“Tarımı Olmayanın Yarını Olmaz!”
Sorunlarını taşımakta zorlandığı için bağdan/bahçeden/ahırdan meydanlara inen ve derdini anlatmaya başlayan çiftçilerden birisi şöyle bir döviz taşıyordu;
“Tarımı Olmayanın Yarını Olmaz!”
“Anadolu anlayışı” ve “Anadolu sağduyusu” denilen şey bu olsa gerek!
Tarımın içinde olan veya onun etrafında dolaşan (paydaş da denilen) herkesin –belki- yüzlerce/binlerce sözcükle anlattığı konular ve sorunlar, acı ve de yakıcı biçimde, sadece 26 harf ile özetlenmişti.
Gerçekten kadim Anadolu toprakları üzerinde yaşayan ve bu toprağın onlara sağladığı/getirdiği her olanak ve olasılığını gören bu insanların derin kavrayış ve anlatımına şapka çıkarmak gerekiyor.
Gerçekten Avrupa’nın en büyük tarımsal üretim gücü Türkiye’nin, tarım olmadan bağımsız bir devlet olarak nasıl ayakta kalacağını düşünmek gerekiyor.
Gerçekten “kurt – kuş” dahil milyonlarca canlıyı doyuran tarım sektörü olmadan, bu ülkenin gıdasını nasıl sağlayacağına kafa yormak gerekiyor.
***
Ülkesini ve insanlarını seven her birey gibi, tarımı her ortamda anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Böylelikle tarihe ve bir yerlere notlar düşmeye çalışıyorum. İçinde bulunduğumuz 2025 yılı Mayıs ayından yaklaşık 5 yıl ve 3 ay önce (tam 63 ay önce), 2020 Şubat ayının ilk günlerinde Türk hayvancılık sektörünün duayeni Veteriner Hekim Tahir S. Yavuz ile bir TV programında “tarım”, “kırsal kalkınma” ve “tarım ekonomisi” üzerinde bir söyleşi gerçekleştirmiştik (1). Fikri takip gerekçesiyle beş yıl süresince, “neler değişmiş, nelerde ilerleme sağlamışız, neleri iyileştirmişiz, ne tür sorunları kalıcı olarak çözmüşüz?” vb. benzeri soruları akılda tutarak programı tekrardan dikkatlice izledim.
TV programında, ağırlıklı olarak, daha önce farklı mecralarda paylaştığım “tarımda beş temel konu” kapsamında sohbet etmiştik. Bunlar; politik konular, ekonomik/finansal konular, örgütsel konular, işletme yapısı ve demografi ile eğitim, Ar-Ge ve teknoloji konularıdır. Beş konu, aynı zamanda, beş sorun ve çözüm alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Program boyunca ve zaman elverdiği ölçüde, o günlerde güncel saha bilgi ve verilerine de değinilerek, bu konular üzerinde değerlendirmeler yapmıştık. Aslında sadece değerlendirme yapmamıştık. Aynı zamanda, sorumluluk gereği, çözüm önerilerini de konuşmuştuk. Bilinir ki “sorunların doğru analiz edilmesi ve anlaşılması, çözümleri kolaylaştırmaktadır.”
Zamanda kısa bir yolculuk yaparak 2025 yılı Mayıs ayına gelerek, “o günlerden bugüne neler değişmiş” diye baktığımızda, konu ve sorun alanları bakımından hemen hemen hiçbir şey değişmemiş gözüküyor. Değişen daha çok rakamlar ve sayısal veriler olmuş. Örneğin 2020 yılında GSYH’nın 5 trilyon TL’yi aşmış olmasına rağmen tarımsal destekler yaklaşık 23 milyar TL olarak açıklanmıştı. Politik konuların esasını oluşturan kamunun/devletin “oyun kurucu olması” hali kendini tarıma verilen destekler ile göstermeye devam etmişti!
5488 sayılı Tarım Kanununun 21. Maddesinde yer alan, “Tarımsal destekleme programlarının finansmanı, bütçe kaynaklarından ve dış kaynaklardan sağlanır. Bütçeden ayrılacak kaynak, gayrisafi millî hasılanın yüzde birinden az olamaz” hükmü uyarınca tarıma verilen desteklemeler hiçbir zaman GSYH’nın %0,5’in üzerine çıkmamıştır. Üretim planlaması dahil bu ve benzeri konulara yönelik çözüm önerilerini konuşmuştuk.
Finansal konularda çiftçinin borçluluk hali ve öz sermaye kıtlığına vurgu yapmış ve onların emeğinin karşılığını alamadığı vurgulamıştık. 2020 yılında 111 milyar TL olan çiftçilerin borcu 2025 yılında 1 trilyon TL bulmuş oldu. Ekonomik konularda bazı çözüm ve uygulama önerileri üzerinde durmuştuk.
Örgütsel konularda, tarım sektöründe pek çok örgüt olmasına rağmen örgütlerin etki ve etkinliğinin tartışılması gerektiği vurgulamıştık. Türk tarımı için kooperatifleri ve diğer üretici/yetiştirici birliklerini dahil ederek bir çatı kuruluş önerisi getirmiştik.
İşletme yapısı ve demografik konularda, mevcut durum özetlenmiş ve olası çözüm önerilerini tartışmaya açmıştık.
Eğitim, Ar-Ge ve teknoloji konularında, karşılaşılan durumlar ve sorunları ele almış ve yapılabilecekleri kısaca sıralamıştık.
***
Bugün, yukarıda özetlenen ve benzeri konular halen konuşulmaya devam ediyor. Ne yazık ki sorunların kalıcı çözümlerini görmek yerine sorunların kalıcılaşmakta, derinleşmekte ve artmakta oldukları görülüyor.
Oysa köylünün (çiftçinin/üreticinin/yetiştiricinin) “üreten” ve “efendi” olmaları gerektiği yeniden hatırlanmalıdır. Bu doğrultuda üreticinin unutulan “itibarı” sahibine teslim edilmelidir. Benzer şekilde tarımın değeri ve önemi artık iyice anlaşılmalıdır.
Bunların hayata geçmesi için “üretim”, “planlama” ve “önceliklendirme” kavramları tekrardan masaya yatırılmalı ve de gerekli politikalar, programlar ve uygulamalar hayata geçirilmelidir.
Çünkü tarım, tercih değil zorunluluktur;
“Tarımı Olmayanın Yarını Olmaz!”
Dipnot:







