Köşe Yazısı

Tarım Öğreniminin Başlangıcının 180. Yıl Dönümünde, Tarım-Toprakta Yaşanan Yapısal Sorunlar, Sürdürülebilir Yaşamı ve Gıda Güvencesini Tehdit Etmektedir

Türkiye’nin bir bölgesinde yaşanan tarım toprakları ve su kaynaklarının yönetilememesi sorunlarının benzeri hatta daha çoğu Çukurova’da yaşandı yaşanıyor. Osmaniye’den Mersin- Erdemli’ye kadar Ovanın doğu batı yakasından yaklaşık 200 km’lik yolların sağı solu tamamen tarım toprakları tarımdan koparılarak amacın dışına çıkarılmıştır. Zaman zaman, Adana-Mersin, Adana-Karataş yönünde ilerlediğinizde başta mülk sahibi kişilerin “toprak benim istediğim şekilde kullanırım” algısı ile tarım topraklarının üzerinden yerleşim yerleri, işletmeler ve diğer yapılanmaları görünce üzülüyoruz.

Çukurova’nın merkezinde kurulu elektrik santralleri; ovada yetişen bitkilerin anızlarının  hammadde olarak kullanılıyor olması toprak sağlığı açısından ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Doğanın önemli mekanizması olan bitkilerin ömrünü tamamlamış, ölü yaprak, dal ve köklerinin toprakta ayrışarak toprak organik maddesine katkı sunması beklenen işleyişi, atık ve anızların toplanarak enerji kullanımı için yakılması ovanın tarımsal bilgi, görgü ve tarihine uygun düşmemiştir. Zamanında bu konuda uyarılarımızı yapmıştık. Ancak dinleyen olmadı ve topraklarımız sürekli organik madde azalmasına neden olarak sağlığı bozulmaktadır.

Diğer taraftan başta Avrupa’nın plastik, kâğıt vs. çöplerinin bölgeye taşınması diğer bir kirlilik unsuru durumundadır. Konuyu doğrudan çalışanlar, tarım-toprak alanında eğitim alan ve bu eğitimi veren kişiler için olgunun gelişimi son derece üzücü. Kıt kaynak, toprak, su konusu dikkate alınmadığı gibi, bölgenin ekolojisine uyumu bilinmeden sera koşullarında egzotik bitkilerin yetiştirilmesi ileride su temini yanında pazar sorununu da gündeme getirmektedir. Toprak ve su talebine dayalı ülkenin ihtiyacı olan ürün planlanması gıda güvencesi, iklim değişimlerine uyumlu bitkisel üretim uygulamaları akla bile gelmiyor. Suyun kıtlaştığı günümüzde, çok su tüketen bitkileri değil, ekolojiye uygun su varlığını dikkate alan havza bazlı üretimin dikkate alınması beklenir. Son yıllarda Çukurova’yı besleyen üç nehir üzerlerinde barajlar var olmasına rağmen düzensiz göçün yaratığı yoğun nüfus nedeniyle sonbaharda ekilen bitkilere su verilememektedir.

Öte taraftan Adana’nın batı yakasında ağırlıklı olarak bugün Çukurova Belediyesi’nin nüfus ve yapılaşma bakımından genişlediği alan 40 yıl kadar önce bağ-bahçe alanı ve mesire yerleriydi. Öğrencilik yıllarımızda DSİ tarafından planlanan yeraltı basınçlı sulama sistemi tamamlanarak hizmete açılmıştı. Hocalarımız bu yatırımı gururla anlatırlardı. Belediyenin kentin geleceğini kuzey batı Adana’ya kaydırması ve aldığı bir karar ile bölge hızla yerleşime açıldı. Tarım toprakları amaç dışına çıkarıldı. Binaların yükselmesiyle hepimizin ödediği vergilere ile yapılan ileri sulama altyapısı ve tarımsal alanlar hızla ortadan kalktı. Şimdilerde alanın her tarafı kutu-kutu binalar ile örülmüş. Rant o kadar önemsenmiş ki birkaç sembolik park dışında yeşil alan bile bırakılmamış. Bazen, “Tarım Bakanlığı yetkilileri Çukurova Ovasında yaşanan amaç dışı gelişmelerden haberdar mı?” sordurtuyor. Binlerce yılık tarım kültürü bugün ne yazık ki üzülerek belirtelim ki “para kazanmanın egemenliğine” yenik düşmüş görülüyor.

Ancak unutmayalım; tarım-toprak kullanımında ekolojik dayanak bulamayan her girişim ileride daha büyük yanlışa yol açmaktadır. Özellikle toprak gibi uzun zamanda gelişen varlığın yalnız gıda üretimi için değil, iklim değişimine karşı karbonu bünyesinde tutarak dünyanın dengesini sağlayan yegâne depo niteliğindedir. Ne yazık ki ne eğitim sistemimizin ne de basın ve kamusal aydınlatma organlarının gündeminde olmadığı için toplumun geniş kesimleri tarafından gelişmelere fark edilmeyebilmektedir. 

Küresel düzeyde yaşanan iklim değişimlerinden en çok etkilenen bölge olarak önümüzdeki dönemde yaşanacak riskleri belirtmek durumundayız. Mevcut durumda yürütücüsü ve aratıcısı olduğum Avrupa Birliği Sharing-MeD ve SUS-SOIL projeleri ile Akdeniz topraklarının bozulan yapılarının yenden sağlığına kavuşması konusunda değişik tarımsal faaliyetleri toplum, çiftçi, kamu ve kullanıcı nezdinde farkındalık yaratma konusunu işlemeye çalışıyoruz. 10 farklı alanda projeler yürütüyoruz. Mevcut tarımsal uygulamaların tarım topraklarını bir taraftan tarım dışına çıkarırken diğer taraftan yüksek girdiler ile toprak bozulması ve kalite ve sağlığın giderek azaldığı görülüyor. Ekoloji bakışı ile önceliği doğanın sürdürülebilirliğine vererek toprağın ve suyun korunmasını öncelikle gıda güvencesini sağlamak istiyoruz. Ancak ne yazık ki çiftçinin, petrol enerjisi temeli tarımsal üretimde ekonomik beklentinin öne çıkması ile anlatılanlarımızı anlasalar bile mevcut uygulamalardan vazgeçme şansı görülmüyor. Yaratılmış olan durum, çiftçinin toprağı düşünmesinden önce, yüksek verim ve çok kazanmak gelmektedir. Kurumlar, durumdan vazife çıkarıp sorumluluk alarak çiftçiye destek çıkarak toprağın beslenerek geliştirilmesi sağlanamamaktadır. Sahada gördüklerimiz ve analiz etiğimiz toprakların sonuçları şudur; yazık oluyor doğaya ve tüm canlılığın geleceğine. Olan, geleceğimizin gıda güvencesine ve toprağın sağlığına, diğer canlıların sürdürülebilirliğine olmaktadır.

İnsanlığın gıda geleceğinin tek güvencesi olan toprakların hoyratça kullanılıyor olmasına, hepimizin başta eğitimli ve farkındalığı yüksek olanların dikkat çekmesi gerekiyor. Tarım eğitimcileri olarak sorumluluğumuzu hatırlamakta yarar var.

***

Tarım öğreniminin başlangıcının 180. yıl dönümünde hatırlatmakta fayda var; 1970’li yıllarda Ziraat Fakültesinin bölge tarımına sunduğu yeni tarım teknikleri ve yetiştirdiği ziraat mühendisleri ile önemli katkıda bulundu. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler doğal olarak konunun eğitimini yapan Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi mensupları olarak bizleri de kaygılandırıyor.

Tarım öğreniminin her yıl dönümleri, Fakültelerimiz ve Meslek Odalarımız ile birlikte düzenlenmektedir. Etkinliklerde konuları değişik şekillerde gündem getirmektedirler. Tarım-toprak-su ve iklim eksenli bütünlüklü sorunların yetkililer tarafından dikkate alınmasının, sürdürülebilir yaşam açısından hayati öneme sahip oluğunu, bir kez daha, 180’nci yıl dönümünde hatırlatmak gerekir. 

Sonuç olarak tarihsel anlamda dünyanın üçüncü ve ülkemizin en verimli üretim havzalarından biri olan Çukurova’nın tarım toprakları, amaç dışı kullanımıyla hızla nitelik kaybetmektedir. Çukurova topraklarının nitelik kaybı ve arazinin bozulması yalnızca bölgesel kalkınmayı değil, ülkenin gıda güvencesini ve ekosistem sağlığını tehdit eden kritik bir sorun olup; toprağın, suyun ve tarımsal üretimin bilimsel temelli politikalarla korunması artık ertelenemez bir zorunluluk arz etmektedir.

Tarım öğreniminin başlangıcının 180. yıl dönümü, yalnızca ziraat mühendisleri için değil, bütün ziraat teknisyenlerine, teknikerlerine ve ziraat lisesi mezunlarına da kutlu olsun.

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Köşe Yazısı

    Halsizlik

    Çiftlik hayvanlarında halsizlik birçok hastalığın belirtisidir. Bu konu, bana çok sorulan sorular arasındadır. Genel olarak ...

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir