GenelKöşe Yazısı

Bilimde Emeklilik Olur mu? Yetişmiş İnsan Gücü, Akademi ve 67 Yaş Emeklilik Sınırının Yeniden Güncellenmesi -1

Emeklilik nedir, ne zaman başladı?

Arapçada tekaüt kelimesine denk gelen emeklilik kavramı, belirli bir yaşa erişildiğinde, o zamana kadar öngörülen çalışma süresi içinde ödenen primleri tamamladıktan sonra aktif çalışma hayatından çekilerek düzenli bir gelir (emekli maaşı) almaya hak kazandıkları sosyal bir statüdür. Latince anlamı “hizmetini tamamlamış, hak etmiş” olan bu kavram, kişilerin aktif çalışma hayatından çekilseler bile hak ettikleri unvanı kullanmaya devam ederek topluma eşsiz katkılar sunmalarını ifade eder. Doğada olmayan ancak insana özgü emeklilik, geçen yüzyılda Sanayi Devrimi sonrası başlayan yeni çalışma ve iş tutma niteliği nedeniyle, zorunlu olarak bir süre sonra aktif yaşamdan daha pasif bir yaşama geçişe neden oldu. İlk defa 1889 yılında Almanya Şansölyesi Bismarck, dönemin gelişen sosyalist hareketlerinin yükselişini engellemek ve işçilerin devlete olan sadakatini artırmak amacıyla, çalışanlara 70 yaşından itibaren emeklilik hakkı tanıdı. Doğal olarak o zaman 70 yaşına erişmek çok az insan için mümkün oluyordu. Bunun sonucu olarak 1916 yılında emeklilik yaşı 65’e düşürülmüş. Ülkemizde emeklilik konusu doğal olarak Osmanlı’daki askerî tekaüt sandığı ile başlamış; 1683 sayılı Askerî ve Mülkî Tekaüt Kanunu’nun kabulüyle devam etmiş; 1949 tarihli 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu kabul edilmiş ve 1 Ocak 1950 tarihinden günümüze emeklilik işlemleri yürütülmektedir.

Bilim insanlarında emeklik yaş sınırı ve üniversitelerin bilim ve eğitim niteliğinin korunması

Sonrasında dünyada tıp alanındaki gelişmeler, sağlık hizmetlerinin artması ve gıda üretiminin artmasıyla birlikte gıda kalitesi de yükseldi; bu durum yaşam süresinin uzamasına da yol açtı. Günümüzde ortalama yaşam süresi gelişmiş ülkelerde 80-90 yaş ve üzerinde, Afrika’da 55 yıl, Asya ve diğer ülkelerde ise ortalama 70 yaşa kadar uzamıştır. Günümüzde emeklilik, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla devletlerin en ciddi sorunlarının başında gelmektedir. Her ne kadar çalışanların maaşlarından kesilen primler emeklilikte yaşamını sağlamak için ödeniyorsa da, maaşların ödenmesi ve diğer sosyal haklar ülkelerin ekonomileri üzerinde ciddi bir etki yaratmaktadır. Başta iş çevreleri ve milyonları istihdam eden devlet gibi yapılar erken emekliliği genelde pek istemezler. Çoğu insan, 2000’li yıllar öncesinde 38-40 yaş civarında, belirli gün prim ödenerek emekli olmuş milyonlar, çalıştıklarının 2 katı kadar sürede emeklilik maaşı alan, sağlıklı insanlara pasif olarak evlerde, kahve köşelerinde oturan duruma getirildiler.  Son Erken Emeklilik Yasası her ne kadar bütün partilerin isteğiyle geçmiş olsa da, birçok yönden yanlış; başta kişilere zarar veren bir durum olarak ileride de çok tartışılacak bir siyasi karar olarak anılacaktır. Ülkelerin artan yaşam standartlarına bağlı olarak uzun yaşam süresi, nitelikli işgücünün korunmasını da gündeme getirmektedir. Bu bağlamda, sanayinin anavatanı Almanya’nın Başbakanı Friedrich Merz, emeklilik yaşının 2090’lı yılların başına kadar kademeli olarak yaklaşık 70’e çıkarılacağını; bunun da uzman komisyonunun görüşleri çerçevesinde, yaşam süresinin uzamasıyla açıklanacağını belirtiyor.

Artan sanayileşme, kamunun büyümesiyle zaman içinde emekli sayısının artması ve artan talepler, emeklilik sorunu siyasetinde doğal olarak en çok konuşulan konu haline gelmiştir. Zaman içinde siyaset, elinde bilimsel, sağlık, sosyal ve ekonomik veriler olmadan ve var olanları da yeterince dikkate almadan, seçmene şirin görünmek adına emeklilik koşullarını yaş sınırından çıkarıp yalnızca belirli bir prim gün sayısına indirgemiştir. Çoğu ülkede emeklilik bir şekilde yaşam güvencesi sağlamak için zengin-fakir fark etmeksizin öncelikle önemsenmektedir. Ancak diğer taraftan, ülkeler ve toplumlar belirli alanlarda ihtiyaç duyulan nitelikli insan gücünü ayrı ayrı değerlendirmektedir. Bu mesleklerin başında bilim insanları, akademisyenler, doktorlar ve uzmanlık gerektiren stratejik konumdaki alanlarda çalışan kişiler gelmektedir. Sigorta ve yaşam güvencesi bir yana, bir yaşam biçimi olan bilim insanının zorunlu sağlık nedenleri dışında emeklilik yapması, işin doğası gereği, mümkün değildir. Gerçek anlamda kendini bilmeye adamışları isterseniz de ruhen emekli edemezsiniz. Bu bağlamda, dünyada da uzun bir sürece yayılan zorlu eğitim-araştırma süreçlerinden geçerek yetişen bu değerli insanların yaptıkları işin niteliği gereği sistem dışına itilmesinin (emekli edilmesinin) ülkeye, topluma ve kişiye hiçbir faydası olmayacaktır. Emeklilik kanunu çıktığında erkeklerde 47, kadınlarda 50 yaş olan ortalama ömür bugün erkeklerde 78, kadınlarda 80 yaş civarındadır. Mevcut durumda, yakın geçmişte emekli olmuş 67 yaşın üzerindeki çoğu akademisyenin hâlen fiziki ve mental durumları ile kazandıkları bilgi birikimi ve yetenekleriyle en verimli çağlarında oldukları görülmektedir.

(Devamı Var)

Paylaş:
Prof. Dr. İbrahim Ortaş

1985 yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bölümünden mezun oldu. Mezuniyet sorasında Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde araştırmacı olarak çalıştı. 1987 yılında aynı bölümden Yüksek Ziraat Mühendisi unvanı ile araştırma görevlisi olarak akademik hayatına başladı. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde doktora öğretimi yaptı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1996 yılında Doçent ve 2002 yılında profesörlük unvanlarını aldı. 1988 Hohenheim, 1998 Florida (OECD), 2010-2011 Ohio State (Fulbright) üniversitelerinde araştırıcı olarak akademik çalışmalarda bulundu.

Prof. Ortaş’ın çalışma alanları; kök bölgesi ekolojisi, biyolojik verimlilik, toprak biyoteknolojisi, toprak kalitesi, bitki besleme ve toprak-bitki-atmosfer ilişkileridir. Karbonun bitki ve mikorizalar aracılığıyla toprağa bağlanması üzerine temel/uygulamalı araştırmalar yürütmektedir. Yüksek lisans/doktora düzeyinde araştırma yönetimi, akademik etik, bilim tarihi-felsefesi dersleri vermektedir. 43 ülkede bilimsel toplantılara katıldı. 27 TÜBİTAK, 5 DPT, 1 Tarımsal Araştırma Projesi, 54 BAP, 3 AB, Horizon/PRIMA projeleri yürüttü; 8 COST projesinde görev aldı. Rizosfer ve Toprak Biyoteknolojisi Laboratuvarlarından sorumludur. Bölüm araştırma alanında 11 uzun süreli denemelerin 1996 yılından günümüze kesintisiz olarak sürdürmektedir.

Lisansüstü eğitme ve araştırma ekseninde 7 doktora, 21 yüksek lisans tezi tamamlatmış; halen 7 öğrenciye yüksek lisans ve doktora danışmanlığı yapmaktadır. Çok sayıda uluslararası tez ve proje jürü üyeliği, AB COST, PRIMA proje değerlendirme üyeliği vardır. Üç uluslararası dergi editör ve yardımcılığı, 11 dergi hakem havuzu görevi vardır. Yurtdışı dergilerde 103 SCI, 32 TR makalesi, 1997 atıf ve h-faktörü 23. 32 uluslararası kitap bölümü, 2 Türkçe bir İngilizce kitap yazarıdır.

Bilimsel araştırmaları dışında, bilim felsefesi ve tarihi, tarım toprak tarihi, insan-bilim toprak ilişkisi, toprak felsefesi, biyoetik, tarım-çevre ve güncel insan ilişkileri, eğitimin toplumsal sorunları ile güncel eğitim, eğitim, üniversite, bilim, toplumsal sosyal yaşam konusunda gazete ve dergilerde 1201 makale yayınlamıştır. Tarım-toprak ve çevre konularında 117 gazete-dergide makaleler yayınlanmıştır. Çok sayıda konferans, TV ve radyo programları ile söyleşilerde bulunmuştur.

    İlgili başlıklar

    Yorum yapın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir