Köşe Yazısı

Aşılı Karpuzların Kabak Tadı, Terminatör Tohumlar: Gıda Güvencemiz Tehlikede mi?

Karpuzun Kabak Tadı

Yazın en çok sevilen meyvelerinden olan karpuz, pazarlarda yüksek fiyatıyla sezonu açtı. Karpuz üretiminin büyük bölümü Adana’da yapılmaktadır. Karpuz sezonu açılmış olmasına rağmen sonuçtan memnun olan pek yok; tüketiciler aldıkları karpuzlarda eski tadı bulamadıklarını belirtiyorlar. Şahsen ben de pazardan aldığım karpuzlarda o eski lezzeti alamadım.

T24 yazarlarından Gürkan Akgüneş Bey geçen hafta beni arayarak, karpuzun tadının kaçması konusunda bir makale kaleme aldığını belirtti. Sayın Akgüneş’in yazısı “Karpuzun Tadı Neden Kaçtı? Kabak Aşısı Tüketiciyi Karpuzdan Uzaklaştırıyor mu?” (1), T24 sitesinde yayınlandı. Kendisi, geçmişte bu konuda benzer bir yazı yazdığım için yeniden görüşümü öğrenmek istedi. Konuyu doğrudan çalışmadığımı belirterek, sahada ıslah ve aşı üzerine çalışan arkadaşlara danışmalarını önerdim. Bu yazıda ise konuya ilişkin ekoloji ilkeleri eksenli şahsi görüşlerimi paylaşmak isterim.

Aynı Familyadaki Bitkiler Birbiri Üzerine Aşılanabilmektedir

Karpuz ve benzeri bitkilerde aşılama tekniği ile yeni aromalı ürünlerin elde edilmesi uzun zamandır bilinen bir konudur. İnsan beslenmesinde gıdanın doyuruculuğunun ötesinde, üründen alınan ilk rayiha ve aroma duygusu aranan en önemli özelliktir. Bu durum, üretim ve tüketim talebinin niteliğini doğrudan etkiler. Tüketiciler olarak karpuzun kabak tadı vermesinden uzun zamandır şikâyetçiyiz. Karpuzun kabak tadı vermesi, kendi doğal kök sistemi yerine başka bir bitkinin kökü üzerinde yetiştirilmesinden kaynaklanmaktadır. Peki, bu süreç nasıl işliyor?

Geniş alanlarda pazara yönelik ekim yapan üreticiler, bölgeye uyum sağlamış karpuz çeşitlerini hastalıklardan korumak için değişik kültürel önlemlere başvurmaktadır. İşin özü, üretici hastalıkla baş etmek için bilimin sunduğu teknik olanakları kullanmakta ve doku uyuşumu olan bitkileri birbiriyle aşılamaktadır. İlk bakışta, “Karpuz karpuzdur, kabak kabaktır” denilebilir. Ancak her iki bitki aynı familyadan gelse bile tatları tamamen farklı olduğundan, aşılama sonrası üst bitkinin aroması beklenen lezzeti sunmamaktadır.

Karpuz üretiminde aşılama yapılmasının temel nedeni, topraklarda yıllar içinde gelişen Fusarium gibi mantari hastalıklar sonucu bitkilerin tarlada toptan kuruması ve sistemin çökmesidir. Toprak hastalıkları, karpuzun çekirdekten (kendi köküyle) yetişmesini zorlaştırmaktadır. Kabak bitkisi ise bu hastalıklara karşı son derece dayanıklı ve güçlüdür, üstelik daha erkenci üretime izin vererek verimi artırır. Bu bağlamda kabak kökü bir taşıyıcı görevi üstlenerek, bitkinin olumsuz ekolojik koşullara karşı direncini artırmaktadır.

Bitkilerin Besin Elementi İçerikleri Farklı Olduğu İçin Tatları da Farklılaşmaktadır

Kabak kökü toprağa daha dayanıklı olduğu için daha fazla verim sağlayabilir. Ancak alt kök tarafından ksilem (iletim boruları) vasıtasıyla üstteki karpuza taşınan besin akışı, karpuza asıl tadını veren element dengesine sahip değildir. Topraktan besinleri alan kabak kökleri, kendi genetik gereksinimlerine uygun bir element dengesi kurar. Oysa karpuz bitkisinin ihtiyaç duyduğu besin elementi oranları tamamen farklıdır. Doğal olarak her iki bitkinin kök sistemi birebir aynı değildir.

Bilimsel olarak, bitkilerin topraktan aldığı 60 kadar besin elementinin dokularda oluşturduğu metabolitler farklılık gösterir. Bitkilerin topraktan aldığı elementlerin oranları birbirinden tamamen farklı olduğu gibi, aynı bitkinin çeşitleri arasında bile değişiklik gösterir. Bitki dokularında oluşan ikincil metabolitlerin farklılaşması; tüm bu tat, aroma ve şeker dengesini belirler. Evet, bitkiler organ nakli misali birbirlerinin aşılarını kabul etmekte ve daha güçlü gelişmektedir; ancak ortaya çıkan tat ve rayiha kesinlikle aynı kalmamaktadır.

Biyoçeşitliliğin ve Yerel Tohumların Yok Olması Gıda Güvencesi Riski Yaratmaktadır

Geçmişte aranan o eski tatların kaybolması yalnızca karpuza özgü bir durum değildir; domates, kavun, salatalık, çilek gibi diğer birçok ürün için de geçerlidir. Endüstriyel yöntemlerle üretilen, ihtiyacın ötesinde kimyasal gübre, ilaç ve yoğun sulamaya maruz kalan, genetiğiyle oynanan ürünlerde geçmişin lezzetlerini bulmak artık neredeyse imkânsızdır.

Şahsi görüşüme göre, bitkilerin doğal çeşitliliğinin kendi bölgelerine olan adaptasyonunu önemsememiz gerekir. En büyük endişem, yerel biyoçeşitliliğin ve yerel çeşitlerin tamamen kaybolmasıdır. Biyoçeşitliliğin yeryüzünde zayıflaması, koordineli olarak birçok ekolojik sorunu beraberinde getirecektir. Son yıllarda, yalnızca bir defa ürün veren kısır (terminatör) tohumların kullanımının yaygınlaşması, yerel türlerin ekim şansını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum çiftçileri, küresel tohum tekellerine (büyük biyoteknoloji şirketlerine) tamamen bağımlı hale getirmektedir. Özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki küçük ölçekli çiftçiler için bu süreç, sürdürülemez düzeyde ciddi mali yükler yaratmaktadır.

Yüzyıllardır yerel iklim ve toprak koşullarına uyum sağlayarak adaptasyon kapasitesi kazanmış bitki türleri, biyoteknoloji teknikleriyle kısırlaştırılarak tek yıllık hale getirilmekte ve üretici sürekli şirketten tohum almaya zorlanmaktadır. Evrimsel süreçte ortama adapte olmuş yerel tohumların kullanımını, tarımsal biyoçeşitliliğin en büyük sigortası olarak görüyorum. Terminatör tohumlarının yaygınlaşması, bu yerel türlerin terk edilmesine ve zamanla yok olmasına yol açacaktır. Tek bir tipe (monokültüre) bağımlı olmak, gelecekte ortaya çıkabilecek olası küresel iklim değişiklikleri, yeni hastalıklar veya kuraklık durumunda gıda arzının tamamen çökme riskini artıracak, gıda güvencesini tehlikeye atacaktır.

Çözüm olarak, geleneksel tohumların korunması ve ekolojik tarım tekniklerinin benimsenmesi, uzun vadeli risklere karşı en büyük güvencemiz olacaktır. Bu bağlamda, kırsalda küçük ölçekli geçimlik bahçecilik ve yerel tarım yaklaşımları desteklenmelidir. Kırsalda küçük ölçekli geçimlik çiftçilik/bahçe tarımı ve ev ekonomisi sitemleriyle yerel çeşitlerin tohumlarının korunmasını sağlayarak, ileriye yönelik yerelin sunduğu sağlıklı gıdaya ve gerçek lezzetlere daha kolay ulaşılmış olacaktır.

Kaynakça

(1) https://t24.com.tr/yazarlar/gurkan-akgunes/karpuzun-tadi-neden-kacti-kabak-asisi-tuketiciyi-karpuzdan-uzaklastiriyor-mu,55669?_t=1781436135301#goog_rewarded

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir