GıdaHaberlerTarım

Organik Tarımın Güncel Durumu

Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği (ETO) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Uygun Aksoy, gündemden düşmeyen organik tarım ve organik ürünler hakkındaki görüşlerini paylaştı.

Organik tarımın ne olduğu, organik ürünler, AB ve dünyada organik ürünlerin durumu gibi konularda açıklamalar yapan Prof. Dr. Aksoy, “Dünyada artık ‘gerçek maliyet’in hesaplanması gerektiği FAO dahil taraflarca konuşulmakta. Yoğun kimyasal kullanımının neden olduğu çevre temizleme veya sağlıkta yapılan harcamaların maliyetinin halk değil kirlenmeye veya soruna neden olan firma tarafından karşılanması isteniyor” dedi.Organik tarım ürünleri denilince akla gelenleri Prof. Dr. Aksoy, “Organik tarım küresel ölçekte organik, geçerli yasal düzenlemelerde ekolojik ve biyolojik ile eş anlamlı kabul ediliyor ancak kullanılan dile bağlı olarak biri ön plana çıkıyor. Organik ile ilgili yasal düzenlemeler tüm ülkelerde tarım-gıda ürünlerini kapsıyor yani gıda veya gıda dışı (örn. tekstil, kozmetik vb.) işlemeye yönelik tarım ürünleri ile işlenmiş (hayvansal ve su ürünleri) gıda ile doğadan toplamayı kapsıyor. Ancak bazı ülkelerde kapsamda farlılıklar söz konusu. Örneğin ABD’nde su ürünlerine ilişkin yönetmelik halen taslak aşamasında. Bu nedenle tüm istatistikler de bu çerçevede tutuluyor. Organik Tekstil ve Kozmetikte özel standartlar (örn. GOTS) mevcut ve organik pamuk, işlenme sürecine girdiğinde sürecin bu standarda uygunluğunun belgelenmesi yapılıyor. Ülkemizde ve diğer organik tarıma ilişkin yasal düzenlemelerin olduğu ülkelerde organik ürün, üretim alanından ve kullanılan tohumluktan ürünün işlendiği işletmede temizlikte hangi maddelerin kullanılabileceğine kadar tüm zincirde hangi yöntem ve girdilerin kullanılabileceğini belirten kurallara uygun üretilmiş, ilgili standarda uygunluğu akredite (ISO 17065) olmuş bağımsız kontrol kuruluşlarınca denetlenen ve uygunluğu durumunda sertifika düzenlenen ürün olarak tanımlanır. Yasal düzenlemelerde etiketleme ve logo kullanımına ilişkin ayrıntılı bilgiler yer alır ve pazarda bunlara uygunluğun olup olmadığı da denetlenir. Tümüyle izlenebilir bir sistemdir ve ürün üreticiye kadar izlenebilir.  Hallere ilişkin yeni alınan karar da zaten görev tanımı olan denetimin bir parçasıdır. Aslında halen Bakanlıkça yapılan denetimlerde uygunsuzluğu belirlenen çiftçi, işleyici, kontrol-sertifikasyon kuruluşu, perakendeci gibi farklı aktörlere az sayıda da olsa ceza uygulanmaktadır.  

Organik üretimde genetiği değiştirilmiş organizmalar, CRISPR yani gen editleme dahil, ışınlama (gamma radyasyon uygulanması) yasaktır”  şeklinde anlattı.Ülkemizde gıda ve tekstil sektörü başta olmak üzere çok sayıda sertifikalı ürün üretilmekte ve büyük çoğunluğu ihraç edilmekte olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aksoy, “Küresel pazarda hızla artan doğal/organik kozmetik sektörüne yönelik organik üretim de vardır.  Dış pazara mal hazırlayan işleyici/ihracatçı firmalar çoğunlukla sözleşmeli organik üretim yapmaktadır. Üretici kooperatiflerinin payı çok azdır. İç pazarda ise bazı büyük satış noktaları ve market zincirleri çiftçilerle sözleşme yapmaktadır. Ülkemizde yaklaşık 25 kadar organik/ekolojik pazar bulunmaktadır. Yasal sorumlular olan Belediye ve Tarım ve Orman Bakanlığının yanı sıra İzmir’de ETO Derneği, İstanbul’da Buğday Derneği pazarlarda sertifika kontrolü ve benzeri destekler sağlamaktadır. İzmir’deki organik pazarlar doğrudan kent çeperinde üretim yapan organik çiftçilerin kendi ürünlerini sattığı pazarlardır. İç pazarın gelişmemesinde küçük çiftçinin bilgi ve pazara erişim konusunda yapılan desteklerin yetersiz olması önemli etkenlerdendir.  Yeni 848/2018 sayılı yönetmeliğinde küçük çiftçilerin grup kurarak bir yandan sertifikasyon maliyetini azaltmalarına öte yandan grupların içinde bilgi paylaşımı ve kendi kendini desteklemesine olanak tanımıştır. Ülkemizde halen yönetmelik revizyon çalışmaları devam etmektedir” bilgilerini verdi.Organik ürünler konusunda dünyadaki gelişmelere de değinen Prof. Dr. Aksoy, “AB’de Yeşil Mutabakat organik tarımı, tarım-gıdada iklim nötr hedeflerine ulaşmada en önemli araç olarak kabul etmekte ve 2030 yılında tarım alanlarının % 25’ini organik tarıma çevirmeyi hedeflemektedir. Buna ilişkin hem ortak hem de üye ülkeler kendi eylem planlarını hazırlamıştır. Ülkemizde 2016 yılına dek Organik Tarım Stratejisi ve Eylem Planı mevcut iken yenilenmemiştir. Buna karşılık, 2011-2023 ve sonrasındaki İklim Değişikliğine ilişkin stratejilerde organik tarım ve iyi tarım uygulamalarının teşvik edileceği yazılmasına rağmen herhangi bir önemli adım atılmamıştır. Daha sonrasındaki Tarım Şuralarında da benzer hedefler hatta permakültür uygulamalarının arttırılacağı yazmaktadır. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilan ettiği istatistiki veriler de sadece TC Yönetmeliğine göre sertifikalanan müteşebbisleri kapsamakta, AB, ABD, Çin, Kore vb. yönetmeliklere göre sertifikalanan üretimi dahil etmemektedir” dedi.Organik üretimin ülkemizdeki durumu hakkında bilgi veren Prof. Dr. Aksoy, “Tarım ve Orman Bakanlığı organik ürünler için yetkili otoritedir ancak 500.000 ABD doları civarında organik tekstil ihracatından söz edilmekle birlikte Yeşil Mutabakat’tan sorumlu Ticaret Bakanlığı’nda bu konuda hiçbir faaliyet yürütülmemektedir. Ticaret Bakanlığı kendi görev tanımı içine giren organik ürünler ve süreçlerle ilgili acil olarak yapılanmalı ve gerekli politikaları üretmelidir. Ana üretici konumundaki Hindistan’da yaşanan GDO bulaşmaları ve sahte sertifika sorunları ülkemizi organik tekstil ve diğer yan ürünleri için avantajlı konuma getirmiştir. Ancak doğru hedefler ve politikalarla planlı gelişme önemli fark yaratır” diye konuştu.Organik ürünlerin algısı üzerine açıklamalar yapan Prof. Dr. Aksoy, “Ülkemizde organik ürünler gelişmeyi yavaşlatmak üzere yanlış biçimde değerlendirilip ‘pahalı’, ‘lüks tüketim ürünü’ olarak nitelendirilmekte veya ‘gerçekten organik mi?’ veya ‘niye bağımsız üçüncü taraf sertifikasyonu’ gibi sorgulanmaktadır. Fark nerede? Bu konu ülkemizde hiç değerlendirilmemektedir. Bazı ülkelerde organik ürünler, sağlık için zararlı kimyasallar içermediğinden bazı ülkelerde çevreyi koruduğu, bazısında ise hayvan refahına saygılı etik üretim olduğu için tüketiliyor. Devletlerin destek politikaları ve destek kapsamları (iç pazar geliştirme, araştırma destekleri dahil) farklılık gösteriyor. Ülkemizde ise üreticiye bitkisel üretimde birim alan ve arıcılıkta kovan başına çok düşük bir parasal destek ancak belirli bir süre için yapılıyor. Organik hayvancılığın gelişmesi için öncelikle GDO’suz yem üretiminin geliştirilmesi gerekiyor. İç pazarda küçük üreticinin hem 2-3 yıllık geçiş sürecini kendi kendine tamamlaması hem de bireysel (henüz grup ülkemizde yürürlüğe girmediğinden) sertifikasyon ücretini karşılaması ve pazara düzenli ürün sunması (hem teknik bilgi hem de soğuk depo vb. altyapı gerektirmektedir) pek mümkün görünmüyor. Yerel yönetimlerin de kapsamlı bir desteği yok. Dünyada artık ‘gerçek maliyet’in hesaplanması gerektiği FAO dahil taraflarca konuşulmakta. Yoğun kimyasal kullanımının neden olduğu çevre temizleme veya sağlıkta yapılan harcamaların maliyetinin halk değil kirlenmeye veya soruna neden olan firma tarafından karşılanması isteniyor. Konvansiyonel ürün 5 TL ise arkasındaki gizli maliyet belki 15 TL, ama ilk anda tüketici özellikle ekonomik açıdan sorunların yaşandığı günümüzde bunu düşünmüyor ancak o 15 TL’lik ek maliyet vergiler yoluyla yine kendisinden alınıyor” şeklinde konuştu.Türkiye’nin AB organik pazarının önemli ihracatçılardan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Aksoy, “Kuru/kurutulmuş meyve, işlenmiş meyve-sebze, un ve mamulleri ile tekstil ana ürünler. Hızlı Alarm Sistem (RASFF) gibi AB’nin organik ürün denetimlerinde kalıntı veya evrak açısından uygunsuzluk bulunması durumunda cezai yaptırım uygulanmaktadır. Bu kapsamda bazı ürünlerde sorun daha sıkça karşılaşılıyorsa ‘Sıkılaştırılmış Kontrol’ uygulanmakta ve yetkilendirdiği kontrol kuruluşunun örneğin en az 2 defa örnek alması gibi ek koşullar getirmektedir” dedi.Organik ürünlerin yaygınlaştırılması ile ilgili olarak Prof. Dr. Aksoy, “Yaygınlaştırma ve herkesin tüketebileceği organik üretim için bakanlığın doğru bir strateji ve eylem planı hazırlaması ve uygulamaya geçirmesi gerekir. Bugüne değin ana sorun yazılanların uygulamaya geçirilmemiş olmasıdır. Yerel yönetimler de kent içi ve çeperindeki üreticilerin kendi alanlarında özellikle kriz/afet dönemlerinde gıda teminini ve kırsal refahı güvenceye almak, temiz üretim ile çevreyi, toprak ve su kaynaklarını korumak ve yeni iş alanları yaratmak üzere doğru politikalarla yereldeki üreticilerin organik tarıma geçişini kolaylaştırabilir. Tüketicilerin bu konuda doğru bilgilendirilmesi ve kısa zincirli yerel pazarların geliştirilmesi (bilgilendirme, altyapı desteği vb.) ise kamunun ana görevidir” açıklamasını yaptı.Prof. Dr. Aksoy, “ETO olarak amacımız organik üretimin öncelikle çevre dostu sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde ülkemizde herkesin tüketebileceği ürünler üretmesidir” dedi.  

İlgili başlıklar

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir