiklerinde bu şikayetleri yaşamayabilirler” şeklinde konuştu.
Glütensiz ürün pazarının büyümesini değerlendiren Alkaya, bu artışın gerçek ihtiyaçtan çok trend etkisiyle şekillendiğini ifade ederek, “Bazı glütensiz ürünler yüksek kalorili olabilir ve zayıflamayı zorlaştırabilir. Ayrıca uzun süre glüten tüketmeyen bireylerde sindirim sistemi glütene karşı hassasiyet geliştirebilir” uyarısını yaptı.
Son olarak çölyaklı bireylerin glütensiz gıdalara erişiminde yaşadığı zorluklara değinen Alkaya, “Eskiden glütensiz ürünlere ulaşmak oldukça zordu ve pahalıydı. Şimdi ise mısır unu, karabuğday, nohut unu gibi alternatiflerle çeşitlilik arttı. Ancak restoran ve kafelerde hâlâ glütensiz seçenekler kısıtlı ve bu da sosyal uyumu zorlaştırabiliyor” dedi.
Sosyal, ekonomik ve psikolojik desteklerin artırılmasının ve toplumun çölyak konusunda bilinçlendirilmesinin önemine dikkat çekti.







