Köşe Yazısı

Türkiye’de Bağcılık Politikalarında Artık Doğru Soruları Sormalıyız

Türkiye’de bağcılık politikalarında yıllardır hep aynı reaksiyonel sorular soruluyor:

Kaç dekar bağımız var?

Bu yıl rekolte kaç ton olacak?

Don, dolu ve kuraklık zararı ne kadar?

Kaç ton kuru üzüm ihraç ettik?

Bunların tamamı geçmişi ve zararı ölçen sorular. “Ne oldu, ne kadar ürettik, ne kadar kaybettik?” mantığına dayanıyor.

Oysa rekoltenin düştüğü afet yıllarında dahi daha yüksek ihracat geliri elde edebilen bir Türkiye var. Bu durum, bakış açımızı kökten değiştirmemiz gerektiğini gösteriyor.

Bakanlık artık “rekolte neden düştü” sorusuna takılıp kalmak yerine, “daha az ve riskten korunmuş ürünle nasıl daha yüksek birim değer ve daha istikrarlı ihracat geliri elde ederiz” sorusuna odaklanmalıdır.

Türkiye’nin tarım ürünlerinin tarla çıkış değerinin 88 milyar doların üzerinde olduğu, tarım ürünleri ihracatının yaklaşık 28 milyar dolar, ithalatının ise yaklaşık 23 milyar dolar olduğu ifade ediliyor.

Kuru üzüm ihracatımızda ise yıllara göre dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor;

2021/22: 252 bin ton – 441 milyon dolar

2022/23: 251 bin ton – 426 milyon dolar

2023/24: Yaklaşık 207 bin ton – 489 milyon dolar

2024/25: 153 bin 593 ton – 546,5 milyon dolar

2025/26: 1 Eylül–31 Temmuz döneminde 121 bin 424 ton – 403,4 milyon dolar

Burada çok önemli bir soru ortaya çıkıyor;

153 bin ton civarında kuru üzüm ihraç ettiğimiz bir yılda yaklaşık 546 milyon dolar gelir elde ederken, 250 bin tonun üzerinde ihracat yaptığımız yıllarda neden gelirimiz 430–440 milyon dolar seviyelerinde kalıyor?

Demek ki mesele sadece “ne kadar üzüm ürettik” değil.

Asıl mesele; hangi kalitede ürettik, ne zaman sattık, hangi pazara sattık, kilogram başına kaç dolar elde ettik ve üretim sistemimizi ne kadar doğru yönettik?

İşte Türkiye’nin geleceğin bağcılığını bu sorular üzerinden yeniden masaya yatırması gerekiyor.

İklim, hastalık ve piyasa risklerini gerçekleştikten sonra tespit eden değil, gerçekleşmeden önce öngören ve önleyen proaktif bir anlayışa geçmeliyiz.

Bakanlığın sorması gereken 8 kritik soru

1. Gerçekten 1 milyon 100 bin dekar bağ alanına ihtiyacımız var mı?

Gediz Ovası’nda hedeflenen ekonomik değer, daha az su, daha az işçilik ve daha düşük riskle 500 bin dekarda üretilebiliyorsa bu bir küçülme değil, bir verimlilik devrimidir.

Bu mümkündür.

Açılacak alanlarda 23 milyar dolarlık tarım ürünleri ithalatının bir bölümünü azaltacak yeni üretim alanları oluşturulabilir.

Bakanlık artık “kaç dekar bağımız var” sorusunu bırakıp, “kaç dekar modern, düşük riskli, mekanize ve yüksek katma değer üreten bağımız var” diye sormalıdır.

Geleceğin bağ yapılanması;

400 bin dekar düşük riskli açık alan bağcılığı,

50 bin dekar tünel altı üretim,

50 bin dekar agrovoltaik bağcılık,

50 bin dekar mekanize yayla bağcılığı,

Kuraklığa dayanıklı yeni şaraplık üzüm bölgeleri olacak.

Böyle bir dönüşümle benim öngörüm, Türkiye’nin üzüm ihracat gelirinin 2,5–3 milyar dolara çıkarılabileceği yönündedir.

2. Sadece toprağı değil, atmosferi de yönetiyor muyuz?

Afet olduktan sonra hasar tespiti yapmak tarım yönetimi değildir.

Asıl sorular şunlardır;

Hangi bölgelerde don, dolu ve aşırı sıcaklık riski artıyor?

Örtü altı, dolu filesi, rüzgâr perdesi veya çeşit değişimi nerelerde ekonomik bir zorunluluk haline geliyor?

20 yıl sonra hangi bölgeler bağcılıkta avantajlı, hangileri riskli hale gelecek?

Bunların bugünden cevaplanması gerekiyor.

3. Sofralık üzümde neden yılın sadece belli dönemlerine sıkışıyoruz?

Farklı rakım ve mikroklimalara sahip Türkiye’nin hedefi, hasat döneminde pazara ürün yığmak değil, yılın 9–10 ayında kesintisiz ve kaliteli üzüm sunmak olmalıdır.

Erkenci tünel altı üretimle mayıs-haziran aylarında ihracata başlayacak, ekim-kasım aylarında ise yüksek rakımlı yayla bağcılığıyla pazarda kalacak bölgesel üretim kuşaklarını planlamalıyız.

4. Kuraklık tırmanırken hangi bölgede hangi çeşit ve anaç kalacak?

Derin köklenen, düşük su tüketen ve yüksek sıcaklıklarda aromasını ve kalitesini koruyan çeşit ve anaçların kullanılması gerekiyor.

Bakanlığın elinde yalnızca bugünün üretim haritası değil, geleceğin iklim ve genetik materyal haritası da bulunmalıdır.

5. Geleceğin bağı mekanizasyona göre mi tesis ediliyor?

Yeni bağ tesis edilirken sadece “bu yıl ne kadar ürün alırım” diye bakamayız.

Artan işçilik maliyetleri karşısında insan gücüne aşırı bağımlı üretim sistemleri sürdürülemez.

Asıl soru şudur; “Bugün kurduğumuz bağ; mekanik budamaya, makineli hasada, robotik ilaçlamaya, sensörlere ve otonom tarım araçlarına ne kadar uyumlu?”

Geleceğin bağı daha tesis edilirken buna göre planlanmalıdır.

6. Toprağı koruyor muyuz, yoksa tüketiyor muyuz?

Yoğun üretim baskısı organik maddeyi azaltıyor, tuzluluğu artırıyor ve toprağı zamanla verimsizleştiriyor.

Üreticiden çoraklaşmış bir toprakta sürekli daha yüksek rekolte bekleyemeyiz.

Bakanlık şunu denetlemelidir; “Bu bağın toprağı 20 yıl sonra bugünkünden daha mı sağlıklı olacak?”

Toprak sağlığı, bağcılık politikasının temel göstergelerinden biri olmalıdır.

7. Kuru üzümde kaliteyi kurutma aşamasında mı kaybediyoruz?

Aflatoksin ve diğer mikotoksin riskleri, dalda başlayıp hijyenik olmayan kurutma ortamlarında daha da büyüyebilir.

Üzümü toprak üzerindeki çullarda kurutmak yerine modern, hijyenik ve kontrollü kurutma sistemlerine geçmeliyiz.

Kurutmayı yalnızca bir tarla faaliyeti olarak görmemeliyiz.

Kurutma, gıda sanayisinin ilk adımı olarak kabul edilmelidir.

Yükseltilmiş hijyenik sergiler, modüler kurutma sistemleri ve güneş enerjisi/sıcak hava destekli kapalı kurutma tesisleri desteklenmelidir.

8. Jeotermal ve agrovoltaik potansiyel neden entegre edilmiyor?

Jeotermal entegrasyon

Jeotermal kaynaklardan yararlanarak örtü altında erkenci bağcılık, kök bölgesi ısıtması ve don riskinin azaltılması mümkün mü?

Bunu bilimsel ve ekonomik olarak araştırmalı ve uygun bölgelerde uygulamaya geçmeliyiz.

Agrovoltaik-çifte hasat

Güneşten hem üzüm hem de enerji elde edebiliriz.

Sultaniye çeşidinde farklı gölgeleme oranlarının; tane kalitesine, güneş yanıklığına, su tüketimine, verime ve kuru madde ve şeker birikimine etkileri bilimsel olarak modellenmelidir.

Milli Bağcılık Dönüşüm Programı

Türkiye’nin artık geçici destek paketlerinden daha fazlasına ihtiyacı var.

Türkiye’nin radikal bir Milli Bağcılık Dönüşüm Programı‘na ihtiyacı var.

Bu programın yönetim modeli şöyle olmalıdır:

Araştır → Risk haritasını çıkar → Çeşit ve anaç seç → Mekanizasyon sistemini planla → Riski önle → Kaliteyi ve gıda güvenliğini koru → Pazarı yönet → Ekonomik değeri ölç.

Artık şu kısır döngüden çıkmalıyız:

Üret → Fiyat düşsün → Üretici zarar etsin → Bağ sökülsün → Üretim azalsın → Fiyat yükselsin → Yeniden bağ dikilsin.

Bu, sürdürülebilir bir bağcılık politikası değildir.

Türkiye’nin bağcılık politikasını dekar ve ton hesabından dolar/dekar, dolar/ton, su/verim, işçilik/verim ve kalite/değer hesabına taşıması gerekiyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın artık cevaplaması gereken asıl soru şudur; “Türkiye, 2035 ve 2050 iklim koşullarında hangi arazilerde, hangi çeşitlerle, ne kadar su kullanarak, hangi modern üretim sistemiyle, hangi pazara ve kilogram başına kaç dolar birim değerle üzüm satacak?”

Bakanlık bu soruyu sormalı ve cevabını bugünden bulmalıdır.

Paylaş:
Nazım Şafak

27 Aralık 1952 tarihinde Manisa’nın Horozköyü’nde çiftçi bir ailenin 4. çocuğu olarak dünyaya gelmişim.
Horozköy İlkokulu’nu, Şehitler Ortaokulu’nu, Manisa Lisesi’ni bitirip 1972 öğrenim döneminde ziraat fakültesine kayıt oldum.
Tarla Bitkileri Bölümü’nden yüksek ziraat mühendisi olarak mezun oldum.
Aileme ait arazide tarımla uğraştım. Bağcılık ve sofralık üzüm üretimi, ana geçim kaynağım oldu.
1986 yılında tarım ilaçları ve gübre ticaretine başladım.
1989 yılında ilk üzüm serasını kurup sofralık üzüm yetiştirdim.
1997 yılında şirket kurarak organik kuru üzüm işleyip ihracatına başladım.
1999 yılında Manisa Ticaret Borsası Meclis Başkanı seçildim.
2006 yılında Hollandalı ortağımla birlikte 650 dekar alanda, gen merkezinde üretim teşviki alarak kuşkonmaz üretimi işini kurdum.
2013 yılında emekliye ayrıldım.
2018 yılında oğlumun zirai drone üretimiyle birlikte tekrar iş hayatına döndüm.
Zirai ilaç satışı ve zirai danışmanlık yapıyorum.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir