Kanıksamak
Ağustos, Türk’ü sever, Türk Ağustos’u. Ağustos’un her günü Türk’ün kutlu bir zaferinin hatırasını taşır. Her Ağustos’u, özellikle Ağustos’un son 10 gününü ayrı bir heyecanla yaşarım. Büyük bir gururla asarım şanlı bayrağımızı, asil Türk bayrağını, Türk’ün nazlı hilalini… Alparslan’ın askeri olur, açarım Anadolu’nun kapılarını, Fetihlerin Babası ile… Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın askeri olur, haykırırım dünyaya Anadolu’nun Türk yurdu olduğunu, Ebedi Başkomutan ile…
26 Ağustos’ta sabah altı sularında siperlere yaklaşan, hücum emrini bekleyen Mehmetçiği düşünürüm. Mehmetçik olurum… 27 Ağustos’ta Afyon’a girer, 28 Ağustos’ta Dumlupınar’a çekilmeye çalışan düşmanla dövüşürüm. 29 Ağustos’ta çembere alınan düşmanın umutsuz çırpınışını görür, silah arkadaşlarımla iftihar ederim. 30 Ağustos’ta büyük zafere imza atan yiğitlerin “bu günleri gördüm ya, ölsem de gam yemem” diyenlere “şimdi değil, daha İzmir var, İstanbul var. Başkomutanın ‘Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!’ emri var” dediğini duyarım. İçim içime sığmaz, Mehmetçikle birlikte bir an önce İzmir’e varmak için tüm gücümle koşarım. Mehmetçik olurum… Her sabah bu heyecanla uyanır, o gün Mehmetçiğin nerede olduğunu, nerede çarpıştığını, ne yaşadığını düşünürüm. Mehmetçik olurum…31 Ağustos’ta Kütahya’dayım, 1 Eylül’de Uşak’ta, 2 Eylül’de Eskişehir’de, 3 Eylül’de Ödemiş’te, Alaşehir’de… “Bekle bizi İzmir” derim. 4 Eylül’de Bilecik’te, Bozüyük’te, Osmanlı’nın kurulduğu topraklarda Söğüt’te, 5 Eylül’de Salihli’de, 6 Eylül’de Balıkesir’de, Manisa’da, 7 Eylül’de Aydın’da, 8 Eylül’de Nif (Kemalpaşa)’te, 9 Eylül’de İzmir’deyim. “Zulüm bitti, zulüm bitti, 3 yıl 3 ay 25 günlük zulüm bitti” diye haykırırım. Sonra birden şimşekler çakar beynimde, “bitmedi” derim, “henüz bitmedi; Orhaneli var, Bursa var, Orhangazi var, Mudanya, Kırkağaç, Soma, Ayvalık, Çeşme, Bandırma, Erdek var, İstanbul var” derim… Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını sonsuz bir minnetle anarım…
Kurtuluş Savaşında güzel bir sonuç almış olsak da bu sonuç için neler yaşadığımızı, vatan için istiklal için nasıl çalıştığımızı, nasıl bir mücadele verdiğimizi, nelerden vazgeçtiğimizi Türk Milleti olarak bir biz biliriz … Son ana kadar sıkıntılar da hiç eksik olmaz… Büyük Taarruzun başlamasına 13 gün gibi kısa bir süre kala, Batı cephesinde amansız bir kriz baş gösterir. Arpa sevkiyatı durma noktasına gelmiştir. İnsanlar kadar hayvanların da beslenmesi gerekir. Mühimmatı taşıyan öküzler, topları çeken katırlar, düşman hatlarını yaracak süvarilerimizin atları açtır. 5’inci Süvari Kolordu Komutanı Fahrettin (Altay) Paşa’nın hatıratında belirttiği üzere o günlerde “bizim motorlarımızın benzini arpa”dır. Adana’dan ve Konya’dan cepheye her gün 200 tonu aşkın erzak ve yem taşınmaktadır ancak taarruz arifesinde ambarlardaki açık 4 bin 500 tonu bulmuştur. Yıllarca kesintisiz süren savaş, Anadolu’da buğday üretimini 3,8 milyon tondan 2 milyon tona kadar düşürmüştür. Akşehir, Ilgın ve Kadınhanı köylerindeki arpa stokları, bedeli peşin ödenmek üzere derhal satın alınır. İşte bu, tarihin seyrini değiştirecek Büyük Türk Taarruzunun kırılma noktalarından biridir.
Kurtuluş Savaşı, yokluk içindeki Türk Milletinin çorabını, çamaşırını, ekmeğini, arpasını bağışlaması, bu bağışları kadınların, çocukların ve ihtiyar erkeklerin büyük fedakarlıkla cepheye taşıması ile kazanılan, dünyada bir benzeri olmayan, Türk’ün kudretini dünyaya bir kez daha gösteren ve büyük bir zaferle taçlanmış vatan ve istiklal için verilmiş eşsiz bir mücadeledir.
Bugün tarımla ilgili sorunlar çözülmeyince, hatta kronikleştikçe, bu sorunların kanıksandığı ifade edilmektedir. Kanıksamak, üzüntü veya öfke duyulması gereken bir durumun çok sık tekrarlanması nedeniyle insanların o duruma alışması, tepki vermemesi, duyarsızlaşması demektir. Dolayısıyla kanıksamak düşünmekten veya çözüm üretmekten vazgeçmek, diğer bir anlatımla yavaş yavaş ölmektir, yok olmaktır.
Bir asır önce yaşananlar Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları ile Türk Milleti tarafından kanıksansaydı neler olabileceğini düşünmek bile istemiyorum.
Her durumda hayatta kalmayı başarmış, en son Kurtuluş Savaşı gibi bir mucizeyi gerçekleştirmiş Büyük Türk Milletinin kanıksamak, mevcut durumu kabullenmek, umutsuzluğa düşmek gibi hususlar fıtratında bulunmamaktadır.
Ne mutlu mevcut durumu, yaşadığımız sorunları kanıksamayan, gelecek güzel günlere inanan ve gelecek güzel günler için çalışanlara…








