Köşe Yazısı

Mikoplazma Bovis ve Antibiyotik Direnci

Mycoplasma bovis (Mikoplazma bovis, M.bovis) inek, dana ve buzağılarda tehlikeli hastalıklara yol açan bir bakteridir. Bu mikroorganizmadan önceki yazılarımda söz etmiştim. M.bovis solunum yolu enfeksiyonlarında, arthritiste (eklem yangısı), mastitiste (meme yangısı), keratokonjunktivitiste (göz yangısı), otitis mediada (orta kulak yangısı) karşımıza çıkar. Ayrıca döl yolu ve idrar yolu yangılarında da rol alır. Başka etkenlerle viral ve bakteriyel hastalık yapıcı (patojen) etkenlerle birlikte hastalığın şiddetini arttırır. Örneğin solunum yolu enfeksiyonlarında Pasteurella multocida ve Mannheimia haemolytica ile kombine enfeksiyonlar yapar.

M.bovis bilinen 130 mikoplazmadan biridir. Hızla sürüde yayılması, inatçı bir mikrop olması, kronikleşmemeye meyilli olması başlıca özellikleridir. Bu özelliklerini pleomorphic (pleomorfik) yapısından alır. Hücre zarı yoktur. Duruma göre şekil ve boyut değiştirebilir. Bilim insanlarının deyimi ile “oynak yapılı”, sinsi bir işgalcidir. 

Veteriner hekimlikte çokça kullanılan ve mikroorganizmaların hücre zarlarını bozarak onları öldüren antibiyotikler Mikoplazma bovis‘e karşı etkisizdir. 

Mikoplazma bovis amoksisilin, penisilin ve cephalosporin (sefalosporin) gibi antibiyotiklerden etkilenmez. Asıl konumuz ise mikoplazmaları etkileyebilen antibiyotiklerin de giderek etkilerini yitirdikleri hakkındaki bulgu ve yayınlardır. Mikoplazmalara zaten birçok antibiyotik etkisiz iken bir de bu mikroorganizmanın antibiyotiklere direnç (rezistans) kazanması tehlikeli bir durumdur.

Mikroorganizma (M.bovis ) rezistans (dirençli) gen ve biyofilm oluşturarak antibiyotiklere karşı kendini koruyor. M.bovis’e karşı çok kullanılan antibiyotikler eskisi kadar iyi sonuçlar vermiyor. Bu konudaki bilimsel çalışmalar ve bulgular böyle bir tehlikeyi işaret ediyor.  

Diğer yandan; özellikle solunum yola enfeksiyonlarında Pasteurella, Mannheimia gibi mikroorganizmalara karşı başarıyla kullanılan antibiyotikler M.bovis işin içine karıştığında istenen sonucu vermiyorlar.

M.bovis burun akıntısında ve altlıklarda uzun süre canlı kalabiliyor. Böylece bu bakteri sürü içerisinde yayılma ve sinsi olarak barınakta kalma konusunda başarılı oluyor. 

M.bovis birçok dezenfektandan kolayca etkilenebiliyor. Örneğin klorhekzidin ve iyotlu dezenfektanlar M.bovis’i etkisiz hale getiriyor. En etkili dezenfektanların sitrik asit ve sodyum hipoklorit olduğu biliniyor. Binde 5’lik sitrik asit ve yüzde 1’lik sodyum hipoklorit solüsyonları M.bovis üzerinde en etkili dezenfektanlardır.

M.bovis 65°’de 10 dakikalık veya 70°’de 3 dakikalık pastörizasyon işleminde inaktive oluyor. Bu, özellikle, buzağılar yönünden iyi haber. O yüzden ağız sütünün (colostrum) pastörize edilerek buzağılara verilmesi ABD’de yaygın bir uygulamadır. Ülkemizde de yaygın hale gelmesi gerekir. 

M.bovis’in yapamayacağı bir hastalık yoktur. Her yerde karşımıza çıkabilir. Birinci etken ya da eşlikçi etken olarak sorun yaratmaya hazırdır. Çoğunlukla stres sonrası savunma yeteneğini yitirmiş hayvanlarda görülür.

Bilindiği gibi en büyük stres sebebi nakliyedir. Her türlü değişiklik strese yol açar. Stres hormonu (kortizol) devreye girdiğinde vücudun defans (savunma)sistemi geriler.

Nakliye hayvanların yaşayabileceği en önemli değişikliktir. Yer, yem, bakıcı, iklim, her şey değişir. Diğer stres sebeplerini kötü barınak koşulları, geçiş dönemi, buzağıların sütten kesilme dönemi, kalabalık, sıkışık ortam, ani sıcak ve soğuk ile ilgili değişimler olarak sıralayabiliriz. 

M.bovis’le ile uğraşmak zordur. O yüzden stresi gidermenin çarelerine bakmak gerekir. Geçiş döneminde, ani değişikliklerin kaçınılmaz olduğu durumlarda, stresi gidermek için vitamin, aminoasit, iz mineral desteklerinin hayvanlara sunulması, işkembe düzenleyicilerin yemlere katılması yerinde olur.

Tabii ki ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmek için laboratuvar tahlillerine başvurmak faydalı olacaktır. 

Hastaları sağlıklılardan ayırmak, dezenfeksiyona önem vermek şarttır.

Özet olarak; alınması gereken önlemleri zamanında, ihmal etmeden almak antibiyotiklere olan ihtiyacı azaltacaktır. Antibiyotiklere güvenerek yapılması gerekenleri ihmal etmek, hastalık halinde antibiyotik kullanarak işleri yoluna sokabileceğimizi düşünmek tehlikelidir. M.bovis’e karşı ticari aşı varsa kullanılmalı ya da otovaksin (otojen aşı, işletmeye özel aşı) yaptırılmalıdır.  

Sürü yönetiminin ve koruyucu hekimliğin temel ilkelerine özen gösterilmelidir.

İneklerin doğum yapması başlı başına bir strestir. Doğum öncesi ve doğumu takip eden günler ineklerin en çok yardıma ihtiyaçları olan günlerdir. Bu kesinlikle akıldan çıkarılmamalıdır. Çünkü ardından ortaya çıkacak olan sorunlarla baş etmek her zaman mümkün olmaz. Mikroplar antibiyotiklere karşı kendilerini koruyorlar. Bizim de antibiyotik kullanımına muhtaç kalmayacak şekilde hayvanlarımızı korumamız gerekir.  

Son olarak; M.bovis’e karşı etkili olduğu bilinen fakat giderek rezistans (direnç) kazandığı yönünde bulgular ortaya konulan antibiyotiklerin etkin maddelerini sıralayalım; tylosin, tilmicosin, tulathromisin, spiramisin, gentamisin, gamithromisin, enrofoksasin, marbofloksasin, danofloksasin, florfenicol, linkomisin,  spektinomisin, oksitetrasiklin.  

Bu etken maddeleri içeren ilaçlar, etkileri azalsa bile, halen kullanılmaktadır. Bilinçli olarak ve prospektüslerinde yazılmış olan şekliyle kullanılmalıdırlar.  Gerekli görülürse antibiyotik duyarlılık testine başvurulmalı, kesinlikle tedavi erken sonlandırılmamalıdır.

Dileriz bu antibiyotiklere çok fazla ihtiyacımız olmaz. 

Diğer dileğimiz de yeni ve daha etkili moleküllerin bilim insanları tarafından bulunması ve veteriner hekimliğin hizmetine sunulmasıdır.

Tahir S. Yavuz

Tahir S. Yavuz 1957 yılında Bursa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gemlik’te tamamlayan Yavuz, lise öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde 1974 yılında tamamladı ve aynı yıl İstanbul Veteriner Fakültesi’nde öğrenimine başladı.
1979 yılında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun oldu. 1983 yılı Nisan ayına kadar Bursa Hayvan Hastanesi’nde Veteriner Hekimlik, Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde asistanlık yaptı. 1983-1988 yılları arasında Pınar Et’in kuruluş ve işletmesinde görev aldı. Pınar Et’te çalıştığı yıllarda tanıştığı meslektaşlarıyla 1988 yılında Ege Vet’i kurdu. 1988-1998 yılları arasında Amerikan Yemlik Tahıl Konseyi’ne danışmanlık hizmetleri verdi. Ege Vet Genel Müdürü olarak görev yaptı. Ata Fen ve Sürü Yönetimi şirketlerinin kuruluşunda yer alan Yavuz, mesleği ile ilgili olarak çok sayıda makalelerini 2009 yılında “Meslekte 30 yıl” ve 2014 yılında “Meslekte 35 yıl” kitaplarında topladı ve yayınladı. Daha sonra 12 adet kitabı yayınlandı. Mesleğiyle ilgili gazetelerde, dergilerde, internette köşe yazıları halen yayınlanmakta ve çeşitli TV programlarında bilgilerini paylaşmaktadır.
Yurtiçinde ve yurtdışında birçok mesleki örgüte üye olan Yavuz, bir dönem İzmir Ticaret Odası Meclis Üyeliği yapmıştır. SETBİR Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütmektedir. Yavuz, VİSAD, İZSİAD, İzmir Tarım Grubu ve TAGYAD üyeliklerini de sürdürmektedir. Yavuz, Veteriner Hekim Dr. Nuran Yavuz ile evlidir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir