Köşe Yazısı

Gıda Lojistiği Neden Önemli? Kayıplar Üzerinden Bir Yılın Okuması

Artan nüfus, iklim koşullarındaki dalgalanmalar, sınırlı kaynaklar ve kırılgan tedarik zincirleri, gıdayı artık yalnızca bir üretim meselesi olmaktan çıkarıp güvenlik ve sürdürülebilirlik başlığı hâline getirmiş durumda. Ve 2025’in sonuna yaklaşırken daha net görülen gerçek şu; Gıda kayıplarını belirleyen temel unsur, gıdanın nasıl taşındığı, saklandığı ve yönetildiğidir. Bugün soğuk zincir yatırımları, dijital izlenebilirlik, verimli ambalaj çözümleri ve kaynak kullanımını azaltan lojistik modeller, yalnızca çevresel hedefler için değil; gıda kayıplarını azaltmak ve maliyetleri kontrol etmek için de kritik araçlar hâline gelmiş durumdadır. Bu nedenle sürdürülebilirlik ile maliyet yönetimini artık birbirinden ayrı düşünemiyoruz.

Diğer yandan iklim değişikliğinin etkileri yıl boyunca yalnızca uzun vadeli senaryolarla değil, Türkiye’de ve dünyada yaşanan somut gelişmelerle kendini gösterdi. Aşırı sıcaklar, kuraklık, ani yağışlar ve mevsim normalleri dışındaki soğuk hava dalgaları, gıda üretimini olduğu kadar gıda tedarik zincirini de doğrudan etkiledi. Bu süreç, tedarik zinciri yönetiminin yalnızca bir mal akışı değil; aynı zamanda netlik, güven ve dayanıklılık inşa etme süreci olduğunu ortaya koydu. Uluslararası değerlendirmeler, üretilen gıdanın yaklaşık üçte birinin hâlâ hasat sonrası süreçlerde kaybedildiğine işaret ederken; lojistik, depolama ve planlama eksikliklerinin gıda kaybı ile maliyet artışı arasındaki bağı güçlendirdiğini gösteriyor. Ve bu tabloya baktığımızda 2025’in küresel ölçekte gıda tedarik zinciri açısından bir “dayanıklılık testi”ne dönüştüğünü söyleyebiliriz.

Zirai Don: Sadece Rekolte Kaybı Değil

Bunun yanı sıra ülkemizde Nisan 2025’te yaşanan zirai don, iklim kaynaklı risklerin ne kadar yaygınlaştığını ve öngörülemez bir boyuta ulaştığını açık biçimde ortaya koydu. Zirai donun etkisi yalnızca üretimde değil; depolama, lojistik ve piyasa dengelerinde de hissedildi. Ancak zirai don çoğu zaman yalnızca “ürün kaybı” başlığı altında ele alınıyor. Oysa tedarik zinciri perspektifinden bakıldığında, don yalnızca ürün değil; zaman, enerji, su ve lojistik kapasitenin de geri dönülmez biçimde kaybı anlamına geliyor. Özellikle su kıtlığının giderek derinleştiği bir dönemde, üretim aşamasında kullanılan ancak hasat edilemeyen her ürün, aynı zamanda boşa harcanmış su demek. Bu durum, iklim kaynaklı risklerin yalnızca tarımsal değil; kaynak yönetimi ve gıda güvenliği açısından da ele alınması gerektiğini net biçimde ortaya koyuyor.

İklim, Lojistik ve Kaynak Yönetimi Ekseninde Gıdanın Bilançosu

Bu sebeple yılın bilançosunu değerlendirirken, yalnızca rekolte düşüşlerine değil; bu süreçte kaybedilen tüm kaynaklara bütüncül bir çerçeveden bakmak gerekiyor. Yıl boyunca arzın düzensizleşmesi, üreticinin üretim, hasat ve satış planlarını zorlaştırırken; girdi maliyetleri, depolama ve taşıma giderleri üzerinde de ciddi bir baskı yarattı. Üretici açısından maliyetlerin öngörülemez hâle gelmesi, gelir istikrarını zayıflattı. Lojistikte yaşanan her aksaklık, maliyetleri ve kayıpları artırırken, üreticinin pazara erişimini ve fiyatlama gücünü daha da sınırladı. Aynı dönemde bazı ürünlerin dış pazarlarda daha yüksek fiyatlarla alıcı bulması ihracatı cazip hâle getirirken, bu durum iç piyasada arz baskısını güçlendirdi; özellikle su yoğun ürünlerde, ihracat yalnızca ürünün değil, üretim sürecinde kullanılan suyun da fiilen ülke dışına çıkması anlamına geldi. Bu yönüyle ihracat kararları, yalnızca ticari değil; uzun vadeli kaynak yönetimi açısından da değerlendirilmesi gereken bir başlık hâline geldi.

Buna karşılık benzer iklim kaynaklı don olayları İtalya ve Fransa gibi ülkelerde de yaşanıyor. Ancak bu ülkelerde don, yalnızca tarım politikalarının değil; lojistik ve ticaret politikalarının da konusu. Soğuk zincir yatırımları, sigorta sistemleri ve ihracat planlaması birlikte ele alınıyor. Böylece donun etkisi tamamen ortadan kalkmasa da, zincir yönetilebilir hâle geliyor. Ancak Türkiye açısından baktığımızda ise en büyük riskin, zirai donu “bu yılın sorunu” olarak görüp geçmek olduğunu düşünüyorum. Oysa donun asıl etkisi, önümüzdeki üretim sezonlarında, fiyatlarda ve ticaret dengelerinde ortaya çıkacak. Aslında gıda enflasyonunun önemli bir kısmı tam da bu noktada yani “azalan arz + verimsiz kaynak kullanımı”. Dolayısıyla bugün atılmayan adımlar, yarın çok daha yüksek bir gıda enflasyonu olarak karşımıza çıkabilir.

Yılın Özeti: Ne Ekersen Onu Biçersin”

Bu yılın bilançosunu en iyi anlatan ifadelerden biri aslında çok tanıdık; “Ne ekersen onu biçersin”. Gıda tedarik zincirinin her halkasında yapılan doğru ya da yanlış uygulamalar, yalnızca bugünün fiyatlarını değil, yarının gıda güvenliğini ve toplumsal refahını da doğrudan etkiliyor. Üretimden lojistiğe, depolamadan dağıtıma kadar zincirin herhangi bir noktasında yaşanan her aksaklık, gıda kaybı ve israf olarak karşımıza çıkıyor. Ve yılın ortaya koyduğu tablo net: Don geçici olabilir, iklim dalgalanabilir; ancak verimsiz kaynak kullanımı kalıcı sonuçlar doğuruyor. Gıda enflasyonu da tam olarak bu noktada kronikleşiyor ve üretim, lojistik ve uluslararası ticaret, kaynak verimliliği ekseninde birlikte ele alınmadıkça fiyat istikrarını kalıcı hâle getirmek mümkün görünmüyor; aksi hâlde gıda enflasyonu kalıcılaşmaya devam edecek.

Yeni Yıla Girerken Asıl Soru;

“Ne kadar kaybettik?” değil,
“Kaynakları ne kadar akıllıca yönettik?”

Paylaş:
Dr. Atiye Tümenbatur

Dr. Öğr. Üyesi Atiye TÜMENBATUR, 1979 yılında Adana’da doğdu. 1998 yılından 2011 yılına kadar Mersin’de özel bir şirkette Gümrükleme ve Lojistik Operasyon Yöneticisi olarak çalıştı. 2007 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü’nde lisans, 2010 yılında Çukurova Üniversitesi’nde Maliye Bölümü’nden yüksek lisans, 2019 yılında Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası Ticaret ve Lojistik Yönetimi Anabilim Dalı, Lojistik ve Tedarik Zinciri Yönetimi alanında doktora eğitimini tamamlamıştır. Doktora Tezi konusu “Tarım-Gıda Bütünleşik Tedarik Zinciri Tasarımı: Domates Ürünü Uygulaması”’dır. 2013 yılından itibaren çeşitli üniversitelerde öğretim görevlisi olarak çalışmakta olup, dış ticaret işlemleri, taşımacılık yönetimi, ithalat ve ihracat yönetimi, depolama yönetimi, yurtdışı satınalma yönetimi ve gümrük uygulamaları, lojistik operasyon yönetimi, gümrük mevzuatı ve uygulamaları, gümrük ve transit rejimi, liman ve terminaller, lojistikte risk ve sigorta, tehlikeli ve özel madde taşımacılığı, depo yönetimi ve tedarik ziniciri yönetimi konularında dersler vermekte olup 2019 yılı itibariyle Maltepe Üniversitesi’nde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktadır. Uzmanlık alanları, Dış Ticaret, Depo Yönetimi, Taşımacılık Yönetimi ve Gümrükleme operasyonları ile Tedarik Zinciri Yönetimi olup “Ulaştırma ve Lojistik Master Plan (UUAP)” projesinde görev almıştır. Tarım-gıda tedarik zinciri konusu başta olmak üzere ulusal ve uluslararası bildiri, makale gibi akademik çalışmaları mevcut olup, İTÜSEM, Türk Telekom, Şişecam, UND-ÜDY Eğitimi, FIATA Diploma Eğitimi ve UTİKAD Dış Ticaret ve Gümrük Uygulamaları eğitimlerinde eğitmenlik yapmaktadır. Lojistik Derneği’nde (LODER) Yönetim Kurulu Üyesidir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir