Dış HaberlerHaberlerÖrgütler

“İş Başında Kooperatifçilik” Üzerine…

Uluslararası Kooperatif Birliği(ICA)’nin eski Genel Müdürü Bruno Roelants, dünyanın dört bir yanından derlediği yeni vaka çalışmaları koleksiyonu hakkında Co-op News’den Rebecca Harvey’e açıklamalarda bulundu:

Bruno Roelants, 2018’den 2023’e kadar Uluslararası Kooperatif Birliği’nin 16. Genel Müdürü olarak görev yaptı. Cicopa (Uluslararası Kooperatif Birliği’nin endüstriyel, zanaatkar ve hizmet kooperatifleri için sektörel örgütü) ve Cecop’ta (Avrupa Endüstriyel ve Hizmet Kooperatifleri Konfederasyonu) genel sekreterlik görevlerinde bulunduktan sonra, kooperatif hareketinde onlarca yıllık deneyime sahipti.Kitap çalışması

Emekliliğinden bu yana Roelants, bu ayın sonlarında yayınlanacak olan “İş Başında Kooperatifçilik: Dünyanın Dört Bir Yanındaki İşçi Sahipli Kooperatifler” adlı bir kitap üzerinde çalışıyor.

Roelants, “Bu tür vaka çalışmaları içeren kitaplar fikri yeni değil. Ancak bu fırsat, Hindistan’daki büyük bir işçi kooperatifi olan Uralungal İşçi Sözleşmeli Kooperatif Derneği’nin (ULCCS), 100. yıl dönümleri ve ikinci Uluslararası Kooperatifler Yılı (IYC) vesilesiyle, dünyanın dört bir yanındaki işçi kooperatifleri hakkında bir kitap yazma fikriyle bana gelmesiyle ortaya çıktı” diyor.

Uluslararası Kooperatifler Yılı’nın (IYC) kooperatiflerin küresel ölçekte yeniden değerlendirilmesine yol açtığını ve girişimcilik gücüne vurgu yapıldığını ekleyen Roelants, “15 ülkeden 26 örnek, işçilerin kooperatifte çoğunluk gücüne sahip olduğu durumları gösteriyor – ancak kooperatiflerin güzel küçük işletmeler olduğu konusunda belirsiz bir kitap olmamasına özen gösterdik. Girişimcilik gücünü gösteriyoruz.

Başından beri açık olan bir diğer şey de, çok çeşitli farklı senaryoların olması gerektiğiydi. Bu nedenle, farklı yaşlardaki, farklı sektörlerden, farklı mimariye sahip kooperatifler üzerine vaka çalışmaları var” açıklaması yapıyor.

Roelants, seçim sürecinin “tüm kıtalardan örnekler aldığımızdan emin olmayı” içerdiğini ve aynı ülkeden çok fazla örnek olmamasına özen gösterdiklerini söylüyor; İtalya, İspanya ve Fransa hariç, çünkü “bu ülkelerde işçi sahipliğindeki kooperatiflerin yoğunluğu çok daha yüksek ve modelin yaratıcıları onlar olmuş, birçok ülkeden insan onları incelemiş” diyor.

Roleants’a göre yazarların yeterince bilgili olmasını sağlamak da gerekiyordu, ancak “farklı türde yazarların büyük bir karışımı var. Bazıları akademisyen. Bazıları kendi kooperatiflerinde aktif. Bazıları bu kooperatiflerin bağlı olduğu federasyonlarda aktif. Ortak noktaları ise modeli çok iyi bilmeleri.”Kamu politikası

Bir diğer konu ise kamu politikası ve mevzuat meselesi. Roelants, “İşçi kooperatifleri, elverişli kamu politikası ve mevzuata sahip ülkelerde gelişebilir ve çoğalabilir; bu nedenle işçi kooperatiflerinin büyümesi sadece işçiler, kooperatifler veya federasyonlarıyla ilgili değildir; hükümetlerin işçi kooperatifi modelini ne ölçüde geliştirmek isteyip istemediğiyle ilgili bir sorudur” diyor.

Roelants’ın hükümetlerden en büyük talebi, işçi kooperatifleri için zorunlu, bölünemez rezervler (bölünmez payla) oluşturmak ve böylece onları yırtıcı tutumlardan korumak. Roelants, “Kanada gibi tek bir ülke içinde bile, bölünemez rezervlerin olduğu illerde, bölünemez rezervlerin olmadığı illere göre çok daha fazla işçi kooperatifi olduğunu görüyoruz” diyor.

Ayrıca İtalya’da kooperatif hareketinin işçi satın alımlarını desteklemek için Marcora Yasası’nı uygulamak üzere Cooperazione Finanza Impresa’yı kurduğu gibi bir dizi finansal aracın geliştirilmesini de görmek istiyor. Yasanın 1985’te yürürlüğe girmesinden 2024’e kadar İtalya’da 320 satın alma gerçekleşti ve 10.688 işyeri korundu.

Zengin deneyimine rağmen, Roelants derlemeyi yaparken birkaç sürprizle karşılaştı;

“Beni en çok şaşırtan şeylerden biri, kooperatif ortaklarının sadece bir kooperatifi örgütlemekle kalmayıp, ki bu zaten yeterince zor, aynı zamanda işçilerin karmaşık prosedürlere ve demokratik sistemlere zaman ve para yatırma ihtiyacını anladığı, gerçekten demokratik bir kooperatif sisteminin gelişmesine izin veren sürdürülebilir bir mimariyi örgütleme kapasitesidir.

Beni şaşırttı çünkü hepimiz insanız – ve kooperatif mimarisinde ne kadar çok insan varsa, o kadar çok insan tutkusu ve kusuru da ortaya çıkabilir.”Fas deneyimi

Onu etkileyen bir örnek olay, Fas’taki işçilerin sahip olduğu bir atık geri dönüşüm işletmesi olan At-Tawafouk Kooperatifi’ydi; eğitim ve yönetim sayesinde 27 kadın, eşit oy hakkına, istikrarlı ücretlere, sosyal güvenliğe, doğum iznine ve daha güvenli çalışma ortamlarına erişime sahip tam ortak işçi haline geldi; mesleki tanınma, beceri ve saygınlık kazandılar ki Roelants, “Bu inanılmaz bir şey” diyor.

Kitap, işçi demokrasisinin uygulamadaki örneklerini paylaşıyor; örneğin Tekisen Demokratik Üniversitesi’ndeki demokratik eğitim hareketinden doğan ve okul reddi (futōkō) deneyimi yaşayan gençleri bir araya getiren Creators 440Hz (Tokyo); ve Brezilya’daki Uniforja örneğinde olduğu gibi, işçilerin 2000’li yılların başlarında iflas etmiş metal işleme şirketlerinin kontrolünü ele geçirdiği işçi satın almalarının öyküleri.

Ve elbette, yüzüncü yılı bu kitaba ilham veren ULCCS var. 1925 yılında Hindistan’ın Kerala eyaletinde 14 işçi tarafından kurulan ULCCS, kolektif girişimciliğe, ortaklar tarafından sermaye oluşumuna ve doğrudan proje geliştirmeye öncülük ederek küresel bir işçi sahipliği modeli haline geldi. Bugün yaklaşık 20.000 işçiyi istihdam ediyor ve BT, eğitim, tarım, konut ve el sanatları alanlarına çeşitlenerek güçlü refah programları sürdürüyor.

İşçi ve sosyal kooperatif hareketlerinden insanların kitapta yer alan örnekleri kamu politikalarını tartışmak ve bilgilendirmek için bir araç olarak pratik bir şekilde kullanmalarını uman Roelants, “Ayrıca, işçi kooperatiflerinden olmayan kooperatif hareketine mensup kişilerin de ilham almasını ve kooperatif emeğine olan ilgiyi anlamasını, – ister tüketici kooperatiflerinde ister kooperatif bankalarında olsunlar – işçilere somut bir güç payı sağlamanın faydalarını düşünmelerini isterim” diyor.Emeğin kooperatifleşmesi

Roelants ayrıca, “kooperatiflerin geliştirilmesi ve tanıtımından sorumlu hükümetlerdeki politika yapıcıları etkileyerek, bu modelin potansiyelini anlamalarına yardımcı olmayı” umuyor.

Ona göre önümüzdeki on yıl, “genel olarak kooperatifler ve özellikle de emeğin kooperatifleşmesi için çok önemli bir dönem olabilir (çünkü) emeğin modelleri sorgulanıyor… Daha önce hiç karşılaşmadığımız türden küreselleşmiş, acımasız bir durumla karşı karşıyayız.”

Bu, benzeri görülmemiş bir zorluk ama aynı zamanda büyük bir fırsat diye uman Roelants, “Çünkü finansın ve ekonominin bu kadar küreselleştiği bir durumda, bu aynı zamanda bir bumerang etkisi yaratabileceğiniz bir zamandır.

Ve kooperatifler, yeterince iyi örgütlenmişlerse ve ne olursa olsun modeli korumaya devam ederlerse, bu bumerang etkisinin bir parçası olabilirler” diyor.

Roelants, “Kooperatif modelinin farklı ülkeler ve sektörler arasında nasıl ve ne ölçüde uyarlanabileceğini ele almalıyız. Cicopa, Kooperatif Kimliği Bildirgesi ile uyumlu, işçi ve sosyal kooperatifler için tamamlayıcı standartlar geliştirmiştir. Bir ülkenin anayasaya ihtiyacı olduğu gibi, kooperatiflerin de bu standartlara ihtiyacı vardır; bunlar olmadan var olamazlar.

Belirsizlik zamanlarında, bu asgari ortak paydayı korumak çok önemlidir – tıpkı futbol kuralları gibi. Futbol birçok şekilde oynanabilirken, kurallar aynı kalmalıdır. Benzer şekilde, kooperatif modelinin küresel varlığını sağlamak için de bozulmadan korunması gerekir” açıklamasını yapıyor.

Kaynak:  https://www.thenews.coop/bruno-roelants-on-co-operativism-at-work/ www.thenews.coop sitesinde yayınlanan  Rebecca Harvey’in haberinden –neredeyse- birebir çeviri yapılmıştır ve fotoğraflar da aynı kaynaktan alınmıştır.

Paylaş:

İlgili başlıklar

Yorum yapın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir