Dikkat, Karar No. 9!
4.Tarım Orman Şurası, büyük bir sektör ilgilisi grubun uzun çalışma dönemi boyunca verdiği ciddi emeklerden sonra tamamlanarak, ardında birçok tartışmayla beraber geride kaldı. Aradan geçen birkaç haftadan sonra neredeyse unutuldu. Sokaktaki vatandaşın, “Şura yapıldığından ya da kararlarından haberi bile yok” desek yanlış olmaz. Bırakın vatandaşı, sektör paydaşları bile artık ne karar alınmış diye merak edip takip etmiyor. Peki, bu kadar ciddi bir konu niçin dikkate alınmıyor? Aslında cevabı basit. Vatandaşta güven ve umut kalmamış. Sektör paydaşları ise geçen şura kararlarına bakıp değerlendirme yapıyorlar. Örneğin geçen Şuralarda alınan meşhur “tarımsal desteklerin %1’den az olmayacağı” kararının kanunlaşıp yürürlüğe girmesinden beri uygulanmadığını görüyorlar. Benzer şekilde önceki şura kararlarından kanunlaşanların uygulamaların çiftçiye ne gibi yeni şeylere mal olacağının hesabı yapılıyor.
Bu nedenle devlet idaresinde aslında çok önemli bir etkisi olması gereken şuralar gittikçe değersizleşiyor. Bir de Şura katılımcılarının önerilerinin sadece “etkinliği kestirilemeyen fikirler” olduğu gibi bir yaklaşımla Şura raporlarına ve kararlarına tam olarak yansıtılamaması durumu da eklenince durum biraz daha üzücü bir seviye çıkıyor.
Bu tartışmaları bir tarafa bırakarak ben kendi açımdan şurada gördüğüm en kritik maddeyi sizlerle değerlendirmek istiyorum:
“Karar no.9: Üretici örgütlerinin etkinliği artırılmalı ve ürünün üretiminden tüketiciye ulaşmasına kadar olan tüm süreci kapsayacak şekilde görev almalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı.”
Bu başta Türk Kooperatifçiliği olmak üzere aslında tüm sektörü yakından ilgilendiren, geleceğini müspet ya da menfi derinden etkileyebilecek bir karardır.
Bu karara istinaden yapılacak kanuni düzenlemeler eğer daha önceki emsalleri gibi olacak ise çok ciddi tehditler ile karşılaşacağımız kesindir.
Riskler, krize dönüşmeden acilen tedbir alınmalıdır.
Öncelikle “üretici örgütü” ifadesinin dünyadaki ve ülkemizdeki karşılıkları dikkate alınmalıdır. Bu nedenle ön koşul olarak “örgüt kirliliği” yaşanan ülkemizde üretici örgütünün ifadesinin karşılığı bütün dünyada olduğu gibi sadece “kooperatif” olarak algılanmalıdır. “Ülkemizde kooperatiflerin durumu belli” diyerek buna itiraz edenlere artık “zihinsel özürlü ya da vatan haini” olarak davranmak gerektiğini ve bu tepki zamanında verilmediği için büyük kayıplar verildiğini de hatırlatmak isterim.
Bu kararda dikkate alınması gereken esas unsur, “etkinliğin arttırılması” ifadesidir.
Ülkemizde kooperatiflerin (müsaadenizle üretici örgütü demeyeceğim) etkinliği konusu, girdi tedariki ve ürün satışından daha öte değildir. Dünyadaki başarılı emsallerine göre oldukça “sınırlı” ve geri durumdadır. Gelişmiş ülkelerdeki kooperatiflerin piyasalardaki hakimiyetleri ve devlet idaresinden yerel yönetime kadar karar alma süreçlerindeki rolleri çok güçlü ve belirleyicidir. Peki, ülkemizdeki kooperatiflerin piyasada ve idarede güçlü bir etkinliğe kavuşmasının önündeki engel, sınır nedir? Bugüne kadar bu konuda yapılan çalışmalarda ve hatta ulusal strateji belgesi gibi dokümanlarda temel sorunların finans, eğitim, profesyonel yönetim, denetim, istatistiki bilgiler, mevzuat gibi konularda olduğu iddia edilmiştir. Hâlbuki bu sorunların hepsi, çalışmayan bir otomobilin sibobu, sileceği, tamponu ile ilgili kısımlara bakmak kadar hatalı ve eksiktir. Çözüm yıllardır yanlış yerlerde aranmaktadır. Etkinlik için güç gerekir ve bu güç devletin elindedir. Devlet gücünü sahada paylaşmak istemediği için hemen her alanda sahada kooperatifin rakibidir ve ne yaparsanız yapın bir kooperatifin böyle bir hasım karşısında hiçbir şansı yoktur.
Gelişmiş ülkeler devleti daha güçlü kılmak için, aynı zamanda da masraf, mesai ve zaman açısından tasarruflu, mantıklı bir seçim yaparak sahadaki görev ve sorumluluklarını kooperatif birlikteliklerinden oluşan kendilerinin yetkilendirdikleri örgüte devretmişlerdir. Yetki devri ile “yetkili örgütü” oluşturmuşlardır. İşte asıl sınır buradadır.
9 no’lu kararın devamında yer alan “ürünün üretiminden tüketiciye ulaşmasına kadar olan tüm süreci kapsayacak şekilde görev almalarını sağlayacak düzenlemeler yapılmalı” ifadesi de aslında tam olarak bu durumu izah etmektedir.
Aslında tarımda değer zincirini izah eden bu ifade ile sektörün her aşamasında yetkili kooperatif üst örgütünün görev alması anlaşılmalıdır. Peki, “nedir bu görevler” diye düşünüldüğünde ilk akla gelen başlangıç noktası kayıttır.
Yani bölgede ürünün, üreticinin ve üretim kaynaklarının fiziki ve özellikle mali kayıtlarının tutulmasıdır. Burada mali boyut işlerin sürdürülebilirliği ve ekonomik güç olabilme açısından önemlidir. Bu görev yıllardır devletin üstünde sorun haline dönüşen ÇKS kayıtlarının tutulması ve tarım sayımının yapılması hususunda kısa sürede mutlak çözüm olacaktır. İkinci görev, girdilerin tedarikinden, üretilmesine ve satışına kadar “aşamalı sözleşmeler” silsilesinin yetkili kooperatif üst örgütü tarafından yapılmasıdır. Yıllardır tek tek çiftçi ile yapılan ve denk olmayan taraflar arasında sürekli çatışmalara sebep olan, devletin kanuni zorlamasına rağmen ciddi sorun olan sözleşmeli tarım hususunda kısa sürede mutlak çözüm olacaktır. Bir başka görev, üzerinde çok tartışılan üretim planlaması ile ilgili iş ve işlemlerin yetkili kooperatif üst örgütü tarafından yapılmasıdır. Üretimin bölgesel, havzasal ve ülke boyutunda bütün şartlar özellikle de piyasa talepleri gözetilerek talimatla yaptırılması herkes için eziyetli güç bir iştir. Ama çeşitli sözleşmeler ile en başından hem üretim şartlarını hem de piyasanın dönemlere göre fiyat, miktar, kalite gibi taleplerini bilen bir yetkili kooperatif üst örgütü tarafından bu görev kolaylıkla yapılabilir. Bu şekilde hali hazırda üretim planlaması ile ilgili dünyadan farklı şekilde uygulanmaya çalışılan durumun yaratacağı sorunlar da kısa sürede mutlak çözülebilecektir. Burada bir başka görev de desteklemelerin belirlenmesinin, tespitinin ve ödenmesinin yetkili kooperatif üst örgütü tarafından yapılmasıdır. Artık etkinliği ve faydası tartışılır durma gelen, çiftçiye ulaşıncaya kadar değerini yitiren desteklemeler hususunda yaşanan sorunlar da yine bu yaklaşımla kısa sürede mutlak çözüme kavuşacaktır.
Muhtemelen Şuradaki “en kötü” karar, 43 no’lu Karardır; “Karar no. 43: Tarımsal amaçlı örgütlerin tarım sektöründe daha etkin ve sürdürülebilir olmaları için ilgili mevzuat yeniden düzenlenmeli.” Bugüne kadar tecrübe ile ispatlanmış bir “3’lü iş yapmama yöntemi” vardır;
- Devlet mevzuat çıkartsın,
- Devlet desteklesin,
- Devlet yeniden yeni yapılanma yapsın şeklindeki bu üçlünün biri yine burada karşımıza çıkmaktadır.
“Herşeyi devlet yapsın” zihniyetinin geçmişine bakılırsa sonucun kısır döngü gibi hep aynı başarısızlıkla bittiği rahatlıkla görülebilir. İşin kötüsü devlet hakikaten bu 3 talebi de defalarca yerine getirmiştir. İyi ya da kötü liyakat mertebesi oranında, dostların alışverişte göreceği şekilde bir şeyler yapılmış, yapılıyormuş gibi gösterilmiştir. Maalesef bazen “keşke hiç yapılmasaymış” denilen mevzuatlar, destekler ve yapılar bunun sonucudur. En nihayetinde bugün tüketicinin de üreticinin de cebinde ve boğazında gelinen nokta itibariyle durum bellidir. Politikacının bile memnun olmadığı bu durum uluslararası göstergelere bakınca aşikar şekilde ortadadır.
Mühim olan, bir ürünü dünyada en çok üreten olmanız değil, üretileni değerlendirmek ve vatandaşa adil şekilde ulaşabilmesinin sağlamaktır. Japon insanı Japonya’da bizden az üretip, bizden daha yüksek ortalama ve gelire sahipken, aynı ürünü bizden daha ucuza alıyorsa burada bir sorun var demektir. Ama Japonya’da devlet çoktan yetkileri yetkili kooperatif üst örgütüne devretmiştir.
Bakanlığın bu ifadeyi doğru özümseyip “yetki devri” konusunu bir an evvel sahada uygulaması yani sahadan çekilmesi gerekmektedir. Maalesef bu konuda çok uzun yıllardan beri geç kalınmaktadır.
Aslında kararlara baktığımızda 26. Kararda ilgi çekici bir aydınlanmanın yaşandığı görülmektedir;
“Karar no. 26: Gıda kaybı ve israfının önlenmesi amacıyla tarımsal örgütler ve kurumlar arası iş birliği yapılarak yönetim stratejileri geliştirilmeli, gıda muhafaza yöntemleri geliştirilmeli, gıda bankacılığı desteklenmeli, üretici ve tüketiciler gıda kaybı ve israfının önlenmesiyle ilgili bilgilendirilmeli.”
Bu Kararda yer alan “…amacıyla tarımsal örgütler ve kurumlar arası iş birliği yapılarak yönetim stratejileri geliştirilmeli” ifadesi işin nasıl yapılması gerektiğinin farkına varıldığının ispatıdır. Bu aşırı memnuniyet verici fevkalade zihniyet aydınlanmasının, Şurada yer alan 3.500 maddenin (373 hedef ve bunlara bağlı 2 bin 977 stratejinin) tamamında yer alması gerekmektedir.
Belki o zaman gelecek Şurada, kısa sürede bütün kararlarda başarı elde edilebildiği ilk kez söylenebilir. Neden olmasın? Ama yine de bu kadar iyi niyetli olmayıp bu zihniyetin doğru şekilde oluşması ve gelişmesi için yani riskler krize dönmeden önce tehditleri fırsata çevirmek gerekmektedir.





