Köşe Yazısı

YASTAYIM!

Hayat, yaşamak konusunda herkese bir kere şans verir. Bu nedenle hayatta önemli olan şey yaşamak ve üretmektir. Diğer taraftan fiziksel anlamda ölümsüzlük yoktur. Her canlı ölümü tadacaktır; kimi için acı, kimi için ekşi, kimi için tuzlu, kimi için tatlı olacaktır ölüm… Yaşadıklarımız ve yaşattıklarımız ölümün tadını da belirleyecektir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

Efsanelerde ölümsüzlük iksiri, içenlere gençlik, zindelik veya ölümsüzlük bahşeden ab-ı hayattır, hayat suyudur. Hemen hemen tüm kültürlerde böyle bir iksirden bahsedilir. Ölümlü olan ve ölümlü olduğunu bilen insanoğlu, bir umut bu iksiri aramış. Bu iksiri çiçek özleriyle ilişkilendirmiş, bu iksirin bal gibi tatlı olduğunu düşünmüş. Nitekim ömrü boyunca gördüğü tüm bitkilerin hangi hastalığı iyileştirdiğini bilen Lokman Hekim, ölümsüzlük iksirini bulmuş ancak kaybetmiş. Ölüm kimler için tatlı olacak bilemem ama hayatın herkes için tatlı olduğu kesin…  

Bazı Altay efsanelerinde hayat suyu göğün 12’nci katına kadar yükselen Dünya Dağı’nın üzerindeki kayın ağacının altındaki kutsal bir çukurda bulunur. Yani hayat suyu hayat ağacının altındadır. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığının armasındaki ağaç, bu ağaçtır. Hayat ağacı bütün ağaçlardan daha büyüktür, bütün ağaçlardan daha gösterişlidir ve bütün ağaçları bünyesinde barındırır. Her ne kadar evrenin direği, barışın, bereketin, bilimin, hikmetin, kudretin ve sonsuzluğun sembolü gibi soyut anlamlar yüklenmiş olsa da hayat ağacı aynı zamanda devletin koruyucu gücünü de temsil etmektedir. Bundan dolayıdır ki güç ve iktidar sembolüdür. “Devlet ağacı” olarak nitelendirilmesi bundandır. Bu kadim düşünceden dolayıdır ki, yeşile ve yeşilliklere, ağaca ve ormana saygı gösteririz. Müslüman olduktan sonra da Türklerin yeşile olan saygısı devam etmiştir; yeşil, Sevgili Peygamberimizi ve O’nun neslini temsil etmektedir.

Yastayım…

Kutsal bildiğim, inandığım değerler gözümün önünde yok oluyor…

Dün utandım kendimden, elimden bir şey gelmedi, elimden bir şey gelmediği için, seyretmek zorunda kaldığım için, yeterince ağlamadığım, ağlayamadığım için…  

Hz. Ebubekir’e atfedilen “Ey Rabbim! Beni cehennemine koy, vücudumu o kadar büyüt ki orada hiç kimseye yer kalmasın” duası geldi aklıma. Ağlamak istedim, öyle çok ağlamak istedim ki; gözyaşlarım yağmur olsun yağsın, sel olsun aksın delice; ormanlarımızdaki yangını söndürsün istedim…

Olmadı; olmadığı için utandım…

Hayat tatlı, ölümün de tatlı olmasını dilerim…

Şöyle ki hiç kimse ve hiçbir canlı dünyada cehennemi yaşamayı, yanarak ölmeyi hak etmiyor, zaten her canlının yaşamak için sadece bir şansı var, sonu acı olmasın… Hele hele ağaçlar, ormanlar ve yuvası orman olan tüm canlılar, bunu hiç mi hiç hak etmiyor… Aslında tüm canlılar ölümsüz, yaratılmış her canlı ölümsüzlük iksirini içmiş de gelmiş dünyaya. Her canlı bu dünyadan fiziksel olarak ayrılıyor belki, ama genlerini bir sonraki nesle aktararak kalıyor bu dünyada. Yani her canlı hayat suyunu içerek geliyor bu dünyaya…

Diyeceğim o ki ölümsüzlük iksiri, bir efsane değildir, gerçektir…

Ölümsüzlük iksiri, yani ab-ı hayat, yani hayat suyu, hayat ağacının altındadır. Hayat ağacı, evrenin direğidir, sonsuzluğun sembolüdür, bütün ağaçları bünyesinde barındıran ulu bir ağaçtır. Dolayısıyla bütün ağaçlar, bütün ormanlar bu ulu ağacın bir parçasıdır. Kırılan her dal, kesilen her ağaç, yanan her orman hayat ağacından bir parça koparmak, hayat ağacını yavaş yavaş yok etmek demektir. Hayat ağacından koparılan her parça, şüphesiz hayat suyunu da eksiltmektedir. Bu yangınları engellemekten, gerekli tedbirleri almaktan ve en az zayiatla atlatmaktan sorumlu olanların vebali büyüktür…

Prof. Dr. Mustafa Bekmezci

1973 yılında Akşehir’de dünyaya gelen Dr. BEKMEZCİ, ilk ve ortaokul öğrenimini Akşehir’de, lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladı. 1995 yılında Kara Harp Okulu’ndan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu.
2003 yılında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programını tamamladı. 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalında doktora derecesi aldı. 2015 yılında doçent, 2020’de profesör olan Dr. BEKMEZCİ, halen Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir