Bardağın Ne Kadarı Dolu? (2)
Bardağın gerçekten ne kadarı dolu olduğuna 2025 yılındaki örneklerle bakmaya devam ediyoruz:
1. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre, ÜRE gübresi bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 51, 20.20.0 kompoze gübresi ise yüzde 46’nın üzerinde zamlandı. DAP gübresindeki artış yüzde 41, amonyum nitrat ve amonyum sülfat gübrelerinde ise yüzde 33 seviyesinde gerçekleşti. Tarım ilaçlarının fiyatları yıllık bazda yüzde 27 artarken, süt ve besi yemlerinde son bir yıldaki fiyat artışı yüzde 30 civarında oldu
Buna karşın girdi desteklemeleri yıl içinde eridi. Örneğin mazot-gübre destekleri dekar başına 2025 yılbaşında 212 TL olmasına karşın gerçek maliyetler anlık zamlarla birlikte yıl içinde 1.500 -1.750 TL aralığına kadar yükseldi.
Girdi desteği çiftçi için erirken devlet girdiden para kazandı. Örneğin tarımda kullanılan 3 milyar litre mazottaki ÖTV ve KDV toplamı 45 milyar TL iken devletin çiftçiye verdiği mazot desteği 20 miyar TL’dir. Yani devlet üretim için mazot kullanan çiftçinin cebinden sanki “ceza gibi” 25 milyar TL kesmiştir. Ülkenin en az gelire sahip kesimi çiftçiler, üretim için mecbur kullandığı mazot nedeniyle devletini 25 milyar TL desteklemiştir. Aslında kimin kimi desteklediği belli değildir.
Yem, gübre ve ilaç gibi girdilerin artan fahiş fiyatları karşısında; sahte, tağşiş ve kaçak kullanım patlamıştır. Bu durum yaygınlaştıkça denetimler ister istemez yetersiz kalmaktadır. Zehirlenme riski toplumda sadece çiftçileri değil tüketicileri bile vurmaktadır. Artık vatandaşın bile tarım ilaçlarından zehirlenmesi haberleri normal karşılanarak izlenmektedir.
2.Toplumun önemli bir kesiminde alım gücü düştüğü için uzun süredir “ucuz gıda” adı altında piyasa sürülen içeriği bozuk, tarihi geçmiş hatta sahte, sağlığa aykırı gıdalara vatandaş tarafından mecburen büyük rağbet gösterilmektedir. Eskiden kalıntılar nedeniyle yavaş yavaş zehirlenmeye alışılan halk artık daha hızlı ölümcül bir sürece geçmiştir.
3.Çiftçiye verilen sözde destekler giderek azalmaktayken iş çiftçiye taban fiyat belirlenmesine gelince, devletin çiftçiye karşı tutumu iyice şahinleşmekte ve çiftçinin maliyetlerini bile karşılayamayacağı paralara boyun eğmesi istenmektedir. Örneğin son 4 yılda devletin ilan ettiği buğday fiyatları neredeyse yerinde saymasına rağmen, ülkede enflasyon aynı dönemde toplamda %200’lerin üzerine çıkmıştır. Yani çiftçi başta buğday, arpa, şekerpancarı, domates, çay olmak üzere bütün ürünlerin üretiminde neredeyse 3 kat gelir kaybına uğramıştır.
4.Destekleme miktarlarının yanı sıra destekleme uygulamalarındaki sıkıntılar nedeniyle de çiftçi var olan azıcık destekten faydalanamamaktadır.
Sulamadaki elektrik desteği hala yetersizdir. Kadınlara ve örgütlü çiftçilere verileceği belirtilen ilave desteklerden faydalanabilmek için dayatılan kriterler ciddi engel oluşturmuştur. Nispeten varlıklı çiftçi için bile faydalanabilme imkânı kalmamıştır. Zaten destek diye verilen miktarlar da enflasyon karşısında kuşa döndükçe teşvik edici olmaktan çıkmaktadır.
Benzer durum genç çiftçilere verilen desteklemelerde de görülmüştür. Yaş aralığına göre en az 1 milyon üzerinde olması beklenen genç çiftçi sayısına rağmen genç girişimci hibelerinin 3.000 kişiye bile ulaşamamıştır. Sonuç olarak, verilen azıcık destek ağır şartlar nedeniyle gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşamamıştır.
5.Sorunlar listesi sadece bunlarla sınırlı değildir. Bitkisel üretimdeki maliyet sorununun aynısı hayvancılıkta da geçerlidir. Meşhur Süt/Yem Paritesi 1,5 olması gerekirken 0,9’un altına yani mutlak net zarar seviyesine kadar düşmüştür. Yem fiyatları bütün rasyonlarda ithalata ve döviz kuruna göre hızla artmıştır. Besicinin ya da süt üreticisinin bu hızı yakalayabilmesine imkan yoktur. Sütten vazgeçmek, etten vazgeçmektir. Ülke içinde üretim açığını ithalatta kapatmaya çalışmak yangına benzin dökmektir. İthalatın ekonomik zararlarının yanı sıra sağlık tehditleri de bulunmaktadır. Deli dana, şap gibi zoonoz hastalıklar ülkemize uzaydan gelmemektedir.
Önceki Tarım Bakanının başkanlığını yaptığı bir vakıf tarafından yayımlanan raporda şap hastalığının vurgulandığını hatırlatan Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, bir diğer önemli sağlık tehdidinin ise kuş gribi olduğunu belirtti; hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla yaklaşık 2,5 milyon kanatlı hayvanın itlaf edildi.
Yavru ve genç hayvanlarda ölüme neden olmasının yanı sıra et ve süt üretiminde ciddi düşüşlere yol açan şap hastalığı, 2025 yılına maalesef zamanında ve doğru alınamayan kararlar nedeniyle büyük kayıplara neden olmuştur. Hastalığın sadece 2025 yılında ekonomiye vereceği zararın yıllık 4,1 milyar dolar olacağı öngörülmektedir. Bunun acısı önümüzdeki yıllarda aynen don olayındaki gibi kendini yıkıcı şekilde gösterecektir.
Bu arada kuş gribi içinde bu yıl hastalığın yayılmasını önlemek amacıyla yaklaşık 2,5 milyon kanatlı hayvanın itlaf edilmiştir.
6.Tarımda ithalata yönelim giderek artmakta, ihracattaki kura bağlı sanal artışa rağmen ihracatın ithalatı karşılama oranı her yıl gerilemektedir. Tarım ihracatından dev bütçeli gelirler elde edebilecek gücümüz varken fındık, kayısı, incir, üzüm gibi emek yoğun ürünlerin dış piyasası kaybedilmekte, soya, ayçiçeği, pamuk, kırmızı et, hatta buğday ve mısır gibi ürünlerde açık her yıl daha da büyümektedir. 2025 yılında özellikle mısır ve soya ithalatında Cumhuriyet dönemi rekoru kırıldı. Yılın ilk 11 ayında 4,3 milyon ton mısır ve 3,7 milyon ton soya ithal edilerek 2,7 milyar dolar ödendi.
2024’te 136,9 milyon ton olan bitkisel üretim, 2025’te yüzde 11,6 gerileyerek 121 milyon tona düştü. Ürün gruplarındaki gerileme tarla bitkilerinde yüzde 9, sebzelerde yüzde 1, meyvelerde ise yüzde 31 olarak açıklandı. Buna göre, yaklaşık üretim miktarları tarla bitkilerinde 68,1 milyon ton, sebzelerde 33,3 milyon ton, meyvelerde ise 19,6 milyon ton oldu. Buğday üretimi yüzde 13,7 oranında azalarak 18 milyon ton, arpa üretimi yüzde 25,9 oranında azalarak 6 milyon ton olarak gerçekleşti. Üretim; nohutta yüzde 28,2, kırmızı mercimekte yüzde 38,3, yeşil mercimekte yüzde 58,1, yağ bitkilerinde yüzde 11,1, pamukta ise yüzde 13,7 oranında geriledi. 2025 yılında kiraz, elma, şeftali, kayısı, fındık, zeytin gibi ürünlerde ciddi üretim sorunları yaşandı.
7.Bu tip durumlar için en güzel çözüm olan sözleşmeli üretim ve üretim planlamasıdır. Ama çiftçiyle birlikte kamusal fayda yerine devletin masa başında “ekemezsin, yasak üretemezsin” şeklindeki dayatmacı yaklaşımlı modeli başarısız olmuştur.
8.Çiftçilerin bankalara zamanında ödeyemediği için takibe alınan borçlar hızla artmakta, geri dönülemez dev miktarlara doğru gitmektedir. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verilerine göre 2025 yılı Eylül ayı itibariyle çiftçilerin banka kredi borçlarının toplamı 1 trilyon 109 milyar TL’ye ulaşmıştır. Çiftçinin ödeyemedikleri için takibe alınan borç tutarı ise 12,2 milyar TL’dir. 2025 Mart ayı itibariyle toplam 2.937 tarla icra daireleri ve sulh hukuk mahkemeleri tarafından satışa çıkartılmıştır. Bu ihalelerin yapıldığı illerin başında Kayseri, Balıkesir, Eskişehir, Afyonkarahisar ve Ankara gelmektedir. İpotekli tarım alanlarının toplamı 423 milyon dekardır. Bu sayılar 2025 yılı sonuna kadar çok daha yüksek miktarlara çıkmıştır. Türkiye’deki bütün sektörler arasında borcuna en sadık kesim olan çiftçiler bile ağır yük altında ezilmektedir Sonuç olarak finansman sorunlarının gün geçtikçe artması, çiftçiler zararına/ inadına sürdürdükleri tarımsal üretimi; borçlar, iflaslar ve hacizler nedeniyle terk etmek zorunda bırakılmaktadır. Artık çiftçiler de tarımdan vazgeçmektedirler. Örneğin son 10 yılda 600 bin çiftçi tarımı bırakmıştır. Sektörün %90’ı 59 yaş ortalamasının üstünde ve giderek yaşlanmaktayken, geri kalan %10’luk kesim 18-32 yaş aralığındadır. Bu durumda bardağın %90’ı boş demek gerekir.
9.Tarımda verim düşüklüğü ve iklim krizlerine karşı tedbirler alabilmek için daha fazla AR-GE yapmak gerekirken her sene bu iş için ayrılan para oransal olarak giderek azalmaktadır. Özellikle sulamada modern basınçlı sistemlerin modernizasyonu ve akıllı sistemlerle kullanımı konusu giderek önem kazanmasına rağmen sulama kuyularında derinlikler artmaya, obruklar çoğalmaya, tuzluluk ve kuraklık alanları genişlemeye devam etmektedir.
Bu konuda sayfalar dolusu muazzam raporlar, strateji belgeleri ve hatta eylem planları yazılmış olmasına rağmen sahada neredeyse hiç sonuç alınamamaktadır. Bunun nedeni sahada işi yüklenip eylemleri organize edecek yapı eksikliğidir. Bu eksiği giderecek yollar aranacağına sanki ateşe benzin döker gibi sulama kooperatiflerinin kapatılarak vasıfsız sulama birliklerinin altında birleştirilmeye çalışılması öngörüsüzlüğün ve cehaletin ne seviyeye geldiğini göstermektedir. Bu nedenle liyakat önemlidir.
10.Finansal sorunlara rağmen tehditleri bertaraf etmek üzere dünyanın en iyi tarım sigortaları sisteminin kurulu olduğu ülkemizde, maliyetlerin yükü ve zamanın ihtiyaçlarına göre sistemin yenilenememesi, elimizdeki imkanları kullanmamamıza neden olmaktadır.
11.Ülkemizde her yıl giderek artan orman yangınları sayısı karşısında hatalı ve eksik tedbirler alınmaktadır. Yangınla mücadelede önleyici ve müdahaleci olmak üzere iki aşama vardır. Önleyici aşamanın başarısı; doğru konumda, yeterli donanımla, zamanında önlem faaliyetleri, bilinçli izleme ve kontrolle olur ve uzmanlık gerektirir. Örneğin yangın riski yüksek bölgelerde, elektrik ve enerji aktarım hatlarının altında, yol ve yerleşim/işletme yeri yakınlarında tedbir alınır. Ama bu önlemler piknikçilerin yazın ormana girişi haricine alınmamaktadır. Eğer yangın çıkarsa ilk müdahale havadan yapılır. Bu konuda uygun uçak ve altyapı, uzman teknik personel ve pilot ile dünyanın hiçbir yerinde sahip olunmayan bir kuruma sahip olunmasına rağmen, yöreyi ve şartları bilmeyen yabancı firmalara 3-5 misli pahalıya bu iş yaptırılmaktadır. İkinci müdahale ise, yerden profesyonel ekiplerce yapılır. Bu müdahaleyi dünyanın her yerinde orman kooperatiflerinin uzman ekipleri yaparken biz de son yıllarda bu ekipler sahadan çekilmiş yerlerine geçici görevli kadrosuyla karın tokluğuna başka şehirlerinden getirilen eğitimsiz, deneyimsiz kişiler çalıştırılmaktadır. Olağan olarak bu kadar çok hata ve eksik sonucu en az zararla atlatılabilecek doğa olayları felakete dönüşmektedir.
12.Maden yasası, özel yerleşim izni, acil kamulaştırma izni, taraflı raporlarla tarım alanlarının, meraların, zeytinliklerin ve tarım alanlarının yok edilmesi ile ilgili 2025 yılında inanılması zor ihanet boyutunda vakalar yaşanmıştır. Hepsi ileri yıllarda ağır adli vakalar olarak karşımıza çıkacak bir çok talan harekatı düzenlenerek yandaş şirketlerin küçük kazançları için büyük milli servetler geri dönüşü olmayacak şekilde yok edilmektedir. Bu durum, her yıl daha fütursuzca ve aleni şekilde yapılmaktadır.
13.Tüketici açısından da işler iyi gitmedi. Hem de bütün dünyadaki gidişatın tersine ve “ülke, dünya tarımsal üretim devi oldu” denilen bir dönemde halkımız ciddi gıda krizi içine girdi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre, dünya gıda fiyat endeksi 2025 Aralık ayında yıllık bazda yüzde 2,3 geriledi. Türkiye’de ise tablo tersine işledi. TÜİK verilerine göre, “2025 Aralık ayında yıllık ortalama enflasyon yüzde 30,9, gıda enflasyonu ise yüzde 28,3 olarak gerçekleşti. 2003 yılından bu yana ortalama fiyatlar 35,1 kat, gıda fiyatları ise 49,3 kat arttı.”
14.Bu arada ülkemizde çiftçi haklarını koruması gereken lobi faaliyeti gösterecek oda, dernek ve birliklerin menfaat ya da başka nedenlerle yeterince görevlerini yapmamaları, belki de en önemlisi piyasada çiftçinin hakkını ve emeğini koruyacak güç, sahada hizmetlerin yürütülmesini sağlayacak yetkili otorite olarak kooperatif birlikteliklerinin oluşamamış olması sorunların sahipsiz kalmasına neden olmaktadır.
Kooperatifler sistem içinde güçlenememektedir. Acil yetki devri yapılmalıdır. Ama bunun için sorumlu teşkilat yapılarında yeterli zihniyet birikimi bulunmamaktadır.
(Devamı Var)








