Köşe Yazısı

Zeytin Ağacı

Uluslararası üne kavuşmuş, şiirleri elliden fazla dile çevrilmiş, Türkiye’de serbest nazımı ilk uygulamış, çağdaş Türk şiirinin en önemli isimlerinden biri olan Nazım Hikmet’in 104’üncü doğum günü bazı etkinliklerle kutlandı.

Nazım Hikmet’in şiirlerindeki yaşam sevgisi, umut, direnme ve hayata tutunma temalarına birçoğumuz aşinadır herhalde:

“… Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine…”,

“… Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin…”

Ya kendisini İstanbul’da Gülhane Parkında bir “ceviz ağacı” olarak hayal ettiği şiirine ne demeli; “…Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz, ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında.”

Bugün zeytin ağacı için de bir şiir yazardı herhalde Mavi Gözlü Dev; “Ben bir zeytin ağacıyım Akbelen’de, ne sen bunun farkındasın ne jandarma” derdi herhalde… Belki de “Ben bir zeytin ağacıyım Türkiye’de” diye başlardı dizelerine…

Maden şirketi çalışanlarının, şirketin malı diye arazisini satmamış bir köylünün arazisindeki zeytin ağaçlarını kestiğini öğrendiğinde hangi dizeler ağıt olur dökülürdü kaleminden? Zeytin ağaçlarını kesenlerin pişkin pişkin “yanlışlık olmuş” diyerek bölgeden uzaklaşmalarını nasıl anlatırdı bizlere, ne söylerdi onlara?

Ceviz ağacı, “budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz” der, zeytin ağacı ne derdi?

“Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar. Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları, rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan. Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur” diyen Nazım Hikmet, on yılda her şeyin ve herkesin büyüdüğü, olgunlaştığı, zeytin fidanlarının hala fidan, hala çocuk olduğu dünyada, sadece “ihtiyar bir zeytin” demezdi herhalde…

Ceviz ağacı, “Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril, koparıver, gözlerinin, gülüm yaşını sil” der, zeytin ağacı ne derdi?

“Yapraklarında yeşilin en güzeli” diyen Nazım Hikmet’in ikindi sıcağında zeytin devşirirken üstündeki, başındaki yüzündeki, gözündeki ışık sönerdi. Nazım Hikmet, zeytin ağacının yapraklarını mendile değil de başka bir şeye benzetir, dikkatimizi ışığın beyazına, karanlığın siyahına çekerdi herhalde…

Ceviz ağacı, “yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var. Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul’a. Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım. Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul’u. Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım” der, zeytin ağacı ne derdi?

Nazım Hikmet, yüz bin eli, yüz bin gözü, yüz bin yüreği gün geçtikçe azalan zeytin ağacının acısını dibine kadar yüreğimizde hissettirirdi herhalde…

Ceviz ağacı, “ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında. Ne sen bunun farkındasın ne polis farkında” der, zeytin ağacı ne derdi?

Nazım Hikmet, farkına varmadığımız, yok olan her bir zeytin ağacı ile nelerin yok olacağını hatırlatır, dizeleri ile vicdanlarımızı sızlatırdı herhalde…

Paylaş:
Prof. Dr. Mustafa Bekmezci

1973 yılında Akşehir’de dünyaya gelen Dr. BEKMEZCİ, ilk ve ortaokul öğrenimini Akşehir’de, lise öğrenimini Kuleli Askerî Lisesinde tamamladı. 1995 yılında Kara Harp Okulu’ndan Sistem Mühendisi olarak mezun oldu.
2003 yılında Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İşletme Anabilim Dalı’nda yüksek lisans programını tamamladı. 2008 yılında Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yönetim ve Organizasyon Anabilim Dalında doktora derecesi aldı. 2015 yılında doçent, 2020’de profesör olan Dr. BEKMEZCİ, halen Milli Savunma Üniversitesi Kara Harp Okulu Dekanlığı’nda görevini sürdürmektedir.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir