Köşe Yazısı

Sığırlarda Kene Hastalıkları

Kenelerin sığırlar arasında naklettikleri üç önemli hastalık vardır. Bu hastalıklar theileriosis (tayleriyoz), anaplasmosis (anaplazmoz) ve babesiosis (babesiyöz, piroplazmoz)’dir.
Adı geçen kene hastalıkları hayvandan hayvana doğrudan bulaşmazlar. Kenelerin bir hayvandan alıp diğerine bulaştırmaları sonucunda yayılırlar. Genel olarak sıcak ayların, özellikle kenelerin faaliyette olduğu ayların önemli hastalıkları olarak bilinirler.

Theileriosis ve anaplasmosis hakkında önceki yazılarımda bilgiler vermiştim. Bu yazımın konusu yetiştiriciler arasında hayvan sıtması, kırçan, gün vurması denen babesiosis hastalığıdır.
Hastalık etkeni Babesia adı verilen bir kan paraziti (hemotropik protozoa)’dir. Hastalığa 1888 yılında ilk işaret eden Rumen bilim insanı Victor Babes olduğu için bu ismi almıştır. Etken kan parazitleri (hemoprotozoa) ailesinden piroplasmida grubu protozoalardan olduğu için hastalık piroplasmosis olarak da adlandırılır.

Babesia etkenleri (Babesia bigemina, Babesia bovis) çok geniş bir protozoa ailesiden parazitlerdir. Birçok memeli hayvanda çeşitli isimlerde hastalık yapan babesialar vardır. Örneğin koyunlar da Babesia ovis gibi.

Babesialar (Babesia bigemina, Babesia bovis) Rhipicephalus türü keneler ile nakledilirler. Kenenin ısırmasından 2-3 hafta sonra klinik belirtileri ortaya çıkan hastalığa babesiosis adı verilir.

Klinik belirtiler; iştahsızlık, yüksek ateş, anemi (kansızlık), sarılık (icterus, ikter) olarak karşımıza çıkar. Solunum sayısı ve nabız sayısı yüksektir. Diş gıcırdatma ve bazen de sinirsel belirtiler görülür. Kan parazitinin beyindeki kılcal damarlara ulaşması sonucunda koordinasyon bozukluğu şeklinde sinirsel belirtiler gözlenir (cerebral babesiosis).
Ateş 41°C’ye kadar çıkar. Anemi (kansızlık) hemolitik anemi tarzındadır. Babesiaların eritrositleri (alyuvar, kırmızı kan hücresi) parçalaması sonucunda kansızlık, sarılık ve kan işeme (kanlı idrar) görülür. Yaz aylarında sarılık ve kan işeme (hemoglobinüri) görülürse akla gelen ilk hastalık babesiyözdür.
Alyuvarların parçalanması sonucunda kanın rengini veren hemoglobinin hücre dışına çıkması sonucunda hemoglobinüri meydana gelir. İdrarı bir cam kaba, kavanoz veya bardağa, alıp bekletirsek rengi değişmez. Çay renginde olan idrar ne kadar bekletilirse bekletilsin, santrifüj edilse bile rengi aynı kalır. Bu bulgu da tipik hemoglobinüri görüntüsüdür.
Hayvandan kan alındığında kanın incelmiş ve sulu bir hal aldığı görülür.

Hastalığın bulaşma yolu, yukarıda da sözü edildiği gibi, kene ısırmasıdır. İnkübasyon süresi (kuluçka dönemi) 2-3 haftadır. Kuluçka döneminin ardından klinik belirtiler ortaya çıkar. Nadir olarak hastalığın enfekte kan ile bulaşık alet ve malzemeler vasıtasıyla aktarıldığı da bilinmektedir.

Teşhis (Tanı)
Tanı genellikle klinik belirtilerle kolayca konulabilir. Diğer kan paraziti hastalıklarıyla ayırıcı tanıya gitmek için mikroskop altında Giemsa boyası ile boyanmış preparatların incelenmesi gerekir.
Kesin tanı için, gerekirse, laboratuvar testlerinden yararlanılabilir.

Tedavi
Babesiyözün tedavisi mümkündür. Tedavide imidocarb dipropionate ya da diminazene aceturate etkin maddeli ilaçlar kullanılır. Asıl tedavi bu ilaçlardan biriyle yapılır. Oksitetrasiklin ise ikincil (secunder) enfeksiyonlar için ya da bazı durumlarda anaplazma ile birlikte mix enfeksiyon olabileceği düşüncesiyle kullanılır.

Babesiyözde oksitetrasiklin asıl tedavi ilacı değildir.

Destek tedavileri de uygulanabilir. Flunixin meglumine gibi kortizon olmayan yangı giderici ilaçlar (NSAID) kullanılabilir. Kan yapıcı (hematinik) ilaçlardan yararlanılabilir. Örneğin; demir, B12 vitamini, folik aşit gibi ilaçlar yararlı olur. Hatta kan nakli yapılması bile düşünülebilir.
Hastalığın tedavisi olmakla beraber ileri ve tedavisi gecikmiş vakalar ölümle sonuçlanabilir. Gebeliğin sonuna yakın günlerde yavru atma söz konusu olabilir.

Koruyucu Hekimlik
Babesia ve diğer kan parazitleri tarafından oluşturulan hastalıklar için koruyucu hekimlik kene mücadelesiyle mümkün olur.
En önemli konu budur.
Dezenfektanların bu hastalıklar yönünden koruyucu hekimlikte bir fonksiyonu yoktur.
Bos indicus (Hindistan kökenli sığır ırkları) kenelere ve dolayısıyla kenelerin naklettiği kan paraziti hastalıklarına daha dayanıklıdırlar.
Boz taurus (Taurin ırklar, Avrupa sığır ırkları) ise kenelere ve kene hastalıklarına karşı gayet hassastırlar.
Vektör (kene) mücadelesi ihmal edilmemesi gereken bir koruyucu hekimlik yöntemidir.

Tahir S. Yavuz

Tahir S. Yavuz 1957 yılında Bursa’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Gemlik’te tamamlayan Yavuz, lise öğrenimini Bursa Erkek Lisesi’nde 1974 yılında tamamladı ve aynı yıl İstanbul Veteriner Fakültesi’nde öğrenimine başladı.
1979 yılında İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden mezun oldu. 1983 yılı Nisan ayına kadar Bursa Hayvan Hastanesi’nde Veteriner Hekimlik, Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde asistanlık yaptı. 1983-1988 yılları arasında Pınar Et’in kuruluş ve işletmesinde görev aldı. Pınar Et’te çalıştığı yıllarda tanıştığı meslektaşlarıyla 1988 yılında Ege Vet’i kurdu. 1988-1998 yılları arasında Amerikan Yemlik Tahıl Konseyi’ne danışmanlık hizmetleri verdi. Ege Vet Genel Müdürü olarak görev yaptı. Ata Fen ve Sürü Yönetimi şirketlerinin kuruluşunda yer alan Yavuz, mesleği ile ilgili olarak çok sayıda makalelerini 2009 yılında “Meslekte 30 yıl” ve 2014 yılında “Meslekte 35 yıl” kitaplarında topladı ve yayınladı. Daha sonra 12 adet kitabı yayınlandı. Mesleğiyle ilgili gazetelerde, dergilerde, internette köşe yazıları halen yayınlanmakta ve çeşitli TV programlarında bilgilerini paylaşmaktadır.
Yurtiçinde ve yurtdışında birçok mesleki örgüte üye olan Yavuz, bir dönem İzmir Ticaret Odası Meclis Üyeliği yapmıştır. SETBİR Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yürütmektedir. Yavuz, VİSAD, İZSİAD, İzmir Tarım Grubu ve TAGYAD üyeliklerini de sürdürmektedir. Yavuz, Veteriner Hekim Dr. Nuran Yavuz ile evlidir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir