Bitki Islahında Yeni Dönem: Gen Düzenleme
Bitki ıslahında klasik melezleme, seleksiyon, mutasyon, poliploidi gibi tekniklerle sürekli yeni genotipler yani çeşitler geliştirilmiştir. Son yıllarda özellikle iklim değişikliğinin getirdiği olumsuz kısıtlara uygun çeşitlerin geliştirilmesi için kısa sürede yeni çeşitlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Yani klasik ıslahta genelde 10-15 yıl alan bu sürenin kısaltılması kaçınılmaz olmuştu. İşte 2013’lerde, kaşiflerine Nobel Ödülü kazandıran Gen Düzenleme yöntemi (Yeni Islah Tekniği – YİT), ıslah süresini de oldukça kısaltmış, hatta Hindistan’da bu yöntemle dört yılda yeni bir nohut çeşidi ıslahı sağlanmıştır.
Söz konusu teknik aslında klasik mutasyon ıslahının laboratuvar versiyonudur. Bilindiği gibi mutasyon, canlı genlerinden birinde, kendiliğinden oluşan veya amaçlı oluşturulan bir değişimdir. Dünyada mutasyon yöntemleri ile ıslah edilmiş 4.000’e yakın çeşit tescil edilmiştir. Bu genom düzenlemeleri, CRISPR ve bir seri yeni gen mühendisliği yöntemlerini kapsamaktadır. Bu yöntemlerde, GDO’lardaki gibi dışarıdan herhangi bir gen transferi söz konusu değildir. Tersine hedeflenen genin, geçici DNA kesici enzimleri uygulanarak susturulması, etkisinin artırılıp azaltılması, yani mikro-mutasyona tabi tutulmasıdır.
Ülkemizde kültürü yapılan 150’ye yakın türlerimize son yıllarda birçok yenileri ilave olmuştur. Bu türlerin yetiştirildiği yöre, sezon gibi alternatifleri için devamlı yeni çeşitlerin çiftçiye sunulması gerekmektedir. Bu, çiftçi tercihlerinden çok ülke ekonomisi için önemlidir. Özellikle sıcak, soğuk, don gibi değişen iklim koşullarına en uygun çeşidi üreticiye sunmamızı gerektirir. Peki tohum camiası çiftçimizin çeşit gereksinimini ne oranda karşılıyor? Daha farklı bir yaklaşımla “çeşit” olayında ne kadar yerliyiz? Bu soruyu net rakamla yanıtlayamayız ama toplam tescilli 14.500 çeşidimizin %63’ü yabancı menşeili. Yabancı çeşitlere sağlanan “üretim izinli” veya hibrit tohum ithalatı royaliteyi (ıslahçı hakkı) beraberinde getirmekte. Ülkemizin royalite ödemeleri hakkında kesin bir rakam veremeyiz ama söz konusu rakamın her yıl artma endişesi kolay kolay giderileceğe benzemiyor. Çünkü;
- Tarla bitkileri çeşitlerinin %25’i; meyve çeşitlerinin %49’u; sebze çeşitlerinin %4’ü yerlidir,
- Tahıl gurubunda kullanılan tohumlarımızın %35’i yurtdışı kaynaklıdır ve bunlar koruma altında olduğundan yüksek miktarlarda royalite ödenmektedir,
- Koruma altına alınan çeşidin %42’si yerli, geri kalan %58’i yabancıdır.
Buradan yeni ve milli çeşitlerimizin ıslah edilerek çiftçiye sunulması için özel sektör, üniversiteler ve kamunun bir çatı altında toplandığı “Türkiye Tarımsal Araştırma Kurumu”nun kurulmasının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Gen düzenleme yöntemini benimseyen ülkeler bu konuda birçok atılımlar yaparken, AB olayın GDO ile aynı biyolojik sistem olduğunu kabul ederek konuyu gündeme almamışlardır. Fakat dünyadaki gelişmeler ve tohum paydaşlarından gelen baskılar sonucu, ancak 2024 başında YİT kapsamında geliştirilen çeşitlerin tescili konusunda bir mevzuat değişikliğine gitti. Klasik çeşitlerde uygulanan gen düzenleme ürünlerine (NGT1) tescil şansı verirken, GDO gibi klasik olmayan çeşitlerde (NGT2) yapılan gen düzenlemeleriyle elde edilen ürünlere tescili şansı tanımamakta. Yasallık tüm AB devletlerince onaylandığında yürürlük kazanacak. Şu anda AB’de 40’a yakın tescile aday genotip yasal süreyi beklemekte. Yani AB de yeni ıslah tekniklerinin kaymağını yemek üzere.
Gen düzenlemelerinin bitki ıslahında kullanımında ülkemiz hiç de geride sayılmaz. Gerek kamu gerek özel sektör ve gerekse üniversiteler bu konuda projeler geliştirmiştir, bazı projeler de sonuçlanmak üzere. Ülkemizde bu teknolojiyi kullanan çok sayıda araştırıcı bulunmasına rağmen potansiyel özel sektör araştırma kuruluşu partner bulma konusunda sıkıntı yaşamaktadırlar. Bu tip çalışmaların laboratuvar ve tarla ayakları ortak çalışmayı gerektirmektedir. Bu aşamada ve özellikle konunun yasal altyapısı için farkındalık yaratacak yazılı-sözlü basına gereksinimi ortaya çıkmaktadır. Doğal olarak tarım yazarlarının, tohumculuk üst kuruluşlarının ve özellikle Cumhurbaşkanlığı Tarım ve Gıda Politikaları Kurulunun aydınlatıcı-yönlendirici katkıları da önemlidir.
Üniversitelerimiz çeşit geliştirme konusunda yeterince devrede değillerdir. Maalesef tescilli çeşitlerden %0,8’i üç üniversiteye aittir. Gelişmiş ülkelerin ziraat fakültelerinde, yüksek lisans tezlerinin %80’ni direk olarak ülke içindeki sorunlara yönelikken, Türk fakültelerinde, söz konusu oran %10’ların altında kalmaktadır. Bunun ana nedeni, Türkiye’ye yönelik bir konunun yurtdışında atıf yapılamama endişesi ile tezler ülke ekonomisi ile ilgili konulara yönelmemesidir. Bu ve benzeri ekonomik önemdeki durumlardan YÖK’ü haberdar etmek yerinde olacaktır. Halbuki Türkiye’nin ithal ettiği tohum miktarı ile ilgili olarak görüş belirten önceki bir YÖK Başkanı, “bir Türk aydını olarak kendisini çok küçük hissettiğini” dile getirmişti!
Kaynakça
2. https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2024/06/28/ab-de-gen-duzenlemelerin-kaymagini-yemek-uzere









[…] [2] https://hasatturk.com.tr/2025/06/bitki-islahinda-yeni-donem-gen-duzenleme/ […]
[…] [2] https://hasatturk.com.tr/2025/06/bitki-islahinda-yeni-donem-gen-duzenleme/ […]