Karaali: Arıtması Olmayan Sanayi, Altyapısı Olmayan Milyonluk Villalar ile Yok Olan Tarım ve Yaşam Alanları
Çevre derneği yöneticileri olarak, muhtarın daveti üzerine Manisa’nın Karaali Mahallesi‘ni ziyaret ettik. Gördüklerimiz, yalnızca bir mahallenin değil, plansız büyümenin doğa ve tarım üzerindeki ağır bedelini gözler önüne seriyordu.
İlk olarak, Devlet Su İşleri (DSİ) sulama kanalından su çekerek bağlarını sulayan iki üreticinin üzüm bağlarını inceledik. Üreticilerin anlattığına göre motopompla kanaldan su çekip sulama yaptıktan bir gün sonra asmalar kurumaya başlamıştı. Yerinde yaptığımız incelemede DSİ sulama kanalındaki suyun tamamen siyaha döndüğünü gördük. Mahalle sakinleri, villalar bölgesinin kanalizasyonunun bu kanala bağlandığını, ayrıca Muradiye Organize Sanayi Bölgesi kaynaklı atık suların da aynı hatta deşarj edildiğini ifade etti. Köylülerin beyanına göre kanal suyu zaman zaman gri, kırmızı, mor ve siyah renkte akıyor.
Zarar gören bağlarda asmaların büyük bölümü kurumuştu. Sadece bağlar değil, sulama arkının çevresindeki zeytin, incir ve armut ağaçları da kurumaya yüz tutmuştu. Bu tablo, kimyasal kirliliğin tarımsal üretim üzerindeki yıkıcı etkisini açıkça ortaya koymaktadır.
Elbette sanayi üretmeli, istihdam sağlamalı ve ülke ekonomisine katkı sunmalıdır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak ekonomik kalkınma, doğanın ve tarımın yok edilmesi pahasına gerçekleşmemelidir. Sanayi kuruluşları çevreye verebilecekleri zararları önleyecek yatırımları eksiksiz yapmakla yükümlüdür. Bunun sağlanması ise yalnızca iyi niyete bırakılamaz; etkin, sürekli ve şeffaf kamu denetimiyle mümkün olabilir.
“Ceza yazıldı” demek tek başına yeterli değildir. Verilen ceza, oluşan zararın giderilmesini de sağlamalı; kirleten, doğaya verdiği tahribatı telafi etmek zorunda kalmalıdır. Bugün kimyasal kirlilik bitkilerde fitotoksisite oluşturmuş ve bağlar kurumuş durumda. Peki ya bu kimyasallar bitkiyi öldürmek yerine ürüne geçseydi? O ürünler sofralara ulaşsaydı bunun hesabını kim verecekti? Çevreyi korumak; aynı zamanda insan sağlığını, üreticiyi ve tüketiciyi korumaktır.
Karaali‘de karşılaştığımız sorun bununla da sınırlı değil.
Ziraat mühendisleri olarak yıllardır aynı uyarıyı yapıyoruz: Türkiye’nin en az 50 yıllık bilimsel bir arazi kullanım planına ihtiyacı vardır. Tarım alanları, meralar, ormanlar, sanayi bölgeleri ve yerleşim alanları kesin sınırlarla belirlenmeli; bu sınırlar günübirlik kararlarla değiştirilmemelidir.
Manisa, dar bir coğrafyada hızla büyüyen bir kenttir. Göç artıyor, sanayi genişliyor, konut alanları çoğalıyor. Ancak bu büyüme, ne yazık ki en verimli tarım arazilerinin üzerinde gerçekleşiyor.
Karaali bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Bir tarafta lüks villalar yükselirken, diğer tarafta Muradiye Organize Sanayi Bölgesi, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nin genişleme alanları, DSİ sulama kanalları ve giderek küçülen tarım arazileri iç içe geçmiş durumda. Artık ne tarım alanlarının sınırı nettir ne sanayinin ne de yerleşimin…
Köyün eski kanalizasyon sistemi de yapılan plansız altyapı çalışmalarıyla işlevini kaybetmiş görünmektedir. Bugün spor sahasının bulunduğu alan evsel atık suların biriktiği, sazlıkların oluştuğu, sivrisinek ve kötü kokunun yayıldığı bir göle dönüşmüş durumdadır.
Bir tarafta sanayi kaynaklı olduğu iddia edilen kirli suların aktığı DSİ kanalı, diğer tarafta evsel atıklarla çevrili yaşam alanları… Ortada sadece çevre sorunu değil, aynı zamanda ciddi bir planlama sorunu vardır.
Bu dar alanda çiftçiler üretmeye çalışıyor, sanayi büyüyor, lüks konut projeleri yükseliyor. Ancak bütün bu baskının bedelini doğa, tarım, su kaynakları ve gelecek kuşaklar ödüyor.
Doğayı yok ederek kalkınmak mümkün değildir. Çünkü doğa yok olursa tarım da yok olur, su da yok olur, yaşam da yok olur.
Karaali, bugün bizlere çok açık bir uyarıda bulunuyor. Çevreyi korumak bir tercih değil, yaşanabilir bir gelecek için zorunluluktur. Kaybedilen yalnızca birkaç bağ değildir; toprağımız, suyumuz, üretim gücümüz ve ortak geleceğimizdir.








