EMEK
150 yıldan fazla bir sürede milyonlarca insanımız kooperatifçiliğe çeşitli şekillerde emek veriyor. Çoğu sadece ortak olarak, kimisi kamudaki veya akademideki işi gereği, kimisi de menfaati icabı az ya da çok kooperatifçilik faaliyetlerinin içinde bulunuyor. Hepsine minnettarız.
Bunca zaman ve emek sonucunda kooperatifçilikte gelinen durumu değerlendirdiğimizde neredeyse hiç kimsenin memnun olmadığını söyleyebiliriz. Halbuki evrensel kooperatifçilik prensipleri çerçevesinde mevzuat, yapılanma, oluşum açısından hiçbir eksiği olmayan hatta sayısal olarak ciddi ortak ve kooperatife sahip bir ülkeyiz. Bu altyapıya rağmen kooperatiflerimizden beklediğimiz hizmeti alamıyor, yeterince faydalanamıyoruz. Yani sistemi kitabına uygun olarak kurmuşuz ama işletemiyoruz.
Herkes tarafından kabul edilen bu gerçek karşısında yıllardır sorunun nedeni ve çözümüne ilişkin görüşler ortaya atılmaktadır. En yaygın öneri, sistem kötülenerek yeni mevzuatlarla yeniden yapılanmalar oluşturulması ve bunun için şartlı desteklemeler verilmesidir. İlk başlarda mantıklı gibi görülen yaklaşım yıllardır kendini yinelenmekte ama işe yaramamaktadır. İşi gereği mevzuat yazma ve yapısal modeli oluşturma çerçevesine sıkışıp kalan kamu çalışanlarının ve sorun tespitinden öte araştırma yapamayan akademisyenlerin üretebildikleri tek çözüm devletin destek vermesidir. Ortakların da ilk anda hoşuna giden bu nakit paraya dayalı çözüm aslında kooperatifçiliğe büyük zarar vermiştir.
Artık anlaşılmalıdır ki “kötü sistem yoktur, kötü işletim vardır”. Her şey kitabına uygun kurulduğu halde işler kötü gidince sistemi suçlamak hatadır ve kolaycılıktır. İşin aslı, dünya çapında ilkeleri evrensel olarak belirlenmiş başarılı bir sistemi, ülke şartlarına uygun olarak işletebilmektir. Buna başarabilmek zordur. Burada da bir başka kolaycılığa kaçılarak imece kültürüne sahip, çalışkan ve zeki bir millet, “bizim mayamızda yok” denilerek karalanmaktadır. Bu gerçek bir hainliktir ve bilinçli yapılmaktadır. Çünkü elinde gücü tutan erkler bunu halkla paylaşmak istememekte ve doğal olarak engeller çıkartarak menfaatlerini korumaya çalışmaktadırlar. Büyük Önder, “Müstahsillerin birleşmesinden şahsi menfaatlerinin haleldar olacağını düşünenler tabii şikâyet edeceklerdir” diyerek 95 yıl önce bizi uyarmasına rağmen maalesef geçmişten beri emekçiler şikâyetçilerin engellemelerini aşamamıştır.
Kooperatifçilik ile ilgili palyatif tedbirler başarıymış gibi gösterilerek yani “MIŞ GİBİ YAPILARAK” toplum uyutulmaya, kooperatifler geçiştirilmeye çalışılmıştır. Biraz serinkanlı bir şekilde geçmişten günümüze gidişata bakılırsa bu durum açıkça görülebilecektir.
Menfaatperestlerden daha kötüsü kooperatif ortaklarının pasif tutumlarıdır. Öğretilmiş endişelerle önce “bir bakalım” diyerek ellerini taşın altına koymamaları, desteğe bel bağlamaları aslında tek kurtuluşları olan kendi öz girişimleri işletmelerine sahip çıkmamalarına neden olmaktadır. Dertlerine birlikte çare bulmak niyetiyle yola çıkanların başarılarını engelleyen bu zihniyetten bir an evvel kurtulması gerekmektedir. Aslında yapılması gereken çok basittir.
Canı yananların hayatta kalabilmek adına kurtuluşlarının tek yolu bütün imkânlarıyla “güç birlikteliği” kurmak, kendi mallarına sahip çıkarak en iyi şekilde işletmektir. Aslında bunu yapmak sanıldığı kadar zor değildir.
Kooperatifçiliğe emek verenlerin artık zihniyet değiştirerek kontrolü ele almaları gerekmektedir.





