Hayvancılığın Süt-Et-Yem-Fiyat Sarmalı
Ulusal Süt Konseyinden yapılan açıklamaya göre çiğ inek sütü tavsiye fiyatı bir Ağustos’tan itibaren 17,15’ten 18,35 e çıkarıldı. Ancak alınan bu kararın herhangi bir yaptırımı bulunmuyor, adı üzerinde “tavsiye fiyatı”. Zaten fiyat da serbest piyasa ekonomisi içerisinde oluşuyor. Buna göre çiğ sütün fiyatı bölgelere, mevsimlere, arz-talep dengesine göre değişiyor.
Denge genellikle yetiştirici aleyhine oluyor ve her geçen gün artan maliyetler nedeniyle yetiştiriciler hayvan bakmaktan vaz geçiyorlar.
Çünkü…
…yem, et ve süt fiyatları, hayvancılığın üç bilinmeyenli denklemi. Bunlar arasındaki zincirin herhangi bir halkasında kopukluk olduğunda, kriz oluşuyor ve bu durum domino etkisi yaparak hayvancılığın bütün dinamiklerini etkiliyor. Hayvancılığın “Şeytan üçgeni” diye de adlandırabileceğimiz bu durumun normal seyretmesi, sektörü oluşturan her kesimin pastadan uygun dilimi alabilmesine bağlı.
Çiğ süt fiyatı enflasyonun altında kaldı
Örneğin hayvan yetiştiricisinin sağdığı sütü, kestiği hayvanı kazanç sağlayacak şekilde satması gerekiyor. Şu anda et fiyatları yatay seyrediyor. Gıda Komitesisin belirlediği ve Ulusal Süt Konseyinin ilan ettiği çiğ süt referans fiyatına yapılan zam yukarıda da ifade ettiğim gibi sadece yüzde yedi!
Halbuki TÜİK’e göre Tarım-ÜFE’de on iki aylık ortalamalara göre yüzde 35,46 artış gerçekleşti. USK daha önce de Şubat-Temmuz sonu arası çiğ süt fiyatlarında yüzde 17’lik zam açıklamıştı. İkisini toplarsanız yıllık zam oranı yüzde 24 oluyor. Bu durumda üretici şimdiden yüzde 11 zararda demek. ENAG rakamlarına bakmıyoruz bile. Bu, şu demektir; Yetiştirici sadece kendi emeğinin karşılığını alabiliyor, desteklemelerle de hayatını devam ettiriyor.
Parite ekside
Bir kilo süt ile kaç kilo yem alındığını gösteren rakama, “süt/yem paritesi” deniyor. Parite şu anda ekside. Halbuki süt üreticisinin kazanabilmesi için 100 kilo süt ile en az 130 kilo yem alması gerekiyor. Bu rakam 150 kiloya çıktığında üretici için bu ballı badem. Üretici işte o zaman yeni yatırımlar yapabiliyor. Yani bir inek daha alabiliyor, ahırını daha hijyenik hale getirebiliyor ve sağım makinasını daha yenisi ile değiştirebiliyor ya da yem bitkileri üretimini arttırabiliyor.
Dövize bağlı hayvancılık
Bu yıl yaşanan önce don sonra aşırı sıcaklar, yangınlar ve kuraklık nedeniyle, Türkiye’de mera ve yem bitkileri alanları da dahil olmak üzere, tarım alanlarında büyük hasarlar oluştu. Bu durum hayvancılıkta yeni maliyet artışını beraberinde getirdi. Üstüne üstlük hayvancılıkta kullanılan ve ithal edilen birçok yem hammaddesi ile katkı maddesi, fiyatların tutulmasına rağmen, az da olsa yükselen doların ateşi altında ezildi ve bu da yetiştiriciye daha yüksek maliyet olarak geri döndü.
Yem fabrikaları ne yapsın?
Yem fiyatlarının artması, geçimini zor sağlayan yetiştiricinin ekonomik olarak zor durumda kalmasına neden oldu. Ancak yem fabrikalarını da fazla suçlamamak gerekiyor. Çünkü dolarda ve avroda yaşanan her bir kuruşluk yükseliş bile fabrikalara hammadde maliyetinde artış olarak geri geliyor. Bunların yanı sıra artan enerji fiyatları da maliyeti arttırıyor. Çuvala, ipe, suya gelen zamlar da var pek tabii ki. Şu anda bütün bunlar yaşanıyor mu? Evet!
O zaman yeme zam gelmesi son derece doğal. Ancak gelen zamların insaflı olması gerekiyor.
Kooperatifçilik
Yetiştirici açısından para kazanmanın yolu ise kooperatifçilikten geçiyor. Bugün Türkiye’deki yetiştiriciler maalesef örgütsüz, dolayısıyla da güçsüzler.
Yine süt maliyetini yüzde 70’ini oluşturan yem sorununun çözülmesi için mera alanlarının rehabilite edilerek ineklere sunulması gerekiyor. Ancak bu şekilde maliyetleri düşürebilirsiniz. Bununla ilgili çalışmalar var tabii ki. Ancak yeterli mi? Hayır!
Bizden söylemesi…








