Köşe Yazısı

Tarımsal İhracatımız Tehlikede mi?

Sevgili dostlar,

Bunu neden söylüyorum? Son zamanlarda ülkeler arasında yapılan Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA) sadece jeostratejik değil jeoekonomik açıdan da incelenmeye değer gelişmeleri içeriyor. Yeni rotalar, mevcutlara alternatif olarak karşımıza çıkarken, rakip ülkeler de hemen ön alıp daha yenilerini belirliyorlar.

Şunu demek istiyorum. Örneğin Çin’in onlarca ülkeyi ilgilendiren kuşak-yol güzergâhına alternatif olarak ABD tarafından IMEC (Hindistan-Orta doğu-Avrupa) koridoru oluşturuluyor. Rusya’nın Artktrik deniz yolunu tıkamak için Finlandiya ve İsveç kamuoyu “sözde” Rusya tehdidi ile ikna edilerek NATO üyesi yapılıyor.

Bütün bunlar düşünüldüğünde; amacın aslında dünyanın ticaret yollarını ve sekiz düğüm noktasını kontrol etmek, edilmiyorsa bunlara alternatif yollar aramak olduğu görülüyor.

AB-Hindistan Anlaşması

Bunların yanı aynı anda hem jeostratejik hem de jeoekonomik önemde yapılan yeni anlaşmalara da bakmak lazım. Örneğin bundan bir süre önce AB ve Hindistan, 2 milyar insanı kapsayan bir serbest ticaret anlaşması için müzakereleri sonuçlandırıyorlar. Bu anlaşma her iki tarafın da bugüne kadar sonuçlandırdığı en büyük STA’yı oluşturuyor. STA, AB Konseyi’nin onayının ardından imzalanacak ve Avrupa Parlamentosu’nun onayına sunulacak.

Anlaşma yürürlüğe girince (bu yılın sonunda) Türkiye özellikle tekstil-hazır giyim, otomotiv yan sanayi, kimyasallar ve ilaç, makine ve elektrikli ekipmanlar alanında olumsuz etkilenecek.

Zeytinyağına dikkat!

Bunların yanı sıra anlaşma gereği şarap, zeytinyağı, çikolata ve pastane ürünleri gibi AB’nin temel tarım ve gıda ürünlerine uygulanan yüksek gümrük vergileri ortadan kaldırılıyor veya azaltılıyor. Bizim şarap ihracatımız düşük olmakla birlikte bu anlaşma yukarıda belirtilen hazır gıda ürünleri ile zeytinyağı ihracatını etkileyecek. Zaten mazot, gübre, ilaç ve işçilik maliyetleri ile sıkıntıda olan zeytinyağı sektörü daha da sıkıntıya girecek.

AB-Avustralya Anlaşması

AB’nin STA imzaladığı diğer bir ülke de Avustralya. Avustralya ekonomik ölçek açısından AB ile kıyaslanamayacak kadar küçük görünse de, sahip olduğu stratejik kaynaklar nedeniyle küresel sistemde ağırlığının çok çok üzerinde role sahip bir ülke konumunda.

Dünyanın en büyük lityum üreticilerinden biri olan ülke; sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG), demir cevheri, nadir toprak elementleri ve tarım ürünleri ihracatında kritik bir tedarikçi olarak öne çıkıyor. Özellikle elektrikli araç bataryaları, savunma sanayii ve temiz enerji teknolojileri açısından bu kaynakların önemi düşünüldüğünde, Avustralya’nın değeri yalnızca ekonomik değil ayrıca jeopolitik boyut da taşıyor.

Bu anlaşmayla özellikle otomotiv, makine ekipmanları, kimya, ilaç, medikal teknoloji, işlenmiş gıda gibi sektörlerde ciddi ihracat artışı bekleniyor. Avrupa Komisyonu, anlaşmanın önümüzdeki on yıl içinde AB ihracatını yaklaşık yüzde 33 artırabileceğini öngörüyor.

Avustralya açısından ise anlaşmanın merkezinde tarım ve doğal kaynak ihracatı bulunuyor. Canberra uzun süredir Avrupa pazarında daha geniş sığır eti ve koyun eti kotaları talep ediyordu. Anlaşmayla birlikte Avustralyalı üreticilere kontrollü de olsa daha geniş bir erişim alanı açılıyor.

AB’nin bundan bir süre önce Orta Asya Türk cumhuriyetleri ile yaptığı anlaşmaları da burada hatırlatmak isterim.

AB ile ticaret tehlikede mi?

Yaklaşık 450 milyonluk nüfusu ve 2025 itibarıyla yaklaşık 21,1 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğüyle Avrupa Birliği hâlen dünyanın en büyük ekonomik bloklarından biri konumunda. Küresel mal ticaretinde Çin ve ABD ile ilk üç aktör arasında yer alan AB, dünya ihracatının yaklaşık yüzde 15’ini gerçekleştiriyor.

Bugün Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacmi yaklaşık 220 milyar dolar düzeyinde.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, Türk tarım sektörünün ihracatı 2025’te 36,4 milyar doları aşarken bu alanda tüm zamanların en yüksek rakamına imza atıldı. Sektörün toplam ihracat içerisindeki payı da yüzde 15,3 oldu.

Türkiye için AB pazarını kaybetmek gerçekten ağır sonuçlara neden olur. Bu nedenle izlenecek iki yol bulunuyor. Bunlardan birincisi; Türkiye-AB-Orta Doğu-Orta Asya-Çin ticaret yollarının Çin’in kuşak yol projesini de içine alacak şekilde hızlı bir şekilde geliştirilerek lojistik maliyetlerini düşürmek böylece malların daha ucuza iletilmesini sağlamak. İkincisi de değişik ülkelerle yeni STA anlaşmaları yaparak malların bir kısmının bu yolla paraya çevrilmesini sağlamak.   

Bizden de söylemek…

Paylaş:
Prof. Dr. Harun Raşit Uysal

1961 yılında Kuşadası’nda doğdu. İlköğrenimini Kuşadası Yeniköy İlkokulu’nda,
ortaöğrenimini İzmir Güzelyalı Ortaokulu’nda, liseyi İzmir İnönü Lisesi’nde tamamladı.

1984 yılında E.Ü. Ziraat Fakültesi Tarım Ürünleri Teknolojisi Bölümü’nden mezun oldu. 1987

yılında E.Ü. Fen Bilimleri Enstitüsü Süt Teknolojisi Ana Bilim Dalından yüksek lisans, 1993 yılında da doktora eğitimini tamamladı.

1993 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent, 2003 yılında Profesör unvanını aldı.

2011-2016 yılları arasında Ege Üniversitesi Tire Kutsan Meslek Yüksekokulu’nda müdürlük görevini üstlendi.

Halen Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Süt Teknolojisi Bölümü Başkanı olan Prof. Dr. Harun Raşit UYSAL, aynı zamanda Ulusal Süt Konseyi Yönetim Kurulu Üyeliği ile Uluslararası Sütçülük Federasyonu (IDF) Süt ve Ürünleri, Çevre ve Çiftlik yönetimi daimi komite üyesidir.

Üç dönem de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Yönetim Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir