“Köye Giden Üniversite”
Ülkemizde insan değerinin yeteri kadar bilinmediğini düşünmek için çok pek neden vardır. Kültür, sanat, bilim, spor alanlarında yetişmiş, ülke/dünya çapında isimler yetiştiren bir coğrafyada yaşıyoruz. Ancak bu insanların değeri, pek bilinmez. Bu insanlar, çoğu zaman, yaşam döngüsü içinde üretim/çalışma hayatlarından çekilince, unutulmaya yüz tutar. Oysaki değerli insan, kolay yetişmez. O nedenledir ki onların değerleri, mümkünse, yaşarken bilinmelidir. Bu düşünceden hareketle yöneticiliği yaptığım bir dernekte, tarım ve gıda sistemine değer katmış insanları yaşarken onurlandırmak ve değerlerini bildiğimizi göstermek için “Tarıma Emek Verenler” ödüllerinin verilmesini önermiştim ve bu ödüller verilmeye devam etmektedir.
Diğer yandan ömürlerini tamamlamış değerlerimizi unutmamak ve anmak gerekmektedir.
Tarımımızda, özellikle küçükbaş hayvancılığımızda çok büyük çalışmalar yapan Prof. Dr. Reşit Sönmez, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi’nin “Bilime Adanmış Bir Ömür: Prof. Dr. Reşit Sönmez’i Anıyoruz” adıyla düzenlendiği bir etkinlik ile anıldı (Hoca’nın adına ve çalışmalarına adanmış tescilli bir koyun ırkı bile vardır; Sönmez Koyunu.). ‘Unutulmaz Hoca’nın, 104. doğum günü olan 13 Mart 2026 tarihinde gerçekleşen etkinlikte, “manevi oğlu” Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, “Bilime Adanmış Bir Ziraatçı: Reşit Sönmez’in Bilim Yolculuğu” söyleşiyle bilimsel çalışmalarını, saha çalışmalarını ve yaşam öyküsünü anlattı. Hoca’nın kızı Prof. Dr. Serpil Sönmez Hazar ve çalışma/tanışma imkanı bulmuş kişiler, anılarıyla ve iz bırakan yönleriyle etkinliği daha da zenginleştirdi. Ayrıca salonda Hoca’nın birçok kitabı sergilendi ve dileyenler kitapları ücretsiz şekilde aldı.
Reşit Sönmez Hoca’nın üç kitabını, etkinlik sayesinde edinme fırsatım oldu. Bunlar; 1985 yılında yayınlanan “Ziraat Üzerine Söyleşiler”, 1990 yılında yayınlanan “Köye Doğru” ve 1995 yılında yayınlanan “Şafakta Uyananlar” kitaplarıdır.
Büyük bir merakla ve hızla kitapları incelemeye, hatta bazı yazıları okumaya başladım. Kitapların tek tek içindekiler bölümlerine göz atarken bir başlık dikkatimi çekti; “Köye Giden Üniversite”. Her üç kitapta bu başlıkla yazılar karşıma çıkınca, aynı yazının değişik tarihlerde çıkan kitaplarda -güncellenmiş olarak- yayınlanmış olabileceğini düşündüm. Buradan hareketle yazıları tekrar tekrar okudum. Sonrasında çok şaşırdım. Çünkü yazılar her defasında yeniden yazılmıştı. Elbette yazılarda değişmeyen şeyler vardı; Hoca’nın yazım tarzı, deneyimleri, talepleri ve de uyarıları…
Yazıların ortak temaları; “bilim”, “eğitim”, “üretim” ve “örgütlenme” olarak ön plana çıkıyor. Yazılarda; köylerimizin ve kırsal alanlarımızın geri kalmışlığı ile çiftçilerimizin –mesleki- eğitimsizliği ve örgütsüzlüğü ve de haliyle sahipsizliği gözler önüne seriliyor. 1985 yılında basılan “Ziraat Üstüne Söyleşiler” kitabında Hoca şöyle yazmaktadır; “Bir kısım köylüde toprak ve öteki olanaklar kısıtlı. Bu durumda olan küçük güçler birleşerek, ortak çalışma ve emeği daha iyi değerlendirme yoluna gidilebilir. Bu amaçla kooperatif ve belli bir konuda yetiştirme derneği kurmak düşünülebilir. Küçük güçleri birleştirmek ve ürettiği maldan hakkı olan kazancı sağlamak!…”
Yazının devamında Tahirova Koyunu çalışmalarına değinen Hoca, bu doğrultuda kuruluşuna öncülük ettiği ancak tahmin edilen tarihi süreçle kapatılan Tahirova Süt Koyunu Yetiştirme Derneği’nden bahsetmektedir.
“Üniversitelerin üç önemli görevi var; öğretim, araştırma ve yayım. Köye gitmek demek, araştırma sonuçlarını yaymak demek” şeklinde yazan Hoca, bu aşamada Batı ülkelerindeki “yayım servisleri”nin özellikle üniversitelerin içinde kurulduğunu not etmektedir. Yazı; “Köye Giden Üniversiteler”in Batı’da (gelişmiş ülkelerde) yıllar öncesinde bile neler yaptığını üretici/yetiştirici ile buluşmalarını, etkilerini ve etkileşimlerini örneklerle anlatmaktadır. Hoca, bunun karşılığında ülkemizde, o yıllarda dahi, “köye giden araştırmacıların/akademisyenlerin” azlığından ve gidenlerin karşılaştığı zorluklardan bahsetmektedir. Hoca, yazısını, “üniversite köye gidince, köylü de üniversiteye gelir” diye tamamlamaktadır.
Hoca, 1990 yılında basılan “Köye Doğru” kitabında aynı başlıkla deneyimlerini, çalışmalarını ve elde edilen somut kazanımları anlatmaya devam ediyor. Araştırmanın gerekliliğine ve gerçek hayatla bağına değinen Hoca, yazısında, “Zirai araştırmalarda ‘köy sorunlarına yaklaşım’ diye tanımlayabileceğimiz çok önemli bir konu vardır. Araştırmaların sonuçları köyde ve kırsal alanda uygulanacaktır. O halde önce araştırma konularının köyden, kırsal alandan derlenmesi gerekir” ifadelerine yer vermektedir.
Yazının devamında, köyde/kırsal alanda ortaya çıkan ihtiyaçlar, sorunlar ve beklentiler ışığında yapılan çalışmalardan olan ıslah çalışmalarına ayrıntılı biçimde yer verilmektedir; Tahirova Koyunu, Acıpayam Koyunu, Sönmez Koyunu, Türkgeldi Koyunu, Menemen Koyunu ve Bornova Keçisi.
Hoca, yazısını şu şekilde sona erdirmektedir:
“Gerçek köy sevgisi(y)le, vatan sevgisi(y)le köye gidelim. Ve köylünün bizden ne beklediğinin bilincine varalım. Bu anlayış yerleştikçe köye hizmet götürme şansımız artacaktır…
Ne demiş Şair Bedri Rahmi Eyüpoğlu?
‘Köy türkülerini duyunca şairliğimden utanırım.’ ”
1995 yılında yayınlanan “Şafakta Uyananlar” kitabında da, köy-üniversite ilişkilerini yazan Hoca, gelişmiş ülkelerdeki araştırma yöntemleri ve yayım hizmetlerine örnekler verdikten sonra, “Türkiye’de köylünün üniversiteye gelmesi ve kendi sorunlarını üniversiteye iletmesi tam yerleşmiş ve işlerlik kazanmış değildir” tespitinde bulunmaktadır. Yazının devamında çiftçiye de seslenen Hoca, “Eğitim düzeyi yüksek olan çiftçi en yeni tekniklerden yararlanmak için şanslı durumdadır. Türkiye’de, çiftçi genellikle, ziraatçı teknik elemanın köye gelmesini bekler. Bu durum değişmeli, çiftçi de bilginin arkasından koşmalıdır” vurgusunu yapmaktadır.
***
Hazine değerinde üç kitaptan kısa zamanda derlenen ve ortaya çıkan pek çok izlenimler ve değerlendirmeler var;
“Söylem ve eylem birliği” ne kadar olağanüstü bir şey!
Alexis de Tocqueville’in deyimiyle “şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev yaşamdır” sözü ne kadar doğrudur!
Sohbetlerde, söyleşilerde, yazılarda ortaya konanlar ile yaptıklarınız ve yapmaya çalıştıklarınız arasında tutarlı ve devamlı bir bağ olması ne kadar güzel bir şey!
Emekle, sevgiyle, bilgiyle ve bilimle kalıcı bir şeyleri ortaya koymak ne kadar büyük bir şey!
***
Türk tarımında bilinmeyen, konuşulmayan bir şey yok gibi. 30-40 yıl önce konuşulan ve yazılanlar, öncesinde de neredeyse aynıydı, bugün de aynı. Her şey neredeyse benzer; sorunlar, çözümler, yöntemler…
Yıllar öncesinde “köy” ve “üniversite” sözcükleriyle kodlanan ve ayrıntılı biçimde anlatılan şeyler, aslında, “tarım ve gıda sistemi”, “bilim”, “teknoloji” ve “politika”dan başka nedir ki!
Bu kavramların altına; üretim, tüketim, örgütlenme, gelir, gelir paylaşımı, istihdam, kalkınma, değer oluşturma, önceliklendirme, saygınlık, bağımsızlık dahil yüzlercesini eklemek mümkündür.
Ancak başlangıç sorusunu sormak gerekmektedir;
“Biz, bu güzel ülkede neler yaşıyoruz ve hatta bunları neden yaşıyoruz?”






