Gıda Fiyatları
Sevgili dostlar,
ABD/İsrail’in, Rusya’yı müttefiksiz, Çin’i petrolsüz bırakmak hedefiyle İran’a başlattıkları acımasız saldırılar devam ediyor. Savaşı genişletmek isteyen bu emperyalist ve siyonist ikili gerek bölge ülkelerinden gerekse NATO’dan umduklarını bulamadılar. Hatta Türkiye’yi ve Irak Kürtlerini savaşa sokmak için sahte bayrak operasyonları bile düzenliyorlar. Bu da bize tıkandıklarını gösteriyor.
İran tahmin ettiklerinden daha çetin ceviz çıktı ve canla başla mücadele veriyor. Hatta emperyalist ve siyonist kardeşlerin ummadığı bir şeyi daha yaparak Hürmüz Boğazı geçişlerini bunların müttefiklerine kapatıyor.
Gıda fiyatlarında Hürmüz rolü
Kapanma dünyadaki petrol ve doğalgaz arzını azaltınca, fiyatlar gitgide artıyor. Avrupa’da doğalgaz fiyatları neredeyse yüzde 50 artarken, Brent petrolün varil fiyatı 100 doların üzerine çıkıyor. Bu arada petrole-doğalgaza bağımlı olan gübre fiyatları da yükseliyor.
Petrole bağlı olarak mazot ve benzin fiyatları da artıyor pek tabii ki. Türkiye’de mazot fiyatları bu yazı yazıldığında 74 lira 88 kuruştan işlem görüyordu. Tarla-bağ-bahçe-ahır-ağıldaki üretimde, malların buralardan taşınmasında, işlenmiş ürünlerin marketlere ulaştırılmasında kullanılan mazotun fiyatının artışı ile gıda fiyatları bir anda fırlıyor. Bunun yanı sıra seralarda kullanılan petrol ürünü naylonlar ve ısıtmada kullanılan doğalgaz fiyatlarının da artışı sera ürünleri fiyatlarının yükselmesinde etkili oluyor.
Sebze bile alınamıyor
Market ve pazarlarda bırakın meyveyi, domatesi, yağları, süt ürünlerini, et ürünlerini sebzeyi bile almak zorlaştı. Hele emekliler, asgari ücretliler, asgari ücret altında çalışanlar gıda alamaz durumdalar. Ailelerin gıdaya erişememesi demek, çocukların yeterince beslenememesi yani gelişememesi demek. Türkiye bunun etkilerini gelecek kuşaklarda görecek.
İthalata dayalı politikalar
Gelişmiş ülkelerde son zamanlarda yaşanan gıda fiyat artışlarını savaşın etkileri olarak görmekle beraber buradan Türkiye’yi azade etmek gerekiyor. Gıda fiyatları savaştan önce de yüksekti. Nedeni de Türkiye’de uygulanan yanlış tarım politikaları.
Tarımsal üretimde kullanılan ilaç, gübre, elektrik, mazot, doğalgaz, yem katkı maddeleri, veteriner ilaçları gibi girdilerin büyük çoğunluğu yurtdışından geliyor. Petrol, doğalgaz ve döviz artınca bunların fiyatları da artıyor.
Pazar/market fiyatları artmasına artıyor da üreticinin sattığı ürün fiyatları çoğunda maliyeti bile karşılayamıyor. Üretimden vazgeçen üreticiyi sistemde tutmak yerine siyasi otorite hemen ithalat kararı alıyor. Yani üretici değil aracı ve ithalat baronları kazanıyorlar.
Enflasyonu düşürmek
Üretici fiyatları, uygulanan ithalat rejimi ile baskılanırken aslında amaç enflasyonu düşük göstermek. Düşük enflasyon göstererek maaşlılara düşüş oranda zam yapmak. Halbuki üretici ve tüketiciyi yan yana getiren üretim-tüketim kooperatifler ile aracı ortadan kaldırılırsa üretici kazanırken tüketici de kaybetmez.
Ama nerede? Varsa yoksa ithalat. İthal ürünlerle rekabet etmek de zor. Örneğin et 6 dolara yani yaklaşık 280 liraya ithal edilirken ülkedeki karkas fiyatı 584 lira.
Yazık, çok yazık…








