YÖK’e Çağrı
Gıdanın ve tarımın önemi tartışılamaz. Özellikle son iklimsel olaylar karşısında, herkes “nasıl bir kilo daha fazla gıda maddesi üretirim” arayışında… Gıda fiyatlarında aşırı artışlarının yaşandığı günümüzde bu konuların tartışılma önceliği olmalı.
Hemen eski bir YÖK Başkanının, “Ülkemizde yetiştirilen domates ve buğdayın tohumlarının büyük bir kısmı, Amerika ve İsrail’den geliyor. Bir Türk aydını olarak bazen gerçekten kendimi çok küçük hissediyorum” (1) serzenişi ile yola çıkalım. Kendisi, tohumculuğumuzdaki bu büyük yaraya değinirken, korkarım üniversitelerin bu konudaki önemli katkıları olabileceği o kadar öne çıkmamıştı. Halbuki tüm dünyada yeni bitki çeşitlerinin ıslahı ve çiftçiye ulaştırılmasında üniversitelerin katkıları sürüp gelmektedir. Ne yazık ki 2024 yılı temmuzunda yayınlanan “Bitki Islahçı Hakları Raporunda” korunan tescilli 6220 kayıtta tek bir üniversiteliye (Isparta U.B.U, T.B.T. Fakültesi’nin Aspir çeşidi) rastlarken, Californiya, Cornel, Arkansas ve Hebrew Üniversitelerinin onlarca kaydı var. Daha eski yıllarda ülke tarımında kullanılan yabancı üniversite çeşitlerinin listesi oldukça kabarık.
Cordoba Üniversitesi; zeytin, Regent Üniversitesi; ceviz (anaç), Clemson Üniversitesi; karpuz, California, Bologna ve Bari Üniversiteleri kiraz ve zeytin çeşitleriyle tarımımızda yer alarak ekonomiye, daha doğrusu kendi ekonomilerine katkı sağlamaktadırlar. Tarımımızda kullanılan çeşitlerin %60 civarında yabancı olduğu bu ortamda bizim üniversitelerimizin neden devreye giremedikleri “Universitelerden-Beklentilerimiz” başlıklı yazımızda detaylandırılmıştı. (2)
Tarım ve Orman Bakanlığı “TOHUMCULUK SEKTÖR POLİTİKA BELGESİ 2018-2022” (TAGEM 2019) raporunda aynen şunu demektedir; “Türkiye’ye yurtdışından çok sayıda çeşit girmesinin önünü kesmek istiyoruz. Çünkü yerli firmalar mevcut az sayıdaki tescilli çeşitlerde kendi istedikleri piyasa payını alamadıkları için, kendilerine ait çeşitleri olması adına, milyonlarca dolar ıslahçı hakkı-royalite ödeyerek yurtdışından çok fazla çeşit getiriyor.”
Var olan bitki ıslah potansiyelimizin azami oranda kullanılmasında üniversitelerimizin de devrede olması kaçınılmaz görünüyor. Hemen hemen her ilimize dağılmış 209 üniversite mevcut ıslah potansiyeline katkı vererek kısa zamanda yukarıda değinilen çeşit sorununa çözüm oluşturulabilir. Bünyelerinde bulundurdukları bitki ile ilgili onlarca bölüm-birimlerinde gerek moleküler bazda ve gerekse fenotipe dayalı gen arayışına başlanılabilir. Tek bir gen farklılığının dahi tescil ettirilebildiği çeşit tescil sistemimizde bu çok cazip bir olgudur. 150 civarındaki kültür bitki türümüzün her birinde onlarca ilave genotipe-çeşide gereksinimimiz var. Kaldı ki ülkemize her yıl yeni türler geliyor. Havuç tarımı yazlık-kışlığı ile belirli yörelerde ekonomik önem kazanmıştır. Tek bir gram yerli tohum kullanamayan çiftçimizin tohumu nereden sağlanıyor dersiniz? Tabii ki yurtdışından. Kabak fidesi ile aşılanan karpuz gibi bitkilerin anacı, iki farklı kabak türün melezlerinden elde edilir. Türkiye söz konusu anaçların tohumunu da ithal etmektedir.
Gelişmiş ülkelerin ziraat fakültelerinde, yüksek lisans ve doktora tezlerinin %80’ni direkt olarak ülke içindeki sorunlara yönelikken, Türk fakültelerinde, söz konusu oran %10’ların altında kalmaktadır. Bunun ana nedeni, akademik yükseltmeler için geçerli kıstaslara göre yurtdışı yayınlara verilen önemdir. Yani Türkiye’ye yönelik bir konunun yurtdışında atıf yapılamama endişesi ile tezler ülke ekonomisi ile ilgili konulara yönelmiyor.
O zaman gelin üniversite olanaklarını daha fazla gen araştırmalarına yönlendirmek üzere sade bir plan ortaya koyalım:
* Önümüzdeki yıllar için tür bazında gereksinim duyulacak genotip gereksinimlerini öncelik sıraları ile saptayalım,
* Bu önceliklere görev üslenebilecek akademik birimleri YÖK bazında belirleyelim. Bu, bir çeşit ıslahının dört yıla indirildiği gen düzenleme yöntemlerinin uygulandığı günümüzde çok önemlidir,
* Ulusal bazda araştırma destek olanaklarını söz konusu ıslah projesi ile entegre edelim,
* Bütün bu çalışmaların Tarım ve Orman Bakanlığı, özel sektör ve üniversiteleri bir çatı altında toplayan bir “TÜRKİYE TARIMSAL ARAŞTIRMA KURULU”nun oluşunu sağlayalım.
3. Tarım Orman Şurasının Sonuç Bildirgesinde 28. madde olan “Ar-Ge ve inovasyonda kaynakların daha etkin kullanılması için kamu, özel sektör ve üniversiteleri de kapsayacak yeni bir kurumsal altyapının oluşturulması” kararında Tarım ve Orman Bakanlığının da önerilen kurul konusunda olumlu yaklaşımı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü tohumculuk çok disiplinli bir uğraş alanıdır ve özellikle gen-genitör sorunlarının çözümünde Türkiye büyük sorunlar yaşamaktadır. O zaman bu konuda gerek YÖK ve gerekse Bakanlığı bir an önce harekete geçmeye davet edelim.
Kaynakça
(2) https://nazimiacikgoz.wordpress.com/2023/12/13/universitelerden-beklentilerimiz/







